Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
273
 

Güneşli günler göreceğiz...

Güneşli günler göreceğiz...
 

Deren’in öyküsünü yazmaya devam edeceğim... Belki mutlu bir sonla bitireceğim öykümü, belki de beklenmeyen bir sonla. Hani bir filmi ya da televizyondaki meşhur dizilerden birini izlerken, kendimizce bir son tasarlarız zihnimizde…Son bazen tam istediğimiz gibidir, bazen saçma buluruz sonu, bazense umduğumuzun tam tersidir. Senariste kızarız aklımızca… ’’Yahu böyle de son mu olur, ben olsaydım şöyle yapardım.” cümlelerinin ardı arkası kesilmez. Şu an ki ruh durumum Deren’i mutsuz etmemek yönünde... En azından öykümün ana karakteri olan Deren mutlu olsun. En azından, hayatta, insanoğlunu mutsuz eden olaylar, durumlar ve kişilerle ilgili elimizden bir şey gelmezken, elimizi kolumuzu bağlayan olaylar karşısında çaresiz kalırken, bırakayım da ilk öykümün kahramanı Deren mutlu olsun.

Değerli bir büyüğümün dediği gibi, ”Ruhum yorgun çocuk… İnsan, beden yorgunluğunu dinlenerek üzerinden atabiliyor, ama ruh yorgunluğunu üzerinden atamıyor.” Ben de zaman zaman ruhumun bana: ”Bunalıyorum, çocuk…”diye seslendiğini duyuyorum...

İnsan hayatında ruh yorgunluğunun en büyük nedeni olaylar karşısında çaresiz kalmaktır. Eliniz kolunuz bağlanır bazen...Tepkiniz, sessiz bir çığlıktır çoğu zaman... Bazense kelimelere sığınmaya çalışırsınız tıpkı benim yaptığım gibi... Kelimeler, benim en iyi dostlarımdır. Ve en sadık dostlarımdır. Yargılamadan dinlerler beni...

Eli kolu bağlı olmak demiştim. Hayatımda böyle anlarım, aslında hiç karşılaşmak istemediğim, ama ne yazık ki sıklıkla karşılaştığım bir durumdur.

Böyle anlar, hani bir şey yapmak isteyip de yapamadığınız anlar o kadar çok ki yaşamımızda... Yerel ve ulusal görsel ve yazılı basında nelerle karşılaşmıyoruz ki... ”ATA”larımızın bize miras bıraktığı bu cennet vatan, ciddi sorunlarla boğuşuyor. Terör, her an her yerde olabilir. Alışverişe çıkmışsınızdır misal. Belki kendinize, belki sevdiğinize ya da çocuğunuza bir şeyler alacaksınızdır. Yanınızda elinden tuttuğunuz belki yeğeniniz... Dondurma almışsınızdır ona. Çocuklar sever dondurmayı. Derken bir gürültü... Belki siz, belki yeğeniniz, belki yoldan geçen her hangi biri artık olmayabilir. Böyle bir olayı, haberlerde son dakika olarak izlediğinizi farz edin. Vicdanı olan ve gerçekten insan olan bir insansanız, yaralılara yardım etmek istersiniz. Yaralarını sarmak, bir nebze olsun acılarını dindirmek istersiniz. Şanlı yurdumun savunmasında, canlarını feda eden Mehmetçilerimizle, köy korucularımızla birlikte sizin de bir parçanız kopar yüreğinizden. Ateş, her zaman düştüğü yeri yakmaz. Şehitlerimizin kaybı, canımızı acıtır. Türk Bayrağına sarılı tabutta , sevenlerinin omzunda son yolculuğuna uğurlanan aziz şehitlerimizin kaybı, bir parçamızı alır götürür bizden… Geride kalan yakınlarının gözyaşlarını silmek isteriz… Ufak da olsa acılarına ortak olabilirsek kendimizi mutlu sayarız.. Yaradana dua ederiz güçlü olmak ve olmaları için… Belki de gerçekten insan olabilmek, insani duyguları kaybetmemekten geçer. Unutulmamalıdır ki, bu vatan, bu Cumhuriyet kolay kazanılmadı. Ve tarihimiz, dili, dini, ırkı, siyasi ve sosyal görüşü ne olursa olsun birlik ve beraberliğin sayısız örnekleriyle dolu... Vakit, birlik olma vaktidir. Birliğin olmadığı yerde güç aramak imkansızdır…

Eli kolu bağlı olmak demiştim. Örnek o kadar çok ki... Her ne sebeple olursa olsun alev alev yanan ormanlarımız... Yangını söndürmeye çalışan köylülerimiz, itfaiyecilerimiz, sivil savunma ekiplerimiz... Dumandan zehirlenen köylüler veya görevliler... Evini, hayvanını, serasını kaybeden ve belki de elindeki her şeyi kaybeden vatandaşım... Yaşlı bir teyze... Acı içinde oturmuş... Yanına yaklaşan muhabire: ”İki hayvanımı yangına kurban verdim, onlar benim tek geçim kaynağımdı.” diyen... Kül olan umutlar, yüzyıllar boyunca dimdik ayakta kalmış, ama yangının kara isini üzerinde taşıyacak olan ve ne kadar taşıyacağı bilinmeyen bir tarih… Bir şey yapmak istersiniz… Ama yapamazsınız…Eliniz kolunuz bağlıdır. Kül olan ağaçlarının yerine, yeni fidanlar dikmek istersiniz misal… Yahut, evini kaybeden köylüye yeni bir ev, yahut ev yapması için maddi bir yardım…Yapamazsınız…Yapmak istemediğinizden değil, yapamadığınızdan… Gücünüz yoktur çünkü….Yanan ormanları televizyondan izlerken, yağmur yağsın dilersiniz veya keşke orada olsaydım da ben de bir nebze olsun söndürmeye katılabilseydim dersiniz…İnsan olmak böyle bir şeydir belki de…

Yanılmıyorsam Mazhar Alansonun söylediği bir şarkıydı :“Benim Hala Umudum Var…”Evet, her ne kadar, her an, kötü olay, insan ve durumlarla karşılaşma olasılığımız yüksek olsa da yaşamımda ve vatanımda iyi şeylerinin olacağına dair umudumu yitirmedim, yitirmeyeceğim. Ata’nın özlediği ve istediği muasır medeniyetlerle yarışacağımız günler gelecek ve tıpkı Nazım Ustanın dediği gibi Güneşli Günleri Göreceğiz…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 94
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 432
Kayıt tarihi
: 24.06.08
 
 

1999 yılında Ted Kdz Ereğli Kolejinden, 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster