Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '10

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
811
 

Güneydoğu günlüklerim - 8

Güneydoğu günlüklerim - 8
 

Sabah saat 7.5'ta kalktık. Kahvaltıda yaklaşık sekiz yıl önce Azerbaycan'da yirmi gün beraber olduğumuz tanıdıkları gördük, bir süre onlarla sohbet ettik ve dolmuşa binerek ilçe garajına gittik. Batmak minibüsüne binerek 1 saat 10 dakikalık bir yolculuğun ardından Batman İlçe Garajı'na vardık.

Batman da oldukça gelişmiş bir şehire benziyordu. Şehri gezemedik ve bir dolmuşla doğrudan Hasankeyf'e gittik. Görülen manzara ilk anda insanı çarpıyor, o köprü ve altından akan Dicle... Bir süre o manzarayı seyredip Hasankeyf'in iç kesimlerine ilerledik. Etrafımızı saran çocuklardan İsmail isimli birini rehberimiz olarak seçtik ve onunla gezmeye başladık.

Hasankeyf kalesine giriş yaptık, ikinci kapının hikayesini anlattı bize İsmail. Bu rivayete göre o kapı efsunluymuş, o kapıyı geçenler yılan sokmalarına, akrep sokmalarına karşı korunuyorlarmış. Bunu kale kapısına kabartma olarak işlenmiş yılan deseni ile şu an çalındığı için mevcut olmayan akrep deseni sağlıyormuş. Kaleyi tepeye doğru tırmanmaya başladık.

Eski çarşıları gördük, kaya evleri gördük. Oraları Süleyman Demirel 1972 yılında boşaltmış, şu anda hepsi boş halde, içleri yıkık dökük, toz duman... Bir Artuklu Sarayı var Hasankeyf'te, tavan kısmında olan küpler dışardaki sesi içeri verirken, içerideki sesin dışarı çıkmasını önlüyormuş.

Çeşitli yerlerden Hasankeyf manzarasını seyrettik. Bir kuyu gördük, adı zekat kuyusu... Buraya zenginler ihtiyaçları olmayan mallarını atıyorlarmış, fakirler de aşağı inip onları topluyormuş.

En tepeye kadar çıktık, yıkık bir camii ve kilise gördük. Yıkık camii duvarlarına dua eden insanlar vardı. Böyle bir cehalet var maalesef. Eski çağlardan kalma mezarlar var bir de tepede.

İsmail'in hocaları okula gelmiyormuş. "Domuz gribi diye bir hastalık çıkmış" dedi. Yedinci sınıftaymış İsmail. En tepeden bir müddet sonra aşağı inmeye başladık. İsmail'in ailesinin eskiden yaşadığı evi gördük. Haberleşme taşı diye bir taş varmış. Bu taş da dağın aşağısına yankı yollayarak haberleşiyorlarmış.

Aşağı inip İsmail'den ayrıldık. Dağın içinde toplam yedi kapı varmış. Üçü açık, dördü gizliymiş. Bunları da inceledik. Gizli olan kapıların bazıları heyelanla açılmış. Çarşıyı dolaşa dolaşa nehir kenarına indik. Nehrin kenarında Yolgeçen Hanı isimli bir yere oturduk ve hayatımda yediğim en güzel balığı yedik.

Yemekten sonra Hasankeyf Belediyesi'nin ağzına kadar dolmuş olan Batman minibüsüne bindik. Neyse ki misafiriz diye minibüse bizi ilk aldılar da o hengameden etkilenmedik çok fazla. Bir sorun çıkınca herkes hep bir ağızdan konuşuyor ve kimse hiçbir şey anlamıyordu zira. Her durakta inenler binenler yeni bir tartışmaya koyulunca epey vakit kaybettik.

Bu olaylar çözüldükten sonra nihayet Batman'a vardık, ineceğimiz yeri kaçırdığımız için Batman Tren Garı'na kadar gittik ve oradan şehiriçi otobüslerine bindik. Minibüsten bir genç bize otobüs biletini verdi hatta büyük bir ısrarla, böyle insanların memleketi oralar...

Ertesi gün son günümüz, rotamız Malabadi Köprüsü... Aşağıda Hasankeyf'le ilgili Sezen Aksu'nun yazısını paylaşıyorum:

Hasankeyf Üzerine Bir Öneri Önsözü

Sevgili yol arkadaşlarım, uzun zamandır yeniden yazmak için vakit kolluyorum. Fakat bazen herşeyin çok daha yoğun olduğu süreçler vardır bilirsiniz. Özellikle yaz ayları benim için böyledir. Bugün beni alelacele yazı başına oturtan sebep, bütün önceliklerimi öteledi. Konumuz Hasankeyf... Neredeyse günümüzün teknolojik imkanları ile bile elde edilemeyecek kadar eşsiz yaşam koşulları oluşturulmuş mekanlar... Bu mekanlar zihnimizdeki klasik mağara çağrışımlarını top yekûn alt üst ediyor. Yüzyıllardır mağaralarından süzülen eski uygarlıkları bağrında taşıyor Hasankeyf Anadolu’da. Üstelik sadece Anadolu’ya ait değil, tüm insanlığa ait bir kültürel mirası barındırıyor. Ancak önümüzdeki günlerde, GAP yapılanması kapsamında gündeme gelen ve çevreci karşıtı olmadığı iddiası ile başlatılacak “Ilısu Barajı” projesi ile sular altında kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak. Son yıllarda mücadele ettiği sorumsuz yerleşim ve betonlaşma tehlikelerine inat asırlarla ifade edilen bir kültürel geçmişin izlerini zorla da olsa korurken, Hasankeyf’in şimdi de sularla boğuşacak olması yadsıyamayacağımız kadar keskin bir gerçek artık. Gözlerden sakınıp inci tanesi gibi korumak bir yana dursun, “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” kalan son dişiyle de sulara gömecek Hasankeyf’i anlaşılan. Asıl medeniyetin geçmişi kucaklayıp, korumakta saklı olduğunu bilmeyen “sözde medeniyet”in son dişi... İnsan icadı savaşların anlamsızlığının bile daha kabul edilebilir gerekçeler taşıdığı zamanlarda, “korunmaya müsait yer” anlamını taşıdığı için almış adını Hasankeyf. O dönemlerden bile galip gelip, sakınabilmiş dokusunu. Kültürüyle, ticaretiyle, refahıyla büyümüş; büyütmüş üzerindekileri. Bu meydan okuma, 21. yüzyılın başlarında “ismi açıklanmayan” Alman bir finansörün desteğiyle sularda kaybolmak için değildi elbet; olmamalı. Bir Ortaçağ başkenti, hepimizin, tüm insanlığın kökleri yatıyor Hasankeyf’de. İnsan olmanın bir ayrıcalığı var ise eğer doğa üzerindeki diğer canlılardan; bu imtiyaz ile gelmiş isek dünya üzerine, işte bu ayrıcalığın hakkını vereceğimiz zaman bu zaman. Bunun farkına varmış toplumların temsilcileri, “Hasankeyf katliamında” rol almamak için çoktan geri çekildiler; gerek çevre birliklerinin gerekse de kendi kamuoylarının duyarlılığına seyirci kalmadılar. Ayrıcalığımız, tepkilerimiz ve direncimizde şekil bulsun; bu insanlık suçuna dahil olmayalım lütfen. Bu bir eleştiri yazısı değil, sadece daha fazla bilgi ve belge ile çözüme katkısı olacağını inandığım bir öneri önsözü. “Söz konusu barajın bu koşullarla yapılması tek çözümdür” gibi bir dayatmaya karşı Hasankeyf’lilerin ve onların adına yıllardır bu mücadeleyi verenlerin bir sürü akılcı önerisi var. Yakında (mümkün olabilir ise yarın, öbür gün) sözü onlara bırakacağız...

Son olarak yine ben birkaç şey söylemek istiyorum. Gücünüz yettiğince, sesiniz çıktığınca karşı çıkın Hasankeyf'in sular altında kalmasına. İmkanınız olduğu an gidip görün, niye karşı çıktığınıza dair daha dolu gerekçeleriniz olsun. Sesiniz çıkmazsa yarın bir gün sizin de eviniz sular altında kalabilir. Bekir Coşkun'un çok sevdiğim bir sözü vardı; Sesiniz varsa çıkarın, yoksa zaten yok... Ve Çarşı grubunun sloganı bu sanıyorum: Bırakın Hasankeyfine baksın... Hasankeyf boğulmadan, çok geç olmadan...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 142
Toplam yorum
: 146
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakülteliyim. Seyahat benim için bir tutku, her fırsatta bir yerlere ka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster