Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
549
 

Güneydoğu sorunu nasıl çözülür?

Güneydoğu sorunu nasıl çözülür?
 

Kimse Güneydoğu'da bir sorun yoktur demesin veya sorun sadece PKK terörüdür de demesin.

Her platformda bu konular tartışılabilmelidir. Bunun için önce geçmişe doğru bir yolculuk yapalım.

Osmanlı İmparatorluğu genişlerken yeni aldığı topraklarda egemenliğini korumak için, fethettiği topraklardaki ergenlik çağına gelmiş erkekleri devşirme olarak yeniçeri yapıyor, kızlarını ise Osmanlı erkekleri ile evlendiriyordu. Padişahlar bile eş olarak her zaman yabancı kadınları tercih ediyorlardı. Osmanlı imparatorluğunun başındaki sultanların annelerini incelersek;

- Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Leh yahudisi Helga,

- II. Selim’in annesi Rus kızı Roksalan,

- III. Murat’ın annesi Venedikli Bago,

- I. Ahmet’in annesi Yunanlı Helen,

- I. Mustafa’nın annesi İspanyol Violetta,

- II. Osman’ın annesi Evdoksiya idi.

Osmanlı imparatorluğu zamanla birçok ırk ve milletin barındığı bir imparatorluk oldu. Öyle ki Padişah Sultan Reşat’ın zamanında Meclis-i Mebusan da yer alan Kürt, Laz, Arp, Acem, Arnavut, Tatar, Moğol, Çerkeş, Gürcü, Abaza, Çeçen, Pomak, Sırp, Ermeni, Yahudi, Rum, Polonyalı, İtalyan, Fransız soylular arasında bir avuç da Türk Milletvekili vardı.

Ziya Gökalp’in ortaya çıkışı bu döneme rastlar. Kürtçülüğü bırakıp, Türkçülüğün ulusal bilincini yeniden var etmeye yönelen Ziya Gökalp, ülkeyi dört bir yandan ele geçirmiş olan yabancı soylu devşirmeler için en büyük düşman kesiliverdi ve öyle nitelendi birdenbire. Ziya Gökalp Diyarbakırlı bir Kürt ailenin oğlu idi. Önceleri Kürtçülük akımını benimsemiş sonra Türkçü olmuştu. İlk Türkçe sözlüğü de o yazmıştı.

Aslında Orta Asya Türklerinden Alp Urungu bir tablete Göktürkçe harflerle “Kürt ilinin hanıyım” diye yazdırmıştır. Anlaşılan o ki Kürtler de Orta Asya’dan gelmiş bir Türk kolu olup, dili de Osmanlıca gibi, Arapça, Farsça, Türkçe karışımıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, bir ulusal bütünlüğün çözülüp, parçalanmasına engel olabilecek olgunun, ancak o ülkede doğup, büyümüş insan kitlelerinin bir inanç ve kültürde birleşmeleriyle mümkün olabileceğine inanıyordu. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde artık hiç kimse, hiçbir kitle, kendi ırk ve soy kökenlerini öne sürerek kaynaşmamış birbirine yabancı bir toplum görüntüsü vermeyecekti.

Ne var ki, bölünmüş, birbirine yabancılaşmış birbirine düşman kesilmiş kitleler arasındaki ayrılıklardan çıkar sağlayan kişi ve çevreler, türlü çeşit oyunlarla bu teoriyi çürütmeye çalışacak ve üstelik başarı sağlayacaktır. Örneğin Nevruz, Ergenekon’dan çıkışı ve baharı simgeler. Bugün milyonlarca Orta Asya Türkü Nevruzu kutlar. Ancak Kürt şövenistler Nevruzu bölücülerin icraatlarına alet etmektedirler.

Devlet idaresi kolay bir iş değildir. Birçok vaatlerde bulunarak iktidara gelebilirsiniz, ancak ondan sonrası çok önemlidir. Siyaset yaparken, arada boşluklar bırakırsanız, bazıları o boşlukları doldurur. Atatürk bu konuda çok ileri görüşlüydü. Sovyetler Birliği komünist rejimi oturturken, o sıralarda bu rejimin Türkiye’de destekçileri olabileceğini düşünen Atatürk ilk komünist partiyi kendi kurdurmuş ve Halide Edip Adıvar’ın kocası Adnan bey ile bazı yakın arkadaşlarını o partiye sokmuştu. Burada amaç tamamen komünizme ilgi duyanları kontrol altında tutmaktı. Peki sonraki iktidarlar ne yaptı? Siyasette oluşan boşlukları görebildi mi?

Bir gün Necmettin Erbakan adlı bir profesör Almanya’dan gelip, boşluk olarak gördüğü çok hassas bir konu olan din konusunu öne çıkararak, bu eksende bir parti kurdu. Her ne kadar kurduğu bütün partiler, laikliğe aykırı davranışları nedeniyle kapatılsa da kendisi bu süreç içersinde bir dönem başbakanlık bile yaptı. Aynı şekilde geçmişte siyasi otoriteler doğuya sadece oy için gittiklerinden burada oluşan boşluğu göremediler, bütün bunlara ihmalkarlık ve bir çeşit baskı da eklenince PKK.nın doğmasına engel olamadılar. Bugün güneydoğu’da PKK sempatizanları azımsanmayacak kadar çoktur. PKK ya kurtarıcı gözüyle bakanlar bile vardır. Rahmetli Erdal İnönü’nün zamanında SHP bunların siyasi arenaya giriş yolunu açtı. Ancak onlar mücadelelerini Anayasa sınırları içersinde yerine getirmediklerinden dokunulmazlıkları kalkarak, hem cezalara çarptırıldılar, hem de partileri kapatıldı. Bundan sonra kurdukları bütün partiler de aynı şekilde kapatıldı. Fakat parti kapatmanın hiçbir yararı olmadığı, Erbakan’ın kurup, kapatıldığı partiler gibi, burada da kendini gösterdi. Şimdi DTP kapatılmak istenmektedir. Önemli olan parti kapatmak değil, oradaki yöneticilerinin kafasının içindekileri değiştirebilmektir.

PKK ve onu destekleyen Kürt kökenli sempatizanları bir Kürdistan hayali içersindedirler. Vikipedi özgür ansiklopedi, Kürdistan’ı şöyle tarif etmektedir.

Kürdistan, Kafkaslar’ın güneyi ve Orta Doğuda Türkiye, Irak, İran, Suriye, Ermenistan ve Azerbeycan ülkelerine ait toprakların bir kısmını kaplayan, yerleşim bölgelerini adlandırmak için kullanılan bir terim olarak geçmektedir. Birinci Dünya Savaşından sonra müttefik devletler bahsi geçen bölgede Kürdistan isimli bir devlet kurulmasını önermişlerdir. Bu fikre Türkiye, Irak, İran ve Suriye karşı çıkmışlardır. Herhangi bir devlet ya da uluslar arası organizasyon tarafından tanınmış bir Kürdistan isimli bir devlet bulunmamaktadır.

Osmanlılar içinde yaşayan azınlıkların birçoğunun zaman içersinde kendi isimlerini taşıyan bir ülkeleri olmuştur. . Fakat bizim Türk soyundan geldiğini ileri sürdüğümüz Kürt kökenli kişiler hiçbir zaman bir vatan sahibi olamamışlardır. Türkiye kendi sınırları içersinde yaşayan, ister azınlık olarak isimlendirilsin isterse farklı ırk olarak yorumlansın, hiçbir gurup için bir ayırım yapmamaktadır. Bugün Kürt kökenli vatandaşlarımız değişik partilerde parlamentoda görev yapmaktadır. Anayasa çerçevesinde görevlerini sürdürdükleri takdirde DTP milletvekilleri de aynı şekilde görevlerini yapabilirler.

Peki çözüm nedir?

Kısa vadede, medya PKK nin yaptığı eylemleri haber konusu yapmamalıdır. Tamamen Türkiye’yi karıştırmak isteyen güçlerin de destek verdiği umutsuz hayaller peşinde koşan bu insanlar bazı kesimlerce özgürlük savaşçısı gibi gösterilmektedir. Her ne kadar bunlar terörist adıyla anılsa bile Medya bunların yaptıklarına alet olmamalıdır.

Uzun vadede yapılacak en önemli atılım eğitim konusudur. Bugün Kürt kökenli bölgelerde evlilikler kendi aralarında yapılmaktadır. Doğan çocukların okul çağına kadar aileleri tarafından Türk düşmanı olarak yetiştirilmediğini kimse söyleyemez. Aileler kendi aralarında Kürtçe konuştuklarından çocukların ilk öğrendiği dil Kürtçe olmaktadır. Bugün Osmanlı imparatorluğu zamanında olduğu gibi bu çocukları ailelerinin elinden alarak, devşirme olarak Türk örf ve adetlerine göre yetiştirme olanağı olmadığından, bu iş okullarda öğretmenlerin görev sahasına girmektedir. Zaten PKK da bunu bildiği için geçmişte cinayetlerinde öğretmenleri hedef almadı mı?

Ama bugün en kutsal meslek sahibi olan öğretmenlerimize çok iş düşmektedir. 7 yaşındaki bir çocuğu Türk-Kürt kardeştir, Atatürk ilkeleri her kesim için geçerlidir, hiçbir ırk arasında ayırım yoktur mantığıyla yetiştirmeleri çok önemlidir. Eğer öğretmenlerimiz başarılı olamazsa uzun vadede bu sorunun çözülmesi daha da güçleşecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu sıcak günlerde görüyoruz Türk bayraklı evlere-işyerlerine saldırıyı.. Doğu bundan çok daha beter. Bugüne gelinen noktada son 20 yılın tüm iktidarlarının payı var. Son durumdan mevcut 5 yıllık iktdar sorumlu fakat ülkeye bakarsak iktidarların hiç suçu yok. Çevirmekte oldukları topun nerede olduğu bile gözükmüyor. Bende çok düşündüm. Bana göre tek çözüm. MÜBADELE.. Etnik olduğunu ve TC'yi- bayrağı tanımayanı-apoyu mübadele yoluyla kuzey ırak'a göndereceğiz. Kerkük-Musul'daki kendini Türk görenleri onların yerine alacağız ve kuzeyde kurulacak Kürt hükümetini tanıdığımızı ilan edeceğiz (o zaman hepsi koşa koşa gider) Bize yapılacak en ufak saldırıyı da savaş sebebi sayacak sınırlarımızdan uzak tutacağız.. Bence başka çözüm yookk..Saygılarımla.

Ermert Revsen 
 01.12.2007 14:35
Cevap :
Bayrağa saldırı yapanların vatandaşlıktan çıkarılarak, sınırdışı edilmeleri gerekir. Nereye giderlerse gitsinler. Kendini bu ülkenin parçası olarak görmeyenler de istedikleri yere gitsinler. Ama ne yazık ki gitmek işlerine gelmez. Yorumunuz için teşekkürler. Esen kalın.  02.12.2007 8:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 974
Toplam yorum
: 7880
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3398
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster