Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '16

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
179
 

Günlerden herhangi bir gün

Günlerden herhangi bir gün
 

resim alıntıdır


Küçücük gözlerini irileştirmek için çerçevelediği kat kat boyalar arasına sıkışıp kalan bakışların manasını çözmek ayrı bir çaba gerektiriyor. Tiksindiği bir şeye bakmış gibi yüzünü buruşturup başka bir yere yöneltiyor bakışlarını. Karşısında ki gözlerde kendi silüetini görmüş olmalı, diye geçiyor içimden. Sonra bakışları bana kayıyor hiç istemeden. Durumu kurtarmak için mi neden bilmem. Masasının başında usluca bekleyen diğer kadını işaret ediyor bana manasını kaybetmiş gözünün ucuyla.

Anlatamıyorsun işte, malum… diyor. Aynı anda sanki  aciliyeti varmış  gibi, masasının üzerinde bekleyen sarı zarfı kenarından yırtıp açıyor sinirle. (Masası evet masası, herşeyin vebali o masaya yüklenebilir düşününce. Masası var, ona çok büyük gelen.)

Masanın başında bekleyen uslu kadıncağız büyük bir sabırla seyrediyor onu. Sıra elbet kendisine gelecek ne de olsa bu masanın başına gelmek gibi bir büyük pot kırmış, günahını da çekecek.

Açtığı zarftan alel acele çıkardığı evraklara yine alel acele bir bakış atıp. Masanın bir köşesine fırlatıyor. Sonra da çok önemli bir işi yarıda bırakmış gibi öff leye pöff leye “Evet, hadi senin işini halledelim bari” diyor bekleyen kadına. “Ama bak bu seferlik, bir daha 1.30 dan önce gelme!”

Bekleyen kadıncağız yine uslu bir çocuk edasıyla “peki “ diyor.

Masasının diğer ucunda duran ince bir defteri açıp bekleyen kadının ismini kaydediyor, sonra da uzatılan parayı alıp çekmecesine bırakıyor.( Bütün bu tantana bunun içinmiymiş.)

Bekleyen kadın iyi günler diyerek çıkarken masalı kadın yine yineliyor “bir dahakine saate dikkat, bir sürü işim var” Sonra masasında ki sürü işine dönüyor.

O da ne!.. İş bulamamanın telaşına giriyor. O çok işini göstermesi, hak toplaması gerek. Çekmeceleri açıp kapıyor, bir şeyler arıyormuş gibi az önceki defterin, zarfın altını kolacan ediyor, kahretsin masada kurcalayacak bir şey kalmayınca karşı masada oturan mesai arkadaşına sesleniyor. “Kahve içelim, söylesene bize birer kahve”. Neden kendi söylemiyor? A) işi çok. B) Karşı masadakinden daha büyük bir masaya sahip C) Statü gereği çay kahve söyleyemez. Hangisi uyarsa size göre. Ama bir gerçek var kiii, o çok işi olan önemli biri.

Müzik dinlemek istiyor, bilgisayardan ses çıkmayınca bağlantı kablolarına eğiliyor tam o sırada kafasının arka tarafına doğru bir kafası daha olduğunu fark ediyorum. Çok işi olan bu iki kafalı kadın iki kafasını da aynı anda sallayarak ne oldu şimdi buna diyor. Karşı masada ki hem kahve söyleyici, hem şikayet dinleyici, hem saatten haber verici, hem bozulanları onarıcı, hem üzerine basılasıcacı imdada yetiyor. Dakika sürmeden  hallediyor.

Bu sırada kapıdan elinde bir dergiyle başka bir  kadın geliyor. Heyecanla elinde ki dergiyi atıyor masalı, çok işli, iki kafalı kadının önüne. “Baaak! bunda neler var neler” Öyle bir edayla söylüyor ki ben de bakıyorum neler varmış diye. Makyaj malzemeleri, takılar, iç giyim resimleri çıkıyor kadın sayfaları çevirdikçe. Kimini beğeniyor, kimini beğenmiyor ara sıra kikirdeşiyorlar. Biri, sürme çekmenin sünnet olduğunu diğeri kocana giyersen her şeyin mübağ olduğunu ama bu dergilere poz vermenin ahlak dışı olduğunu kekeliyor. Çok işi olan iki kafalı kadın bu konuda bayağı bilgili misal eteğin taytsız giyilemeyeceğini yumurtluyor. Sonra kullandığı çamaşırların hatırı sayılır bir fiyata sahip olduğunu da öğreniyoruz kendisinden hiç gereği yokken.

Ben bu sırada gelen kahvemi zıkkımlanırken bu binada vakit doldurmak için başka bir yerin olup olmadığını düşünüyor bulamıyorum.

Tüm bunların üzerine yeni bir yüz giriyor içeri, sıkıntısıyla birlikte. Çok işi olan, iki kafalı kadına bir şeyler soruyor diğeri çok işi olduğundan henüz bakamadığını söylüyor. Tam o an beni bir gülme tutuyor, ben onu tutamıyorum.

Kadınlar aynı anda bana dönüyorlar. Çok işi olan, iki kafalı kadın sizin işiniz de çok güzel aslında, böye bir odaya tıkılıp kalmıyorsunuz, hem de eğlencelidir diyor.

Evet, gerçekten çok eğleniyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Teşekkürler efendim. Daha nicesine ..Sağlık ve başarılı dileklerimle...

Abdülkadir Güler 
 26.01.2017 12:02
Cevap :
Kitabınız hayırlı olsun dilerim. Tesekkurler  27.01.2017 1:39
 

Kısa geldi. Daha okuyasım kaldı valla. Fakat sonra nedense birden çok işim olduğunu hatırlayıp "iyi ki kısa kesmiş" dedim. İki kafalı büyük masalı insanları varlığımla rahatsız etmekten ben hep çekinmişimdir. Aklına ve diline sağlık. Keyifle okuyup yaşamdan manzaralar panosuna astım.

Muharrem Soyek 
 18.12.2016 20:32
Cevap :
.))) Zaman ayırdığınız için tesekkurler. Yoruma geç kaldığım içinse üzgünüm. Selamlar  25.12.2016 22:54
 

Daha da ne manzaraler görülür merak hevesinden gülümseyen insanın gözleriyle...Öykü tadında ne güzel bir yazı!Elinize sağlık Devrimce.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 28.11.2016 20:14
Cevap :
Yorumunuz bana yeni ulaştı, geç kalmış teşekkürümü kabul ediniz. Selamlarımla  17.12.2016 19:06
 

Bu bir öykü, sanki biraz gerçeküstü. Uzun öyküleri severim, güzellerse hemen bitmesin isterim çünkü. Keşke birazcık daha ayrıntı olsaydı diye düşündüm okurken ama sonra birazcık gizem katmış bu belirsizlik diye düşündüm. Farklı bir tat bıraktı bu öykü ki bu önemli bence. Selamlar.

Güz Özlemi 
 09.11.2016 22:30
Cevap :
Yaşadığım günden bir kesitti bu sadece, biraz öyküye meyil etti anlatım. Bakış açımda o kadın iki kafalı mesela hem fiziki olarak başında ki örtünün altında sanki bir kafa daha taşıyormuş gibi bir kabarıklık yaratmış hem de kendisiyle celiskisinden dolayı iki kafalı:) teşekkür ederim.   10.11.2016 18:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 168
Kayıt tarihi
: 23.06.11
 
 

Çocukken en çok gökyüzünü merak ederdim. Sürekli sorular sorardım, o kadar bıktırırdım ki, "çok faz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster