Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
283
 

Günlüğümden...

Günlüğümden...
 

Sevgili Günlük;

Zaman ne kadar hızlı ve iki yüzlü akıyor. Günler geçiyor, her gün birbirinden farksız gibi. Ocak derken Şubat sonrasında Mart ve şimdi Nisan bitmeden Mayıs’tan bahseder olduk.

Haftanın bittiğini Cuma gunu üzerime çöken yorgunlukla anlar oldum. Cumartesiyi bana sunulan en büyük nimetlerden biri görüp dolu dolu yaşamaya çalıştım. Pazar ise biraz dinlenip biraz hava alıp, fazla yogun aktiviteler yapmadan soft geçer oldu.

Bir reklam var bu sıralar , beni çok ama çok derinden etkiliyor. Bir kredi kartı reklamı, hep aynı rutinde nasıl da boğulduğumuzu o kadar güzel anlatmış ki. Artık başka yerlere başka izler bırakmanın zamanı geldi diyor. İçimden nasıl imreniyorum ama kalkıp gidecek cesarete sahip olmadığımı da bir o kadar iyi biliyorum.

Zaman ileriye doğru saniye saniye akarken, ben içimde geriye doğru adımlar atıyorum. Eskiye daha fazla özlem duyuyorum.Her sabah saçımda birkaç tel daha fazla beyaz görüyorum. Yine de siyah görünmesine seviniyorum. Bir kaç sene sonra da buna özlem duyar mıyım acaba diye düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum.

Bana şaşırıyorum, değişim içinde eriyip giden bana şaşırıyorum. Etrafımdakilere şaşırıyorum. Bu şehire özgü mü bilemiyorum. Her gün biraz daha mutsuzlaşıyoruz sanki farkında olmadan. Terfiler alıyoruz, daha fazla maaş alıyoruz, daha fazla sorumluluk alıyoruz ve tabi ki daha fazla da stres.. ama bunları hep başarı sayıyoruz. Sonra o aldığımız maaş farkımızla gidiyoruz bir spor salonuna yazılıyoruz. Bilgisayar başında ya da yolda direksiyon başında hamlaşan vücudümuza kıyak çektiğimizi düşünüyoruz ve ne biliyor musunuz, o spor salonuna kadar da araba ile gidiyoruz.

Stresimizle başa çıkamadığımızı , sevdiğimiz insanları ufak tefek şeylerle kırmaya başladığımızı fark ettiğimizde bunu nasıl aşarızı da yine gidip bir başkasında bir başka yerde arıyoruz. Reikiye başlıyoruz, korkularımızdan, egomuzdan bizi arındırmaya , kurtarmaya yardımcı olacağına inandığımız meditasyonlara zaman ve para harcıyoruz.. Bu da yetmiyor, bu defa daha da başka ortamlara ihtiyaç duyuyoruz. Dalış kursuna yazılıyoruz, dansa başlıyoruz, tiyatro kurslarına katılıyoruz, tenise merak salıyoruz. Kardan nefret ediyoruz ama iş yerindeki arkadaşımız çok eğlendiğini söyleyince o haftasonunu bir dağın tepesinde geçirmeye hemen karar verebiliyoruz. Sonrasında bunu da yapmış olup, karşısına bir tik atmanın verdiği hazla kısa süreli mutlu oluyoruz...vs ...

Bu değişim beni korkutuyor günlük. Tüketim toplumunun başını çekenlerin arasında olmak beni korkutuyor. Bu şehir beni iyice içine çekiyor, bir gün gelip fırlatıp atacak gibi hissediyorum. O zaman nereye savrulacağımı şu an kestiremiyorum, düşündükçe de mutsuz oluyorum.

Keşke hayatın bir pause tuşu olsa günlük. Kendimi mutlu, huzurlu ve güvenli hissettiğim bir anımda basıversem o tuşa ve kalsam orada ...kalsam orada...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 590
Kayıt tarihi
: 16.10.08
 
 

1982 Zonguldak doğumluyum. İlk-orta ve lise ögrenimimi memleketimde tamamladıktan sonra , üniversite..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster