Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '14

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
124
 

Günlüklerim: Yargıya güvenelim

Günlüklerim: Yargıya güvenelim
 

M. T. Cicero (MÖ 106 - MÖ 43) Romalı avukat,yazar ve Kilikya valisidir.


Arkadaşım Hikmet geçenler ‘Ahlak sahibi olmak lükstür. Bazılarına göre kalmamış gibi görünüyor. Bu ülkede çok ahlaklı insan var ve hesap soracaklardır’ yorumunda bulunmuş.

Dedim ki bence AKP de Cemaat de takım olarak inişe geçti. Arada bir başlarını uzatıp kaçan ve kendilerine muhalif olanları vurmaktan, ezmekten, arabalarını yakmaktan çekinmeyen Batı destekli BOP uzantısı Uluslararası Terör Odakları şimdilik pusuda bekliyor. Biliyoruz ki AKP yıllardır gelen dip dalgaları ile BOP uygulamalarının istediği tek parti iktidarı özlemince ‘devlet’ oldu. Yine BOP uyarınca silahlı siyaset düşkünü PKK-KCK yapılanması ilk ‘paralel devlet’ olarak 2008’de ortaya çıkmıştı.

Son yıllardaki eğitimi yeni kalıplara dökmek emelindeki AKP sanırım PKK-KCK ile onların siyasi kolu BDP’nin çok yönlü değerlendirmelerine de bağlı olarak, gereğince serbest piyasa doğrultusunda işletilen ve beş milyar ABD  Dolarına ulaşan iş hacmine rağmen kapatılmasına karar verilen dershaneler üzerinden ortaya çıkan ‘Cemaat Paralel Devleti’ AKP’nin uzlaşmak ya da ortadan kaldırmak zorunda kaldığı ikinci bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Son kargaşaya göre işin içinde nice işler yanında ‘danışıklı dövüş’ gibi bir sarmalın varlığı da gözlerden kaçmıyor olsa gerek, değil mi Hikmet? Amaç birilerini aklarken bir diğerini, özellikle silahlı siyaset yerine ‘hizmet’ içerikli bazı teşebbüs-ü şahsi yanında pek çok istihbari işleri yoluna koymak isteyen bir kadrolaşma hareketi olması ise başlı başına bir olay değil mi? Bakalım Türkiye’deki bu ikiz hatta üçüz doğum sancıları bize daha neler gösterecek.

Bütün bu olayların içerisinde ABD ile AB ülkelerinin başını çektiği Batı’nın Roma mirası ‘parçala ve yönet’ (divide et impera) siyasetinin bulunduğunu görmemek için kör değil çok ağır bir adlandırma da olsa ‘hain’ olmak gerekir.

Romalı avukat, devlet adamı, bilgin, hatip, yazar ve Kilikya (Çukurova) valisi Stoa'cı ve Socrates'çi Marcus Tullius Cicero (MÖ 106 - MÖ 43) özellikle son iki yüz elli yıldan bu yana ve günümüzdeki bazı eylemlere de uyarlayabileceğimiz 'hain tanımı' ile de unutulmaz düşünürlerden biridir.

İşte o bir zamanlar gezip tozduğu yerlerde büyüdüğüm için kendisini hemşehrim olarak da andığım Marcus Tullius Cicero (Çiçero) bazen ileri geri konuşurken andığımız kimi  ‘hain’ ya da ‘hainler’ konusunda:

‘Bir ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat içerisindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve alemlerini (işaretlerini-bayraklarını) açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez; kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve onların tartışmalarını kullanarak ulusun politik yapısına nüfuz eder, bütün kapılardan serbestçe geçer, sesi en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur, ulusun ruhunu çürütür, politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkutucudur’ yorumunda bulunuyor.

Ne kadar ilginç değil mi? Yıllardan beri özellikle de 1996’daki TBMM TV Birim Amirliği görevimden bu yana TBMM’ne her gidişimde Çiçero’nun çağlar öncesinden bize öğütlediği tipten bazı kişileri gördükçe adaletin neden bu kadar kör ve sağır olduğunu düşünerek ne kadar üzüldüğümü ileride karşılaştığımızda sana anlatmak isterim. Onun toplum yapısı içerinde yer alan kesimlerin durumunu ve karşılıklı etkileşimlerini de gösteren bir dökümü de o engin dağarcığımızda saklayalım diye sana da yolluyorum.

Bence son on bir yıl boyunca gördük ki sık sık takke düştü kel görüldü. Kim Müslüman-kim ‘Süslüman’, kim gâvur-kim Müslüman, kim hâin-kim masum, kim suçlu-kim suçsuz, kim ahlaklı-kim ahlaksız, kim yeteri kadar kazanıyor-kim deveyi hamutu ile götürüyor, kim kırk kanaat geçiniyor-kim aç bilaç yatıp kalkıyor, kim çöplerden rızık topluyor-kim kutu kutu kara para saklıyor, kim adil kim zalim günden güne daha çok açığa çıkmaya başladı. Belki birileri öncelikle Müslümanları kullanarak her türlü iğrenç işlere bulaştırmak yolu ile onların beceriksizliklerini, çıkarcılıklarını ve bir birlerinin kuyusunu kazmaları gibi çatışmacı eğilimlerin siyaset, yargı ve para bağlamında, G. Fuller'in yaklaşımlarında gördüğümüz İslamsız bir dünya için yatırımlar yapıyor olabilir.

Bir zamanlar konuştuğumuz 'dolarlar' nice biçimleri ile yüz binlerce yeni zenginler biçiminde hortladı 'çok şükür!'... İyi ki Batı’nın milyonlarca buluşlarından en vazgeçilmezlerinden kamera var! İyi ki vicdan merhamet sahibi polislerimiz, savcılarımız ve yargıçlarımız var, diyerek bekleyelim bakalım kardeş.

Bu konuda geçtiğimiz Kasım ortasında yazmış olduğum Hain Kimdir başlıklı bir yorumum için eleştirilerini beklerim. Her şey gönlünce olsun Sevgili Hikmet.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

3000 yıl öncede "ne olacak bu gençliğin hali" denirmiş, hala da deniyor. Evet insanlığın sosyal psikolojisinin ana şablonu değişmiyor gibi. Selamlar.

Kadri KANPAK 
 18.02.2014 9:19
Cevap :
Kadri Bey 'görünen köy' hep bu durumda olsa da toplumların arada bir sıçradıkları 'devrimler' nice saplantıları bazen bir süreliğine de olsa yerle bir eder.Bizde de tutulan yollar Roma'da,Araplar'da ve Farslar'da olduğu gibi soyluluk, asabiye, aşiretçilik, benim adamın iyidir, mollalık ve iktidarda kalmak için her yolu mubah görmek eğilimleri kitleleri korkutarak sindirdiği için ne gerçek cumhuriyet ne sosyalizm ne de demokrasi mayaları tutmuştur.Çünkü öncelikle bilim ve teknolojide yaya kalan toplumlar hukuk alanında da beceriksizlikler sarmalından ve bizde gördüğümüz gibi Şark Kurnazlığı eğilimlerinden kurtulunamadığı için; şeffaflık, mertlik, dürüstlük, adil olmak, diğergamlık gibi üstün kişilik özellikleri yerlerde sürüklenmektedir.Hangi olay ya da soru karşısında ya sabır çekmiyoruz, değil mi?Bence M.T.Cicero'nun sunduğu o basma kalıp yargılar gibi bizde de yerleşmiş bulunan 'güçlü olan kazanır' benzeri nice ortak basma kalıp yargılardan dolayı söz konusu kişilikler değişmiyor.  18.02.2014 12:30
 

Evet, kim Müslüman kim gavur, kim suçlu kim güçlü ortaya çıkacak... Lâkin bu yargıyla mı çıkacak? Zor... "Milletin kendi azim ve kararlılığı"nın çıkarması gerekir... Çıkaracaktır, eninde sonunda... Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 03.02.2014 23:21
Cevap :
Cengiz Bey Türk toplumuna dayatılan nice propagandalar ile kumpaslardan dolayı siyasetçilerin çözemeyeceği nice suç içerikli sorunları Yargı çözmek zorundadır. Bu da dört başı mamur yansız bir hukuk ve Yargı kesiminin bağımsızlığı ile mümkündür. ABD ile AB'den oluşan Batı'nın teknoloji ve bilimdeki başarılarının gerisinde onların değişen şartlara göre 'hukuk yaratma' çabalarını görmezden gelemeyiz. İlginizden dolayı teşekkürler...   03.02.2014 23:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 966
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster