Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '21

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
74
 

Günü Gelmeden Taburcu

“DUVARA ÇAKILMIŞ BİR ŞİİR PEŞİNDE” OLAN ŞAİR…
 
“Selam çimlenen aşklara, hapsedildiğim kuyulara / Duvara çakılmış bir şiir
peşindeyim…” Bir arayışın peşindedir şair Hüseyin Peker, günlerce tuvallerle, şasilerle,
astarlarla, renklerle boğuşan bir ressam gibi şiirinin sesini bulmaya çalışıyor. Şairin ve şiirin
bol olduğu günümüzde insan ruhuna dokunan, felsefi derinliği olan, hem coşturan, hem
düşündüren dizeleriyle bu kez Klaros Yayınlarından çıkan Günü Gelmeden Taburcu isimli
toplu şiir seçkisiyle selamlıyor okurunu. Daha önce çeşitli tarihlerde yayınlanan, Beni Oyuna
Kaldır, Toz Bile Değilken, Engel-siz, Dilsiz Tekneci, Buyrun Arayın kitaplarının yanına Bana
Kardeşim De şiir oylumunu da ekleyerek.
Peker; gözlemleyen, sorgulayan, yaşadığı coğrafyanın, bulunduğu zamanın tanığı olan
bir şair. Bunu dizelerinde sürekli hissettiriyor. Kullandığı dile hâkim, her sözcük, her dize
derin anlamlar yüklü. Uzun, derinlikli, büyüleyici yolculuklara çıkarıyor okuyanı. “Gittiyse o
senin olmamıştır dedi biri / Zaten yaşamadı, görmedi benimle sokakları…” ve “Dikeni battı
senle yaşadığım saatlerin / Beni oyuna kaldır, bağırarak doğuralım ikimizi…” Dizelerinde ise
bir yanı yaralı, bir yanı kanamakta…
Şair sofist bir atmosferde soluk alır gibidir, onun göğü sonsuz ve mavidir, kelamı
kutsal ayetler gibi uçuşur, güneşi parlak ve sıcaktır. İnsan ruhuna dokunan dizeleri ılık bir yel
gibi yumuşacık eser. “Babam şoför, yolculuklarda başrol oynadım / Bu yüzden kumaş alıp
motif baktım şehirlerden / Denizciyi sayıkladım, denizin serinliğini / İspanyol paça pantolon /
Yakılan ilk filmimdi…” Nostaljik bir film izler gibi yolculuğa çıkarsınız onu okurken.
Şiir, duyguların en etkili şekilde dışa vurumudur, insanlık tarihiyle birlikte varlığını
sürdürmüştür ve en az aşk kadar eskidir. Yazıdan önce insan yaşamında ses vardı, sonra ses söze
dönüştü. Sözün, kelamın sanat olduğu dönemlerde Homeros gibi ozanlar, düşünürler, filozoflar
aşklarını, acılarını, umutlarını, isteklerini insan ruhunu etkileyecek şekilde dile getirirlerdi. Söz
şiirleşirdi, anne sütü gibi bembeyaz parıldar, ruha sinerdi. Aşkı, umudu gönüllerine nakışlarlardı
şairler. Hüseyin Peker’in şiir ikliminde de umudun ve aşkın yeri ayrıdır. “Çiçeklerin ak köpükler gibi
açtığı günde / Duru bir bakışla özlemişken seni…” Dizeleriyle sevgiliye olan özlemini anlatan şair,
“Gücenme dostum: çiçek açtığım için / Taş ustası der ki: taşlar sıcaktır / Renkleri yumuşatmış dans
ederim / Çıplak ayaklarla yağmurlu günde…” Dizeleriyle ise umudu ve sevinci nakışlamaktadır.
 
Yaşadıklarını taşıyor dizelerine Peker, kendiyle olan bireysel çatışmalarını,
yalnızlığını okuruna da hissettiriyor, “Siz gittiğinizde çok yalnız kaldım / Felakete hazır
değildim, taşları korkuttum / Yangın çıkıyor bedenimde…” dizelerinde olduğu gibi açık,
anlaşılır, sade bir dil kullanıyor şair. Benzetmeler yerinde ve güçlüdür.
 
Peker, toplumsal gerçekçi bir anlayışla yazıyor şiirlerini. Yaşadığı dönemin siyasi,
sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerini takip etmekte, dizelerinin arasına bunları
serpiştirmektedir. Şair, kendi kişiliğinden, yaşantısından, çevresinden de izler aktarıyor.
Yaşadığı zamana da tanıklık ediyor şair, bu tanıklığını gelecek kuşaklara aktarmak
istercesine sarılıyor kalemine. 2030 yılında Madrid’de bir otel odasında olduğunu hayal
ederek, bugün yaşadığı salgından haber veriyor, “Anlattığın kapalı devre bir tonlama /
Gösteriyorsun bana 2020’lerde saklanan / Korona virüsün dolaştığı çarşaf örtüsünü…”
Başka dizelerde de görürüz salgının etkisini, “Üç saat ara verir soluk almaya / Bir de üstüne
tanı yerleşir: korona! Uzar gider gıcık / Boğazına kuru öksürük, evinde iyileş derler…”
Yaşadıkları yormuştur şairi, dışarı çıkamamak, özgürce dolaşamamak psikolojik olarak
etkilemiştir onu, “Toprağa kelepçelenmiş bir gelecek bıraktın dostlara / Sokağa çıkma, soluk
alma, maske tak!”
Kendine özgü üslubuyla, büyülü bir atmosferde dolanan dizeleriyle okurunu hayran
bırakıyor Peker. Derin anlamlar yüklü anlaşılır sözcükleriyle, farklı bir tat bırakıyor
zihinlerde, şiirinde gerçekçilik, gerçeklik kendini hemen gösteriyor, “Dünyayı sevmemde bir
gariplik var / Bir yudumda bitirdiğim halde kalan suları / Çığlığımı susturamadım, çoktan
beri bilirim…” Dizelerinde olduğu gibi toplumda varlığını sürdüren objeleri sıklıkla taşıyor
şiirine.
Yaşadığı kenti, İzmir’i çok sevdiğini de şu dizelerinde görebilmekteyiz, “İzmir’de
şapkam var güneşten / Palmiye’den örülü, miskinlikten çapraz / Üstüme çöken öğlen uykusu
kordon seferinde…”
Tarihte yaşanmış olayları, mitolojik destanları da şiirine referans yapıyor şair,
“Üstünde biriken kar oldum / Yörük masalları dinlettim sana / Mitolojik yollar açtım / Hiç
evlenmedim yedi uyurlarla…”
Kendinden önce yaşamış şairlere atıfta bulunur, “Ece de yok, edip de, cemal de /
Meydan senin, düşmanın artan ateşiyle kalemiyle yaz…” Bunlar onun çok sevdiği şairlerdir.
Peker, birçok şiir eleştirmeni tarafından çağdaş Türk şiirinin en son ve en özgün atılımı olarak
nitelenen ve 1950’lerden sonra şiirimizde etkili olan İkinci Yeniciler’i şiirlerinde sık sık
anmakta, onlardan etkilendiğini göstermektedir. Üslup ve biçim olarak da onların şiirinin
izindedir. Peker’in şiirinde de aykırılık, geleneğe başkaldırı, özgürlükçü bir yan hep sezilir.
Cemal Süreya’nın dediği gibi, “Şiir anayasaya aykırıdır, doğanın ahlakı kovduğu yerdedir,
yasadışıdır.” Bu izleği takip eder Peker de.
“İstavrit olurum bir daha doğduğumda / İskeleye masayı yerleştiririm / Papatyadan
oluşan duvak gibiyim / Sait Faik’in ismini eklerim kendime…”
Şiir, şairin yazdığından daha çok okurun ne anladığıyla anlam kazanır. “Bir şiir, yalnız
o şiire giren sözcükler değil, bir de girmeyen sözcüklerden meydana gelir,” der Salah Birsel.
Okurlar şiiri farklı anlamlandırabilir, bu nedenle şiire olan ilgi de asla bitmez zaten. Şiir bir
bakıma okuyucunun eğitim seviyesi, kişiliği, kültürü ve psikolojik durumuna göre anlam
 
kazandığından Peker’in şiiri de kendi okuyucusu tarafından defalarca yorumlanmış, kendi
derinliğini yaratmıştır.
Şairin şiirlerinde yaşanılan dönemin sorunları ve yaygın karakterleri bir biçimde
kendini hissettirir. “Sen, ben, fuat bir otel balkonunda çizik gibiydik günün birinde / Geceyi
güllerle süslüyorduk, yüzümü kesiyordu bir berber / Kanı diğer aynaları süslüyordu…”
Dizeleri ne kadar da tanıdık.
“Bütün anlattıklarım masaldır / Yani hayat, önümüze çıkanlar / Otobüs durağında
ömür geçirilen / Oyunun bitmesini bekleyen esasında / Hayat sen, tuz ve arsenik bas
yarana…”
Hüseyin Peker, yaşamın tüm zorluklarını göğüslemiş biri olduğunu, acılarla,
yalnızlıkla, yoksullukla ruhunu beslediğini ve şiirlerine de bunları aktardığını ne güzel
anlatıyor. O, duvara çakılmış bir şiir peşinde, kendinden sonrakilere bir dize kalsın istiyor. En
güzel şiiri, en güzel kelamı yakalamak istiyor. Dünyaya dizeleriyle anlamlı bir selam bırakmış
zaten şimdiden.
“Dünyanın tadımlık olduğunu öğrettin bu kez / Ah toprak gizle beni / Hangimizin
öldüğünü görsünler diye…”
 
Günü Gelmeden Taburcu
Toplu Şiirler
Hüseyin Peker
Klaros Yayınları
2021
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 101
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1468
Kayıt tarihi
: 01.11.06
 
 

1970 yılında Siverek'te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Tarsus'ta tamamladım. İstanbul Üniversitesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster