Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1100
 

Günümüzde devrimci olmak

( SÖZ VE EYLEM dergisinin Ocak 2012 sayasında yayımlanan aşağidaki yazımı, ilgi ve eleştirilerinize saygılarımla sunuyorum. -Yusuf ERDEM- )

Günümüzde Devrimci Olmak

 

 

Bir devrimci akademisyen dostumla söyleşirken söz dönüp dolaştı, günümüzün devrimci kişilik tiplerine geldi. Zihin açan, ezber bozan şeyler konuştuğumuzu anımsıyorum. O söyleşiden sonra günümüz devrimci kişilikleri üzerinde daha çok düşünmeye, daha dikkatli gözlemlerde bulunmaya başladım. Vardığım  sonuçları bir yoldaşa aktarmak istedim; ilgiyle dinledi ve bunları mutlaka yazmam ve devrimci kamuoyuyla paylaşmam gerektiğini söyledi Günümüz devrimci tiplerini üç bölümde ele aldığım aşağıdaki özet yazı böyle doğdu: 

Günümüzün devrimci kişiliklerini üç bölümde ele alabiliriz:

a) Mümin-Ortodoks devrimci tipi: Bütün yüreğiyle, bütün duygularıyla devrime inanmıştır. Kendini bütün gücüyle devrime, devrimci mücadeleye adamıştır ve devrimci olduğuna kesinlikle inandığı örgütün veya partinin en özverili, en çalışkan ve en gözü pek militanıdır. Teorik düzeyi genellikle düşüktür ve politik esneklikten yoksundur ve yeni politikalar üretilmesinde entelektüel katkısı pek yetersizdir.Ve her dönemde var olan bu devrimci karakterinin sayısı düne göre bu gün çok daha azdır. Ve ne yazık ki bu inançlı kadrolar, inandıkları örgütlerin teorik, politik yetmezlikleri yüzünden ufukları genişletilerek geliştirilememekte; kuru bir inanç ve devrimci bir inatla, eski kalıplarla direnmeye çalışmaktadırlar. Lenin'in benzetmesiyle "adları dışında komünizmle hiçbir ilgileri olmayan örgütler"in elinde başkaca bir şansları da olamazdı zaten.

b) Eylemsiz ve ukala "devrimci" tipi:Belli bir entelektüel düzeyi ve birikimi vardır. Geçmiş dönemde devrimci mücadeleye katılmış ve hatta devrimci partilerde önemli sorumluluklar da üstlenmiş olabilir. Hatta siyasal gericilik döneminde başarısız yeniden örgütlenme çabalarına katılmış da olabilir. Ancak giderek devrime, komünizme, örgütlü mücadeleye olan inançlarını en küçük kırıntısına kadar bütün bütüne yitirmiştir. Kısacası hiçbir şeye inanmaz, mücadeleye katkı anlamında hiçbir şey yapmaz. Devrimci mücadele ve örgütlenme, dönemin devrimci bilgisini üretme konularında elini taşın altına koymak bir yana kılını bile kıpırdatmaz. Buraya kadar olan durumu -ki siyasi gericilik döneminde küçük burjuva kökenli devrimcilerde sık rastlanan bir olgudur- anlaşılır bir durumdur. Ancak bunu kesinlikle açıkça itiraf etmediği gibi kendini en bilgili, en doğrucu devrimci olarak satmaya çalışır. Kendisi devrimci mücadele için parmağını oynatmadığı halde, yapılan hiçbir şeyi beğenmez, yapılan her şeye burun kıvırır. Daha ötesi örgütlenen ve mücadele eden kadroları yaftalamaya, lekelemeye ve yapılan işleri baltalamaya çalışır. Bazen bu yıkıcılığını, yoldaşça eleştiriler görüntüsü vererek yazıya da dökebilir.

Bu tür ‘devrimci kadro(!)’ları teşhir edip kendi hallerine bırakmak,  devrimci çabaları çürütmelerine meydan vermemek gerekir. Nasıl ki liberalizmle veya ulusalcılıkla solu kirletmeye çalışan burjuva akımlara karşı durmak, sınıflar mücadelesinin bir savaş alanıdır; aynı şekilde inançsız, eylemsiz, ukala keskin devrimciler(!)in ipliğini pazara çıkarmak, yıkıcı niyetlerini etkisiz kılmak devrimci mücadelenin ihmal edilmemesi gereken bir parçasıdır.

c) İnanan, düşünen ve davranan kadrolar :Bu tür devrimciler bilirler ki; bir komünistin, bir devrimcinin örgütünden ve gerçekliği dönüştürmenin dupduru ve doğru devrimci bilincinden ve sonuna kadar kendilerine güvenerek birlikte savaştığı yoldaşlarından başka hiçbir şeyi yoktur. O nedenle de her dönemde devrimci bir parti yaratmak, bu partiyi devrimci bir bilinçle silahlandırmak ve bu niteliği her gün yükselterek yeniden yeniden fethetmek için çaba harcar.  Varsa güçlendirir ve yeniler, böyle devrimci parti yoksa yaratır.

Öte yandan onun için kendisi dahil hiçbir kadro, kendisininki dahil hiçbir örgüt mükemmel değildir. O nedenle devrime yürüyüşün görevlerine en uygun aygıtları yaratmak ve -kendisi dahil- tüm kadroları yetkinleştirmek için yöntemler geliştirir. İşte bu nedenle ona göre bir devrimci, son nefesine kadar hep öğrenen alçak gönüllü bir öğrencidir ve aynı zamanda örgüt ve devrim bilincini sürekli yığınlar arasında kökleştirmeye çalışan bir öğretmendir.

Örgütsüzlüğün, dağınıklığın, inançsızlığın ve çürümenin yaygın olduğu böylesi uzun siyasi gericilik dönemlerinde bu tür bir sorumluluk üstlenen devrimcilerin sayısı çok azdır ve bu, son derece doğaldır. Ancak bunların varlığı, sayılarıyla ölçülemeyecek derecede önemlidir ve siyasi gericilik döneminin, yani zor günlerin ateş çemberlerinden çelikleşerek geçmeyi başardıkları için yükseliş döneminin devrimcilerinden çok daha vazgeçilmezdirler. Bu kadroların varoluşları ve devrimci aktiviteleri sayesinde, çektiğimiz bunca acıların, bunca düş kırıklıklarının ve ödediğimiz bunca bedelin boşa gitmemiş olduğunu rahatça söyleyebiliriz. İyi ki onlar varlar ve düşünmeye, üretmeye, örgütlenmeye, örgütlemeye, savaşmaya devam ediyorlar.

Ne var ki örgütlerin ve kadroların ölçüleceği mihenk taşı; çözmeleri gereken tarihsel görevlerin büyüklüğü ve zorluğudur. Tarihin, bu kadroların önüne  koyduğu devasa görevler ise; bugünün ve geleceğin devrimci teorik çözümlenmesini ve mücadele ve devrimler tarihimizin doğru ve cesur bir değerlendirmesini başarmak; proletaryayı enternasyonalist devrimci bir partiye kavuşturmak; bu partilerin işçi sınıfı ve emekçiler içinde çoğalıp kökleşmesini sağlamak ve Türkiye, Ortadoğu ve Dünya devrimini zafere ulaştırmayı hedefleyerek sömürüsüz, sınıfsız bir özgürlük dünyasına doğru coşkulu bir yürüyüşü başlatmaktır.

Bu kadroların önünde duran teorik, örgütsel, siyasal ve tarihsel görevler, böylesine büyük ve böylesine çetin. Oysa ülkemizde ve dünyamızda bu nitelikteki kadroların sayıları sınırlı, ayrıca bilgi ve becerileri -çözmeleri gereken görevlerle kıyaslandığında- yetersiz; üstelik bu kadrolar dağınık;  öbek öbek, hatta birey birey parçalı durumda. 

Bu yetersizliği ve örgütsüzlüğü çok iyi bilen -bilmek ne kelime, bu eksikliği sürekli olarak her hücresinde iliklerinde, kemiklerinde hisseden- devrimci kadrolar, benim zayıf omuzlarım bu ağır yükü kaldıramaz, diyerek teslim mi olmalı? Biliyorum ki bu kadrolar, bunu akıllarının ucundan bile geçirmezler. 

Şöyle söyleyeceklerdir: Yeryüzünün her köşesinde antikapitalist başkaldırıların eski dünyayı, yeni dünyayı kasıp kavurduğu günümüz yer küresi, tarihin hiçbir döneminde bu derece komünizme hazır olmadı. Biz komünistler ve sınıfımız örgütsüz olduğumuz için tarihsel ömrünü bitirmiş olan emperyalist kapitalizm tarihten zaman çalıyor. Bugüne kadar süren tarih öncesi döneme son vererek insanlığın özgürlük tarihini başlatabilmek için bizim, dünyanın her yerinde enternasyonalist devrimci partilere ihtiyacımız var. Marksist teorinin verimli üretken toprağına yeniden ayak basmaya ihtiyacımız var. Omuzlarımız, bu ağır yükü taşıyamayacak durumdaysa omuzlarımızı güçlendireceğiz. Bilgimiz yetmiyorsa Marksist teorimize sarılıp devrim yürüyüşümüzün çağdaş bilgisini üreterek kendimizi ve sınıfımızı bu bilgiyle silahlandıracağız. 

Proleter alçak gönüllüğü ve devrimci açık yürekliliği birer kişilik özelliğimiz haline dönüştüreceğiz.  Özeleştiriden ve eleştiriden korkmayacağız.  Değil dostlarımızın,  açıktan veya dost görünen düşmanlarımızın (yani 2. Gruptaki devrimci(!)lerin) yıkıcı eleştirilerinden de yararlanacağız.

Kısaca ne yapıp yapıp tarihsel misyonunu yerine getirmesinde işçi sınıfının yoğunlaşmış ortak aklı, vicdansız bir dünyanın vicdanı, onun devrim kavgasının örgütleyicisi, bu kutsal kavganın parıltılı kılavuzu olacağız. İşimiz çok, cesaretle işe başlamalıyız.

Gramschi'nin de işaret ettiği gibi; aklımız ve kuru mantığımız bizi umutsuzluğa düşürse de devrimci irademiz içimizi coşku, güç ve enerjiyle dolduruyor.

Maltepe, Ocak 2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Devrimci ve sol kökenli olmayışıma rağmen realist bir yazı yazdığınızı görüyorum. Bence Türkiye'de 3. tip devrimci olmayışının asıl nedeni devrimci görüşün çıkış noktası olan Sosyalizme giden süreci Türkiye'nin geçmemiş olması. İngiltere ve Fransa'da olduğu gibi kadın ve çocukların adeta köleleştirildiği bir sanayileşme yaşanmadığı için onların haklarını korumaya dayanan Sosyalizm kültürü gelişmedi Türkiye'de. Bizdeki sol daha ziyade, solun kötü yönlerini gösterip Rusya'dan uzak tutmak isteyen Avrupa'nın beslediği sol. Siz ne dersiniz?

Fikri SELİM 
 26.03.2012 23:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 544
Kayıt tarihi
: 08.03.11
 
 

1948’de Tokat’ın Reşadiye ilçesine bağlı Bereketli köyünde doğdum. İlkokulu köyümde, ortaokulu Reşad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster