Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Aralık '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
113
 

Günümüze 45 sene öncesinden bakış

Günümüze 45 sene öncesinden bakış
 

Foto Haşmet


İnsanlar olduğuyla yetinip, mutlu olamaz. Hep daha fazlasını isteme arzusu eldekiyle mutlu olma saadetini kaçırmamıza neden olur. Soframızda peyniri bulmuşken neden pastırmamızın da olmadığını düşündüğümüzden o güzelim peynirden hiç tat alamayız.Aslında 10 lirada bize yetecekken, 100 liranın peşine düşeriz. Kendi kendimize şarkı söyleyip de mutlu olabilicekken sahnelerin hayalini kurarız. İşte Ayşe Goncagül'de "biz" ağzıyla kıyısına dalga vurduğum insanlardan biri. Onun hikayesini size ben anlatmak isterdim ama Atıf Yılmaz filmini çektiği için, ben sadece konunun üstünde gezinip sizi ustanın filmine sevk edeceğim.

"Ah Güzel İstanbul" filminden bahsediyorum. "Gündüz Çorbacı Akşam Meyhaneci Rıfkı"da Sadri Alışık'ın, Haşmet İbriktaroğlu'nu bize takdim etmesiyle başlıyor film. Öyle ki, Bizim Haşmet konaklarda büyümüş, iyi eğitim görmüş, paranın denizinde bir kaç kulaç atmış biriyken tüm onları elinin tersiyle itip, kendi tabiriyle batırıp bir gece konduda yaşamayı tercih etmiştir. İnsana mutluluğu paranın değil insan olmanın getireceğini çok iyi bildiği için parasını çar çur edip kendi yaşamına bakmıştır. 45 sene öncesinde de günümüzde olduğu gibi paranın baş öğretmen olduğu sanat okulunda yüzlerce dansöz yetişmekteydi. O, dansöz olmaktansa tek başına zeybek oynamayı seçmişti belki. Yani normal bir iş de çalışıp da hayatın kıyısında köşesinde kalmakla da kalmayıp bir de birilerine yağ çekeceğine seyyar fotoğrafçılık yapmaya karar vermişti. İnsanların fotoğraflarını çeker, geçimini sağlar akşam da arkadaşlarıyla kafa çekip hayatını devam ettirirdi.

Bir gün fotoğraf çektirmek için "Ayla Algan" yani Ayşe Goncagül ya da "Küçük Cezve" onun sokaktaki taşlı topraklı, üzerinde ; İstanbul Hatırası yazan tahtalı, stüdyosuna gelir; İzmir'den Şöhret olmak için geldiğini tüm parasını kıyafetlere verdiğini bu yüzden fotoğraf çekilmek için bir sokak fotoğrafçısına mahkum kaldığını ve artist fotoğraflar çekilmek istediğini söyler. Haşmet şaşırır, onun komik hallerine güler ama aslında onun için üzülür. Çünkü başına neler geleceğini bilir. Film Haşmet'in Küçük cezvesini koruma çabaları ve küçük cezvenin artist olma inadıyla devam eder.

Filmde değinilen, şöhret olma uğruna aileyi, sevdikleri reddetme durumu günümüzde hala geçerlidir. İnsanlar televizyonlarda olmak, herkesin dilinde misafir olmak, en pahalısından elbiseler giyip en lüks yerde yemek yemek için birbirlerini çiğniyorlar. Sonrasında hayal ettikleri yere ultaştıklarında bazen ne denli yanlış yaptıklarını anlıyorlar bazen de kör oluyorlar.

Aynı zamanda film, paranın insana nasıl hükmettiğini gösteriyor. Zaten bu hususuda açıklamaya pek gerek yok.

Filmde değinmek istediğim bir diğer nokta da; Atıf Yılmaz'ın 45 senenin önceki teknolojiyle çektiği kayık sahneleri. Günümüzde bile bu kadar iyisini bulmak çok zor. Ayrıca Erdal Özyağcılar'ı küçücük bir rolde; sapık bir fotoğrafçı rolünde görmek de insanı gülümsetiyor.

Umarım en kısa süre de filmi izleyip küçük cezvenin ve Haşmet'in hikayesine tanık olursunuz. Şimdi iyi seyirler.


Ender Yılmaz

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 517
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

21 yaşında hayatı gözlemleyen, gözlemlediğimi yorumlayan biriyim. Muğla üniversitesinden ayrıldım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster