Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '11

 
Kategori
İnternet
Okunma Sayısı
1776
 

Günümüzün 'sihirli aynası'!

Günümüzün 'sihirli aynası'!
 

Sosyal paylaşım siteleri; özgürlük mü, gereksinim mi yoksa narsist bir bağımlılık mı?


"Söyle bana Facebook, benden güzeli var mı?"

Müthiş bir sayı: Neredeyse dünyada yaşayan her 14 kişiden biri, yaklaşık 500 milyonu aşkın insan, gününün önemli bir kısmını facebook’ta geçirmeye başlayınca, bu sosyal paylaşım platformu sosyolog ve psikologların da araştırmalarının ilgi odağı olmaya başlamış durumda... Ruhsal sağlık problemlerine yol açmasından, gelecekteki iş fırsatlarının kaçmasına neden olmasına, kullanıcılarının kıskançlık duygusunu derinleştirip ‘canavar’a dönüştürmesinden, narsistleştirmesine kadar birçok bilimsel iddianın hedefindeki Facebook kullanımı hakkında son aylarda yapılmış bilimsel araştırmalar, ilginç sonuçlar ortaya koymakta...

Kanada York Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı araştırmalara göre, Facebook’taki sayfalarını sık sık güncelleyenlerin çoğu ya narsist eğilime sahip ya da özgüven sorunu yaşayan kişiler. Narsizmin sadece ilgi çekme ve sevilme isteği olmadığına dikkat çeken psikologlar, bu eğilimin, uzun süreli sağlıklı ilişki yeteneksizliğini beslediğine dikkat çekiyor. York Üniversitesi araştırması, kızların çekici fotoğraf koymaya yoğunlaşmalarına karşın erkeklerin ise, “About me” (kişi hakkında) kısmında kendilerini methetmeye yoğunlaştıklarına dikkat çekiyor.

Sükse için Cuma sabahı en iyi zamanmış!

Özellikle arkadaş sayısı fazla olanlar için Facebook’ta güncelleme yapmak, ya popülariteyi daha da artırmaya ya da birçok güncelleme içinde sizinkinin kaybolup gitmesine neden oluyor. Sosyal medya pazarlama şirketi Virtrue uzmanları, güncellemelerinizin en iyi dikkati çekeceği zamanın Cuma sabahı öğle vaktine kadar olan zaman olduğunu söylüyor.

Diğer taraftan sosyal araştırmalar, insanların ‘kendilerine benzeyen’ insanlarla aynı yerde çalışmayı, yaşamayı ya da eğlenmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Cornell Üniversitesi uzmanları ise yaptıkları araştırmada, Facebook kullanıcılarının, bütün arkadaşlarının kendileriyle aynı düşüncede olduğunu varsayma eğiliminde olduğunu tespit etmişler. Araştırma sırasında Facebook kullanıcılarına kamplaştırıcı politik konularda tercihlerini belirlemeleri istenmiş. Ardından, arkadaş listelerindekilerin bu konularda ne düşündüklerini tahmin etmeleri rica edilmiş. Ancak, sonuç hiç de kullanıcıların düşündükleri gibi çıkmamış. Araştırma, ‘insanlar, arkadaşlarının da kendileriyle hemfikir olduğu konusunda çok yanılıyor’ diyor.

Hollandalı Psikolog Paul Kirschner, ders çalışırken bir yandan da ara ara Facebook sayfasını kontrol eden öğrencilerin oldukça başarısız olduğunu tespit etmiş. 219 Amerikan (ABD) üniversite öğrencisi üzerinde bir çalışma yapan Kirschner, Facebook kullanıcılarının not ortalamasının 5 üzerinden 3.06 olmasına rağmen Facebook kullanmayanların ortalamasının 3.82 olduğunu saptamış. Ohio Üniversitesi öğretim görevlilerince 2009 yılında yapılan psikolojik araştırmalar da Facebook kullanımının öğrenim başarısını ciddi şekilde etkilediğini belirlemişti. Buna göre, “Facebook’tan eski sevgilinizi gözleyip durmak sınıfta kalma riskinizin artmasına yol açmakta” sonucu ortaya çıkmakta...

Önce facebook sonra lavoba,

Oxygen Media ile Lightspeed Araştırma Merkezinin, sosyal medya kullanıcısı 18-34 yaş arası kızlar üzerinde yaptığı araştırma çarpıcı sonuçlara ulaştı. Yüzde 34’ü sabahları uyandıklarında tuvalete gitmeden önce Facebook’a girdiklerini itiraf ederken, yüzde 39’u kendilerini Facebook bağımlısı olarak tanımlamışlar. Yine bayan kullanıcıların yüzde 49’u erkek arkadaşının hesabını hackleyerek kontrol etmeyi normal bir davranış olarak görüyorlarmış.

Diğer yandan İngiltere’de yapılan bir araştırma sonucu; gelişen sosyal ağlar ile kadınların erkekleri gizlice takip ve taciz etme oranlarının arttığı açıklandı. Bedfordshire Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmada internet üzerinden taciz ve rahatsız edilen kişilerin yüzde 35’inin erkek olduğu belirtildi. Araştırmayı yürüten Psikolog Doktor Emma Short, “Özellikle facebook takip ve tacizi daha meşru kılıyor ve rahatsızlık veren kişinin fiziksel korkusunu kaldırıyor. Kadınlar çoğunlukla eski sevgililerine anonim e-postalar yolluyor ve facebook üzerinde sahte hesaplar kurup onları takip ediyorlar” demekte... Sanal ortam dışında taciz edilen kişilerin ise sadece yüzde 8’i erkeklerden oluşuyor.

Öte tarafdan medya servisi'nin verdiği bilgiye göre; İngiliz Bilgisayar Topluluğu (BCS) ise sosyal ağlarda çok fazla zaman geçirmenin insanları izole ederek gerçek hayattan kopardığı mitine karşı çıkıyor. BCS araştırmasına göre, Facebook gibi sosyal ağların kullanımı da hayattan tatmin olma yolunda istatistiki olarak kayda değer bir pozitif etki yapıyor. Kadınlar, düşük gelirliler ve düşük eğitim seviyesindekiler de online yaşamın bu pozitif etkisi daha yüksekmiş.

Bu çerçevede,

Sosyolog ve psikologların yukarıda belirttiğim görüşlerine katılmamak elde değil. Bu araştırma sonuçlarının ülkemiz insanları için de bire bir geçerli olduğunu varsaymak ise bilimsel anlamda hatalı olur! Fakat yine de genel eğilim hakkında kaba bir profil verebilir. 'Yerel' ve 'bizden olan'a ışık tutmak gerekirse Türk gençlerinin neden bu kadar yoğun 'facebook' kullandıklarına ilişkin olarak Selçuk Üniversitemizin bir araştırması da mevcut. 728 üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleştirilen yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre, -başta 'facebook' olmak üzere- bu tür sosyal paylaşım sitelerinin kullanımında yedi tür motivasyon söz konusu: Bunlardan en önemlisi, narsizm ve benlik sunumu! Diğer motivasyonlar ise sırasıyla (2) medya alışkanlığı ve performans, (3) boş zaman değerlendirme, (4) bilgi arama, (5) kişisel statü, (6) ilişki sürdürme, (7) eğlence şeklinde...

Ama yine de "boşuna bu 'facebook' işiyle fazla içli dışlı değilmişim" diyen yanımı dizginlemekte zorlandığımı itiraf etmeliyim. Onca davete karşın bir facebook hesabım yok! Çok daha güzide, düzeyli ve nitelikli paylaşım platformu olan Milliyet Blog'la zor baş ediyorum zaten...

Öte yandan bu sitelere üye olanları da anlayabiliyorum. Özellikle sosyal paylaşım siteleriyle tavana vuran 'sosyal medya', her bir kullanıcının adeta -tabiri caizse- küçük bir medya patronuna dönüştüğü, seyredilmeyi ve beğenilmeyi arzulayan 'yeni internet ikonlarını' karşımıza çıkarıyor gibi... Bu türden 'bireysel, yarı-narsist' duygu tatmininin kökenleri de kanımca yine kitle kültürü içinde gizli. Sosyal paylaşım siteleri giderek cari kitle kültürün birbirine benzeterek silikleştirdiği, yalnızlık hisseden insanların paylaşım -ve hatta anlam- aradıkları bir alan haline geldi. Ben konuya daha çok bu genel açıdan bakmaktan yanayım.(*)

Bu arada görmekteyiz ki, insanların benzerleri ile paylaşımlarını artırıp sanal ortamda bir tür 'dijital sınıfsallık' yaratabileceği yolundaki tatlı düşü de bu araştırmalara göre (Cornell Üniversitesi'nin araştırması) suya düşmüş durumda!

Aslında her şey dozunda güzel! İnsanın kültürel yapısı ve kişiliğinin temel özellikleri aslında teknolojik iletişim alanındaki konumunu da önemli ölçüde belirliyor!

Yine buradan öğrendiğimize göre "...güncellemelerinizin en iyi dikkati çekeceği zamanın Cuma sabahı öğle vaktine kadar olan zaman..."mış. O zaman "Facebook" taraftar trübünlerinin sesini duyar gibi oluyoruz... "Haydi, haydi, tam zamanı..."

İ.Ersin K.

18 şubat 2011, Ankara

Not: Bu konudaki diğer bir yazım için bkz.: http://blog.milliyet.com.tr/Sanal_raf_omru_/Blog/?BlogNo=286209

zeki etferat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Facebook hesabımı alalı hemen hemen bir yıl oluyor. Ersin bey heryerde, herşeyde olduğu gibi doğru kullanıldığı zaman facebook v.s gibi yerler aslında çok güzel..Orada da çok güzel bilgiler, paylaşımlar, oyunlar ,şiirler, tarifler vs. şeyler var.. yazınızda anlattığınız bilim adamlarının görüşleri bence yine doğru kullanmayan insanlar için geçerlidir..Bilmiyorum bilim adamı değilim ama kendi şahsi görüşüm bu :))) sevgi ve saygılarımla...

fugen 
 23.02.2011 19:14
Cevap :
Yazımda ben de " aslında her şey dozunda güzel. İnsanın kültürel yapısı ve kişiliğinin temel özellikleri teknolojik iletişim alanındaki konumunu da önemli ölçüde belirliyor..." diyerek yorumunuzdaki deneyiminize yakın bir gözlemde bulunmuştum değerli Fugen hanım. Fakat bu gözlem erişkinler için daha geçerli. Oysa kişiliği henüz oturmamış, 'rol modeli' karmaşası içindeki ergen ve gençler için durum sanırım biraz daha farklı ve bilim adamlarının bulgularını destekler yönde diye düşünmekteyim. Zaten yazımda yer verdiğim araştırmalara konu olan deneklerin çoğu en fazla üniversite öğrencisi olan gençler! Değerli katkınız için içten teşekkürler ve dost selamlarımla...  24.02.2011 14:34
 

İyi mi kötü mü, henüz karar veremedim. Mesela ben interaktif kullanabiliyorum. Radyoda yayında iken arkadaşlarım facebook'tan dinleyip bize mesaj yazıyorlar. O zaman yayında yalnız olmadığımızı görüp seviniyoruz. Multi medya bir faydasını görmüyor değilim. Sonra burada gerçekleştirdiğimiz üretimleri oradan duyurabiliyoruz. Ayrıca güncel konulardan haberdar olabiliyorum. Biraz vakit almıyor mu? Alıyor. Ama yine de kötü değil sanırım. Amaan çok da düşünmemek gerek. Bir zamanlar çizgi romanlara da "kötü kitap" derlerdi. Ben deli gibi okurdum oysa. İyi ki okumuşum. Hepsi hâlâ güzel bir anı beni için. Selamlar Ersin Bey...

vakayinüvis 
 22.02.2011 22:18
Cevap :
İyi ve faydalı yönleri var tabii ki değerli Gülnağme hanım. Yoksa bu denli rağbet görebilir miydi? Yeryüzündeki yaklaşık her 14 kişiden birinin katılımı (o da şimdilik) müthiş bir ilginin kanıtıdır. Benim dikkat etmek istediğim husus, karşılığında ödenen maliyet, katlanılan külfet, vazgeçilen değerler temelindedir. İnsanlığın zaman içinde bu konudaki nimet-külfet dengesini ayarlayacağına olan inanç ve güveni de diri tutmakta da fayda var sanırım. Bu içten ve değerli yorumunuza gönül dolusu teşekkürler ve dostça selamlarımla...  23.02.2011 10:39
 

Ben bir türlü alışamadım. Sadece gelen mesajlara cevap veriyorum. Bilgiler için teşekkürler. Selamlar...

Mesut KARİP 
 22.02.2011 15:20
Cevap :
Doğum tarihleri 50'li, 60'lı yıllar -hatta 70'lerin ortalarına kadar- olanların bu işe alışmakta güçlük çektiklerini de gözlemliyoruz saygıdeğer Mesut Bey. Yüz yüze ilişkilerin, mektup ve kartpostalların o özlemli (nostaljik) tadını almamızın da bu uyum sorununda payı olsa gerek! Değerli yorumunuza teşekkürler, saygı ve selamlarımla...  23.02.2011 10:21
 

Sayın yazarım, facebook konusunda endişelerim vardı yazınızdan sonra iyice arttı. Bu toplumsal bağımlılkta bizlerde yerimizi almış durumdayız. Şimdi ben çocuklarımı nasıl kurtaracağım bunu düşünmekteyim. Emeğinize ve kaleminize sağlık, saygılarımla, mutlu kalın..

Dilek Yaka 
 21.02.2011 21:17
Cevap :
Bu işi onları onları fazla kırmadan, üzmeden ve 'yoksunluk duygusu' yaratmadan yapmak gerek sanırım. hele de ileri derecede bir bağımlılık oluşmuşsa, katı sınırlamalar yerine yumuşak sınırlamalar koymak, zamanla, yavaş yavaş sanal paylaşım siteleri yerine yüz yüze ilişkileri artırıcı ortamları özendirmek bir çözüm olabilir. Mazallah... ABD'de 'play statoin'kumandasını elinden alıp yasakladı diye bir müddet sonra annesini parçalayan 12 yaşındaki çocuk akla geliyor da... Neyse ki bizim toplumumuz halen farklı ve daha sağlam toplumsal dayanışma ağlarına sahip. Yine de ihtiyatlı olmakta fayda var! Değerli katkınıza içten teşekkürler ve içten selamlarımla...  23.02.2011 10:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 361
Toplam yorum
: 3334
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2333
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster