Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
341
 

Gurur dolu en güzel gece. Teşekkürler.

Gurur dolu en güzel gece. Teşekkürler.
 

Gücümüzü bayrağımızdan alıyoruz.


Turnuva tarihine geçecektir sanırım, bir takımın üstelik de ilk defa yarı final oynayan bir takımın sahaya 11+3 kişilik kadro ile çıkması...

Bu sefer yenildik. Ama bu kez yenilgi hiç önemli değil. Turnuva başından bu yana en güzel futbolumuzu oynadık. Belki de kupayı alacak Alman’ları öyle bir bezdirdik ki, son dakikaya kadar Alman’lar hiç bir zaman kazanacaklarını düşünemediler. İlk yarıya öyle bir futbolla başladık ki ilk 20 dakika kırmızıların "alman" değil, “türk” olduklarından gurur duyduk.

Özellikle geride Topal, kırk yıldır stoper oynayan Gökhan’dan daha soğukkanlı ve özgüvenli oynuyor, önünde Hamit gerçek yerini ve karşısında Almanları görmenin etkisiyle müthiş paslar çıkarıyor, sağ taraftan gelen Türkish Anelka Kazım Almanları şaşkına çeviriyor, üst üste çektiği sert şutlar direkte patlıyordu ve soldan Uğur ve önlerinde Semih akordu yapılmış bir keman gibi uyum içinde oynuyorlardı. Son yıllarda majör bir takıma karşı bu kadar keyifle maç seyrettiğimizi ben hatırlamıyorum.

Ekran başında seyreden bizler ve sahadaki Almanlar bizim bu etkili oyunumuzun şokunu atamamışlarken ve adeta Lehmann’la tek kale yapan takımımız Kazım’ın direkten dönen ikinci şutunda Boral’la çok güzel bir gol buldu.

Bir çok ilk’e imza attığımız bu maçta ilk defa da öne geçmiştik. Gol’ün mutluluğu ve coşkusu ile ilk yarıda ki hakimiyetimiz hiç bitmedi. Millliler keyif alarak oynuyorlardı. Özellikle Hamit, Bayern’li Almanlara kendisinin de boşuna Bayern’de oynamadığını ıspatlıyor ve şiir gibi oynayıp göz kamaştırıyordu.

Kazım ve Uğur kanatlarda arı gibi çalıştılar. Semih’de ilk 11’de oynamaz diyenleri bir kez daha yanıltırcasına tek başına ilerde savaşıp durdu. Bu üçlü takımlarındaki uyumu milli takıma da yansıtmışlardı. Orta alanda Ayhan’ın da Marco ile çok etkili olduklarının altını çizmek gerek. Bu kalabalık 5’li orta saha Alman’ların hiç top yapmasına izin vermediği gibi Kazım, Uğur ve Sabri’nin süratli çıkışları hücumda çoğalmamızı da sağlamış oldular...

Dedim ya turnuvadaki en iyi futbolumuzu oynuyorduk diye. İlk defa bir maçta bu kadar etkili ve ayağa pas yaptık. Bu kadar şut çekebildik. Bu kadar orta yapabildik ve ilk defa öne geçebildik. Oyunu hiç bırakmadığımız gibi müthiş koşup devamlı ilk toplara basıp Almanları şoka soktuk. Bu etkili futbolu ikinci yarıya da taşımalıydık ama yine tarihe geçecek şekilde geri dörtlü yarı finalde de bir kez daha değişmişti. Bu sefer Topal ile Gökhan yanyana oynuyordu ilk kez ve bu değişen kaçıncı ikiliydi. Fakat burada Terim’i tebrik etmek gerekir ki, hem Boral’ın öne çıkması hem Ayhan’dan orta alanda yararlanabilmek adına çok doğru bir tercih olmuştu.

Fakat ilk yarıdaki etkili futbolumuza sağ taraftan yediğimiz pis gol gölge etmişti. Sabri’nin yediği kötü bir çalıma Rüştü karşılık veremeyince soyunma odasına alkışlarla ama 1-1’lik skorla girdik.

Devre arasında Türkiye’de herkes birbirini cep’ten arayıp kırmızıların bizim takım olup olmadığını ve bu futbol’un bizi finale taşıyacağını konuşuyordu...

İkinci yarı kısmen yorgunlukların baş gösterdiği ve hakemin’de Almanlar’ın finale kalmasını istediği bir yarı oldu. Bu sefer Almanların golü “geliyorum” der gibi yaptı. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Rüştü böyle “sakar” golleri yemeyi sever. Maalesef öyle kötü bir gol yiyip morallerimizi bozdu ki, anlaşılır gibi değildi. Gelen ortaya ne Gökhan vurdurmalıydı o kafayı, ne de Rüştü böyle çıkmalıydı. Üstelik ikinci maçta ikinci kez boşalttığı kalesinden iki kez gol çıkartmak zorunda kaldı. Turnuva’da ki alışkanlığımıza geri dönmüştük ve artık mağluptuk.

Hemen “Ana Sponsor” reklamı aklımıza geldi ve “atarsa Semih atar” diyen Semih’in annesinin dileği için duamızı etmeye başladık. Duamızın karşılığını 86’da aldık. Sabri’nin Lahm’ı katlayıp Lehmann’ın önüne bıraktığı topa ŞenTÜRK Semih yılan gibi ayağını sokup yine hepimizin şen Türk olmasını sağladı ve Tuncay'dan aldığı "Sus" işaretini Almanlara göstermişti. Yine geri dönmüştük ama bu sefer futbol’un ilahları bize "buraya kadar" demişti bir kere.

90’da Sabrinin çarşafa çevirdiği o Lahm, Kazım’ın kendi kendine sakatlandığı pozisyonda oyuna devam edip rüyamızı bitirdi.

Sevincimiz 4 dakika'da hüzne dönüştü. Hırvatların bedduası tutmuştu.

İngiliz Gary Lineker’in dediği "Futbol 22 kişinin 90 dakika oynadığı ve sonuçta bir şekilde Alman’ların kazandığı bir oyun"du işte...

Galiba büyümüz de ilk defa öne geçtiğimiz an bozulmuştu.

Elendiğimiz için üzülmüyoruz. Sonunda çok güzel bir futbol oynadığımız için seviniyoruz. Bu güzel futbol için teşekkürler. Helal Olsun...

Şimdi hedef 2010 Dünya Kupası....

Haydi Bir Daha...

Ahmet ÇELİKSÜNGÜ

25.06.2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahmet Bey arzuladığımız,bahsettiğimiz oyun işte buydu.Biz takımımızı yenilincede alkışlamasını bilen bir milletiz.Fakat takım karşı takımın karşısında ezik oynamasın yeter.Yenildik ama en azından finale yakışır bir oyun sergiledik.Son dakikalarda hep biz kazanacak değiliz ya.Buda futbolun adaleti olsa gerek.Sevgiler,selamlar..

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 26.06.2008 17:37
Cevap :
Haklısınız. Bu yenilgi ile Portekiz karşısındaki yenilgi bir tutulabilir mi ?  26.06.2008 21:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 252
Toplam yorum
: 490
Toplam mesaj
: 89
Ort. okunma sayısı
: 934
Kayıt tarihi
: 17.03.08
 
 

74'ün İstanbulunda, Sultan şehri Üsküdar'ın, kız çocuklarına "Zeynep" erkeklerine "Kamil" adı kon..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster