Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
816
 

Güzel bir Aralık gecesi yaşandı Ankara'da

Güzel bir Aralık gecesi yaşandı Ankara'da
 

8 Aralık gecesiydi o gece. Bir bilim yuvasının, ülkemiz idare tarihine, sosyal bilimlerine, akademik dünyasına, bürokrasisine, kimi kez siyasetine, zaman zaman da içinden yetişen gazetecisi, şairi, yazarı ve düşün adamlarıyla kültür ve sanat yaşamına damga vuran bir fakültemizin kuruluş yıldönümü balosuydu. Hafta sonu daha uygun olur diye dört günlük bir gecikmeyle bir balo ile kutlanmaktaydı. Geçmişi Osmanlı’nın ilk modernleşme dönemlerine değin uzanan bu fakültemizin kuruluş gecesinin bir özelliği de, o yıl mezuniyetlerinin 25.yılını kutlayacak olan eski öğrencilerini de (özverili, hanımefendi bir arkadaşın son andaki çabalarıyla) bir araya getirerek ayrı bir boyut kazanmış olmasıydı.

Herkes için, mezuniyet ile burada bulunuş arasındaki zaman akıp geçmiş ve onları burada buluşturmuştu. Nasıl mı? Bazen bir kanalın içinden akıp giden suyun güvenli tekdüzeliği içinde, biraz bıktırarak, bazen de kayalardan atlayan, çağlayanlarla coşan akarsuyun biçim ve renk cümbüşüyle. Ayrım, oran ve doz, elbette o zamanları yaşayan kişilere bağlıydı. Zaman durdurulamamıştı ama bir güzelliğe ortak olabilmek amacıyla mezunların yarısı neredeyse oradaydı. Gençlikte çoğunluğunki boşken, ilerleyen yaşamda çekleri zamanında ödenenlerle de, karşılıksız çıkanlar da aynı mekânda idiler artık, aynı anda.


Hiç kuşkusuz çoğumuz, değişik vesilelerle yaşamışızdır bu tür geceleri. Zihinde ilk olarak beliren gitsem mi, gitmesem mi kararsızlığının ardından özenle seçilen kostümler – ki bu süreç bayanlar için daha sancılı, uzun ve o ölçüde de daha pahalıdır genellikle-, kendinden emin ve cesur adımların eşliğinde salona giriş, meraklı bakışlarla etrafı ilk süzüş ve gösterilen masaya vakur bir eda ile oturuş ile başlar gece. Masanız şans eseri eski samimi arkadaşlarla dolu ise o kontrollü ve vakur eda yerini hemen coşkulu, içten bir kucaklaşmaya bırakır ve yılların özlemiyle bir güzel sarmaş dolaş olunur. Heyecanlı sözcüklerle bazen de cümlelerle ilk konuşmalar yapılır. Doğal merak duygusu pusudadır oysa içten içe.”…Aaaa hiç değişmemişsin…”ler, ”…Sen de fena değilsinler…”ler, ”…Ne oldu ya sana böyle…”ler birbirini izler ilk ve öncü diyaloglarda.
 

Gençliğin o moda fikirlerinin, kitaplarının, değişik ifade, giyim, saç ve yürüyüş şekilleriyle yaratılmaya çalışılan, hem genç psikolojisi hem de sosyal kabul görme açısından elzem hallerinin yerini artık mesleki başarılar ya da konumlar, bu konumların kartvizitlerle değiş-tokuşu, çoluk çocuk, maddi edinimler gibi bu yaşların gereği yeni elzem haller almıştır.Oturulan masa bir noktadan sonra yetmez, kalkılır, masa masa dolaşılır.Bazen coşkulu ve esprili takılmalar bazen de kaçamak göz süzmeler ve gıyabi fısıldaşmalarla bu tür meraklar da bir güzel giderilir.Bunca faaliyet arasında ne yenilen ne de içilen, ne denli özenli olsa da pek fark edilmemiştir.Masa masa, grup grup mimikler de biraz zorlanarak poz poz resimler çektirilir.
 

Bizim gecemizde ise en coşkulu, insanların en heyecanlı ve mağrur anı ise 25.yıl rozetlerinin takıldığı ve sertifikalarının alındığı andı. Podyumda marşımız hep bir ağızdan söylenirken gözler buğulu ve heyecan doruktaydı.

Giderek ısınan hava, müziğin artan dozu, danslar, oyun havaları derken “kurtların döküldüğü” söylenir klişelerin güvenli sığınağında. Akrep ve yelkovan gece yarısına yaklaşırken yavaş yavaş karşılıklı hoş temennilerle kalkılır.Daha yakın dostlar kuytu köşelerde kalan son sırların da paylaşımı ve son hasretlerin de giderimi için hala fısıldaşmaktadırlar bir yandan.
 

Her ne olursa olsun, tüm bu doğal mizansenleriyle, tam 25 yıl sonra sağlıklı olarak bu sıcak ortamda bulunmak bile çok hoş bir durumdu elbette.
 

Hoş vedalar sonrası, mekâna girerken arkanda bıraktığın gerçek kent, yaşanan yoğun duygu ve düşünce karmaşasının da etkisiyle bir hayal kent gibi karşılar sanki seni / Yüreğine üşüşen kırağı taneleri / Gökyüzünde ise / umutlar devşiren kuş sürüleri / muştular belki de gelecekteki / sımsıcak yeni buluşmaları.

Böyle bitir geceyi ve yazıyı derken içimdeki iyimser şair, bir dirsek darbesiyle geri çekilir daha gerçekçi ve asi olanın. Der ki o da; ”Hayatı yapmak değil / belki de onu sürdürmektir / asıl olan / yazık zamana sarf edilen / “sen ne imişsin” dedirtecek böbürlenmeler / dürüst görünmeler / hoş bilinmeler için; / Gerçeği görmek önemli olan / ve gerçeği yaşamak / Gerçeğin içinde mutlu olabilmek / Gösterişli tüylerini unutsun herkes / Biliniyor kimsenin uçamadığı herkesce, / sonsuza dek / Her ne kadar tehlikeli ve yasak değilse de / hayata ve gerçeğe asılmak / Eğer bu hallerinizle sizler iyi iseniz / Ben de iyiyim.”

Ve Ankara’da dün yaşanan o güzel gecede, bir yandan aynı saatlerde oynanan ligin en önemli futbol derbisi kadar olmasa da, zaman zaman yaşanan mücadele de yine de iyimser şairin daha gerçekçi ve asi olan şaire karşı bariz üstünlük sağladığı bir gece olarak anımsanacak.

İ.Ersin KABAOĞLU

09/ Aralık / 2007

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir dahaki kutlamayı, Maç kahvesinde yapalım..en sefil halimizle, briçe oturalım, okeye dönüp, sınav kaçıralım..simit yiyip, kaçak bira içelim, tekrar genç olalım...saygılar

güzaltı 
 10.12.2007 14:48
Cevap :
Bak yaşayan,bilen nasıl da biliyor!..tamam öyle yaparız mülkşyeli kardeşim.Gözlerinden öpüyorum, sevgi ve saygılarımla.  10.12.2007 15:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 351
Toplam yorum
: 3309
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster