Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
445
 

Güzel kızım

Güzel kızım
 

Bu haftasonu gündemimde öykü yazmak yoktu. Ama bir gazete haberini okuyunca satırlar neredeyse kendiliğinden ekranımda belirmeye başladı.


Sabah yine her zamanki gibi yorgun uyandı. Niçin her yanı hep ağrıyordu? Yataktan uzun süre kalkamadı. Zaten kalkmak istediği de yoktu. Kalkıp ne yapacaktı ki? Zorlukla dolaptan birkaç lokma ekmek, peynir çıkarıp yemeğe çalışacaktı. Demlediği çayı keyifle değil, can sıkıcı bir işmiş gibi içecekti. Sonra gazeteyi uzun uzun okuyacak, bittiğinde akşam kızının uğramasını umarak beklemeye başlayacaktı. Kaç gündür evden çıktığı yoktu. Uzun süredir merdiven inip çıkmak çok zor geliyordu. Hele böyle soğuk bir günde, yerler kaygan ve buzluyken başına iş açmaya hiç niyeti yoktu.

Yavaşça kapıya gidip dışarıyı astığı poşeti içeri aldı. Canı iyice sıkıldı, gazete yoktu. Yine geç geldiği için getirmemişlerdi. Gidip alması gerekecekti. Bu havada hiç de istemiyordu çıkmayı ama dünyayla neredeyse tek bağlantısı, severek yaptığı tek işti sabahları çarşaf büyüklüğünde sayfaları çevirip haberlere bakmak. Leyla haftada bir geldiğinde annesine kızıyordu.

"Anne, niçin hala gazete okumak için kendini yoruyorsun? Televizyondan izle, istiyorsan sana bir bilgisayar ayarlayalım, İnternet üzerinden oku. Üstelik yazıları büyütürsek gözlük kullanmana da gerek kalmaz."

Kızı ne söylerse söylesin annesi sevgiyle onun yüzüne, gözlerine bakıyor, gülümsüyordu. Leyla onun dediklerini ne kadar anladığını bilemiyordu. Ama yaşlı kadının alışkanlıklarını değiştirmeye zaten hiç niyeti yoktu.

Sönük kahvaltısından sonra telefon çaldığında içi sevinçle aydınlandı. Leyla'nın söylediklerini duyunca da gözleri karardı. Hava çok kötüydü, arabayı çıkaramıyordu, çocukları okula bırakıp almak çok zamanını alacaktı, bu hafta uğrayamıyordu.

Bir süre hiç kıpırdamadan koltukta oturdu. Galiba biraz uyukladı da. Sonra yavaşça kalktı. Kalın mantosunu giydi, kaymayacağını umduğu ayakkabılarıyla zorlu bir yolculuğa çıktı.

Bir iki kez tehlikeli biçimde düşmüş, neyse ki ucuz atlatmıştı. Bir yerini kırıp yatağa bağlanmaktan, başkalarının bakımına muhtaç olmaktan çok korkuyordu. Merdivenleri yavaşça, tüm dikkatini toplayıp her basamakta biraz durarak indi.

Kaldırımın durumu yine çok kötüydü. Arabaların geçtiği yerlerde yoldaki karlar erimişti, yürünebilir gibiydi ama oradan da arabalar geçiyordu.

Buzlanmamış yerlere basmaya çalışarak küçük adımlarla insanlık için küçük, kendisi için büyük serüvenine başladı.

"Bu kaldırımları temizleyip açmak bu kadar mı zor?" diye söylendi. "Belediyeler, devlet daireleri ne için var? Yaşlılar için, çocuklar için kaldırımları açmak bu kadar mı zor?"

Tüm dikkatini toplamaya, karın henüz yumuşak olduğu güvenli zeminlere basmaya çalışıyordu. Buzlanmış ve eğimli bölgeye gelince durdu. Yoldan geçen birinden yardım istedi. Sonunda hedefe ulaşmıştı. Gazetesini alarak aynı yoldan eve döndü.

Yine çok yorulmuştu. Eskiden böyle olmuyordu. Şimdi iki adımlık yere gidip gelse bir saat dinlenmesi gerekiyordu. Uzun süre koltukta hareketsiz kaldı.

Sonunda gazeteyi açtı. İki güzel kızın fotoğrafı çarptı gözüne. Birinin başlığını okudu. "Üniversitelerde eleştiren yanıyor." Haberi de okumaya çalıştı ama yapamadı. Gözlüğünü almamıştı. Kalkıp masaya gitti. Orada da yoktu. Evde epey dolaştı. Bulamayıp koltuğa geri döndüğünde kenarda durduğunu gördü.

Üstteki fotoğraftaki kız üniversite öğrencisiydi. Okul yönetimiyle ilgili bir eleştiriden dolayı hapis cezası verildiği yazıyordu. Şaşırdı.

Alttaki haberin başlığını okuyunca önce ne olduğunu anlamadı. "Havaalanında buz faciası" nasıl olabilirdi? Ancak birkaç kez yazının üzerinden geçince genç Merve'nin yaşadığı acı olayı anlayabildi.

Bir hava yolu servisinde çalışan Merve, sabah kahvaltısını yapıp yemekhaneden çıktığında zemindeki buzda kayarak düşmüş. O sırada uçaklardaki buzlanmayı önleyici sıvıyı taşıyan bir araç oradan geçiyormuş. Sürücü yerdeki Merve'yi görmeyince olan olmuş.

Gazete almaya gidip gelirken ne kadar zorlandığını düşündü.


"Güzel kızım" diye mırıldandı. "Ne büyük bir haksızlık bu!"

Bir süre gazetedeki fotoğrafa baktı. Sonra yine uyuklamaya başladı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yaşlanmaktan korkuyorum,gençliğimden mutsuzum,hayatımda sevinecek bişeyler olsa ülkedeki kara haberlere üzülüyorum yaşamak ne zor ihmaller ne acı insan hayatı ne kadar ucuz. başarılar..

nirvanabrc 
 04.02.2012 12:17
Cevap :
Korkular, mutsuzluk yaşamın parçası. Umut, güven ve sevinç gibi. Gençliğinizden mutsuz olmanız üzücü. Toplum gençleri sevgi ve güvenle kucaklayamıyor. Yaşamların daha güzel ve anlamlı olması dileğiyle. İlginiz için teşekkür ediyorum. Selamlar.  06.02.2012 13:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 252
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster