Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '10

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
2547
 

Güzel ne güzel olmuşsun. Görülmeyi görülmeyi… Siyah zülfün tel tel olmuş. Örülmeyi örülmeyi…

Güzel ne güzel olmuşsun. Görülmeyi görülmeyi… Siyah zülfün tel tel olmuş. Örülmeyi örülmeyi…
 

Resim: Alıntı


Bu topraklar; Yunus Emre’ den, Nesimi’ye, Aşık Veysel’den, Daimi’ ye, bağrına, kokusuna yaraşır ne değerler, ne hediyeler sundu bizlere bugüne kadar...
Bunlardan biri de; şiirlerinde kullandığı dil ve üslup gereği diğerlerinden çok farklı bulduğum Karacaoğlan’dır.
Altı bölüm halinde yazdığı “Sevdiğim Dilber” serisinde beden dilini, arzularını imgelerin ardına gizlememekte ne denli usta olduğunu görüyoruz ozanın.


Ala gözlerini sevdiğim dilber
Sana bir sözüm var diyemiyorum
Bilmem deli miyim mecnun gezerim
Sırrımı yadlara veremiyorum” diyen ozanın gizli bir sevdaya, yasak aşka düştüğünü düşünebiliriz.

Ala gözlerini sevdiğim dilber
Göster cemalini görmeğe geldim
Şeftalini derde derman dediler
Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim

Arzularını ve isteklerini bayağılaştırmadan, ustaca dile getirdiğini gördüğümüz Ozan, kullandığı dil itibari ile ne sevdiğinin ne kendinin saygınlığına da gölge düşürecek ifadeler kullanmaktan özenle kaçınıyor.

Senin işin yiyip içmek dediler
Yaran ile konup göçmek dediler
Göğsün cennet koynun uçmak dediler
Hak nasip ederse görmeye geldim

Karac(a) oğlan der ki işin doğrusu
Gökte melek yerde huma yavrusu
Söyleyim ben sana sözün doğrusu
Soyunup koynuna girmeye geldim

Burada, istek ve arzularını gayet açık ve net biçimde ortaya koyan, dürüst bir Karacaoğlan figürü görüyoruz. Nihai hedef belliyken lafı döndürüp dolaştırmaya, allayıp pullamaya ne gerek var değil mi? :))


Ala gözlerini sevdiğim dilber
Su gelip geçtiğin yollar öğünsün
Kadir Mevlam seni öğmüş yaratmıs
Kısmeti olduğun kullar öğünsün

Ala gözleri hayatının odağına oturttuğunu düşündüğümüz Ozan, gönlünü uzak durması gereken bir dilbere kaptırmış olmalı ki; onu gelip geçtiği yollara, teninin değdiği kullara bahşetmiş.

Hormelek var mı senin soyunda
Kız namazım kaldı usul boyunda
Kadir gecesinde bayram ayında
Üstüne gölg(e) olan dallar öğünsün

Horu kızlar sürmelemiş gözünü,
İlin aşiretin çeksin nazını
Kaldır perçemini görem yüzünü
Yüzüne dökülen teller öğünsün

Karac(a) oğlan der ki garibim garip
Garibin halinden ne bilsin tabip
Akşamdan soyunup koynuna girip
Boynuna dolanan kollar öğünsün

Yine burada güzelliğin ve hoşluğun ne denli ustaca vurgulandığını görüyoruz. E, her güzele güzelliğe sahip olmayacağımıza göre… Ozan’a takdir edip, sahibine bağışlama büyüklüğü yakışır değil mi?

Seherden uğradım dostun köyüne
Hoş geldin sevdiğim in dedi bana
Tomurcuk memesin verdi ağzıma
Yorgunsun sevdiğim em dedi bana

Benim yârim gelişinden bellidir
Ak elleri deste deste güllüdür
İbrişim kuşaklı ince bellidir
İnce bellerimi sar dedi bana

Benim yârim bana yalan söylemez
Söylerse de gıybetimi eylemez
El yanında ikrarını söylemez
Elleri uyut da gel dedi bana

Mestine de deli gönül mestine
Aşık olan gül gönderir dostuna
Telli mahramasın attı üstüme
Terlisin sevdiğim sil dedi bana

Karacaoğlan sırrın kime danışır
Siyah zülfü mah yüzüne kıvrışır
Ayrılanlar elbet bir gün kavuşur
Ağlama sevdiğim gül dedi bana

Bu dizlerde Karacaoğlan’ ı Karacaoğlan yapan ve bana göre diğerlerinden ayıran en önemli özelliği çıkıyor ortaya. Çapkınlığı... Diğer bir deyişle güzellik karşısında önüne geçemediği yüksek libidosu, dürtüsü... Sanırım fiziki özelliklerinden ve tabii ki onu tamamlayan diğer bilgi, beceri ve niteliklerinden olsa gerek, karşı cinsin de oldukça yoğun ilgi ve rağbet gösterdiği, gönlüne, ömrüne kabul eylediği bir ozanmış diye düşünüyorum.

Ötme, turaç, ötme; işin var senin.
Şahan salıp avlanacak yer değil.
Vardım, gördüm, ağyar göçmüş yurdundan;
Vatan tutup eğlenecek yer deyil.

Her kuşun eti yenilecek değil ya… Arada sert kayalara çarpmak da olası tabii… Bu Karacaoğlan olsa bile… :)) Yaban ellerde fazla eylenmemek lazım o zaman değil mi? :))

Madem dilber meylin yoğudu bende
Ezelinden ikrar vermeyeydin
Muhabbettir güzelliğin nişanı
Uğrun uğrun bakıp gülmeyeyidin

Öyle ya… Madem meylin yoğudu, ne diye uğrun uğrun bakıp ozanımızı baştan çıkarır, üzersin güzel. :))

Yine çok bilinen şiirlerinden birinde aşk uğruna abdal olup yollara düşen gönlüne seslenmiş ozan.


İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif deyi...
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif deyi...

Burada ise zaman zaman kendini çok yoran hercai gönlüne sesleniyor ozan.

Deli gönül gezer gezer gelirsin
Arı gibi her çicekten alırsın
Nerde güzel görsen orda kalırsın
Ben senin derdini çekemem gönül

İşte ozanın beni çok kızdıran dizeleri... "Ellenmişde Bellenmişi Nideyim" diyor.

Bir sofra isterim kimse sermedik

Bir yayla isterim kimse konmadIk

Bir güzel isterim yad el değmedik

Ellenmiş te bellenmişi nideyim

Severim güzeli nice olursa

Boyu uzun, beli ince olursa

Severim atımı dinçce olursa

Kovulmuşu, yorulmuşu nideyim

Karac'oglan der ki, kolu kırarım

Nedir yüce dağlar size zararım

Ararsam pınarın gözün ararım

Bulanmış ta durulmuşu nideyim

Ohhh. Sen gez, dolaş, her çiçekten bal al, karşı tarafa gelince el değmemiş olsun. Nerde o yoğurdun bolluğu… ? Şiirin düşündürdüğü bir başka şey daha var ki; demek o devirlerde bile el değmemiş sevgili bulmak pek de öyle kolay değilmiş. Ne de olsa altından en çok kuyum işçisi anlar. :))

Çıkıp yücesine seyran eyledim
Gördüm ak Kuğu’lu göller perişan
Bir firkat geldi de durdum ağladım
Öpüp kokladığım güller perişan

Karac’oğlan der ki top avlamadım
Arap ata binip boyalatamadım
Küstürdüm dilberi hoylatamadım
Dilberi küstüren diller perişan

Burada ise sevdiğini istemeden de olsa kırmış olan bir ozanın pişmanlığına tanık oluyoruz. Sanırım bu özre, ikrara hiçbir sevdalı dayanmazdı…

Biliyorum koca bir asra damga vurmuş Karacaoğlan’ı anlatmak kolay değil. Onu ne kadar anlatsak yetersiz, ustalığının yanında esrik kalır. Yıllarca önce ilk olarak ekin biçerken annemden duyduğum ve dinlediğim bir türküsü aklıma düşende yeltendiğim anlık bir heves, girişimdi... Ben ozanın edebi yönünden çok ki; "Benim boyum yetmez ona" şiir üzerinden giderek bende bıraktığı izlenimleri paylaşmaya çalıştım daha çok. Umarım sürç-i lisan etmemişimdir. Ettiysek de affola...
İşte ilk defa annemden duyup dinlediğim o türkünün sözleri… Sağlıcakla kalın.


Güzel ne güzel olmuşsun
Görülmeyi görülmeyi
Siyah zülfün tel tel olmuş
Örülmeyi örülmeyi

Mendili yudum arıttım
Gülün dalında kuruttum
Adın neyidi unuttum
Sorulmayı sorulmayı

Benim yarim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

Çağır Karacaoğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı
 

Dünden buyana yoğunlaştığım Karacaoğlan konusu bakın beni nerelere çıkardı… Amatör ama müthiş bir sese. Sanatçıyım diye ekranlara çıkan, çıkartılan birçok hormonlu sanatçı bu sesi dinlemeli ve sonuçlar çıkarmalıdır. Çıplak sesle böyle bir işe kalkışmak benim diyebilen sanatçının bile cesaret edebileceği bir şey değildir çünkü… Dinleyin bakalım bana hak verecek misiniz?

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gecenin bu saati "ne iyi ettim de okudum" dedirten bir yazı... Edebiyat var, kültür var, müzik var, hayata dair her şey var... Yorumlar da önemli katkı sağlamış. Tebrikler, selamlar, saygılar...

Eray Ergün 
 17.10.2010 1:24
Cevap :
Teşekkür ederim Eray. Her şey yolundadır umarım. Saygılar  17.10.2010 11:08
 

Osmanlı İmparatorluğu'nun iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir dönemde yaşamıştır. Fakat Anadolu halkının 17.yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur.Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygula(nışla)rını temiz, açık, sade bir Türkçe'yle, gerçekçi biçimde dile getirmiştir. Onu klasik kılan da bu "tema"ların insanlık varoldukça sürüp gidecek olmasıdır... Anımsatan ve sahip çıkan dizelerinize, satırlarınıza sağlık. Sevgi ve dost selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 09.10.2010 15:44
Cevap :
Çok teşekkür ederim Ersin Bey. Oldukça güzel, nitelikli bir katkıydı. Sağlıcakla  11.10.2010 9:52
 

yorum yazmayacaktım fakat, Ozanın "kızdım" dediğiniz "ellenmiş" güzele serzenişine açıklık getirmek iyi olur diye düşünüyorum.Tabii kabul ederseniz?...Efendim önce Ozanımızın yaşamını incelemek ve yazdığı şiirlerin ne zaman ve hangi ruh halinde yazıldığını bilmek gerek.Ozanımız (beni hep üzer bu kanı)çapkın değildir:)Çapkın olan Emrah'dır.Ozanımızın tek bir Yari vardır.Elif.Sarılıp koynuna girdiği hayat buldum dediği Elif'le evlilik öncesi sürede yazılmıştır.Öğünsün dediği ise Evli olduğu sürede yazılmış şiirleri.Ellenmişi neyleyim dediği ise bana en çok acı veren olay (günümüz de de konu olmuş)Sazını telinin koptuğu gece..."Ellenmişi neyleyim"der ve küser gider.Bağlı bir sevgili arar.Gerçeği öğrendiğin de diyar diyar Elif'in arkasından gitsede bulamaz.Gönül Perişandır.Ulaştığında ise tertemiz duygular la kendisine bağlı Elif artık toprakdır?...Halk Edebiyatının derinliğini vermeye çalıştığınız emeğinize saygılar.(yorumumu yayınlamayacağınızı bilsem de:))...)

GÜNEŞİNSULARI 
 08.10.2010 9:50
Cevap :
:)) Karacaoğlan için her şeye değer. Don Kişot' du sanırım, hayatında hiç görmediği sevgilisine yıllar boyu mektup yazmıştı. Her şair, yazar ya da bestekarın, ister yüzünü görmüş olsun, ister olmasın, bir sevgiye, sevgiliye, ruha ihtiyacı vardır. Atilla İlhan, "Ne kadınlar sevdim zaten yoktular/ Böyle bir sevmek görülmemiştir" derken böyle bir ruhu kastetmiyor muydıu? Sonuçta 17. yüzyılda yaşadığı varsayılan bir ozandan söz ediyoruz. Ve her ikimizde bize ulaşan bilgiler ışığında birşeyler yazmaya, karalamaya çalışıyoruz. Benim için aslolan tüm şiirlerini sevdiğimdir. Bunun senin için de öyle olduğunu sanıyorum ki; zaten ben bu yazıyı hazırlarken hiç bir ansiklopedik araştırma yapmadım. Yalnız ve yalnızca bende bıraktığı izlenimleri, esini dile getirmeye çalıştım. Ansiklopedik bilgi herkesin bir tık uzağında zaten. Değerli katkınız için teşekkür ederim. Saygılar.  08.10.2010 21:48
 

Teşekkür ettim...yüreğin de ellerin de dertt görmesin senin...eyvallah...

Nedim ÜSTÜN 
 06.10.2010 23:10
Cevap :
Eyvallah şair. Senin de...  07.10.2010 1:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 713
Toplam yorum
: 6072
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1203
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster