Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
2249
 

Güzelliğin on para etmez

Güzelliğin on para etmez
 

Yaşam dizilerdeki gibi değil ne yazık. Vincetlerin payına her zaman mutsuzluk düşer.


Bir ara TRT 2’de yayınlanan bir dizi vardı. Güzel ve Çirkin. Aslan görünümlü canavarımsı bir erkek ile güzeller güzeli bir dilber arasında geçene bir aşk hikâyesiydi bu. Aslan yüzlü adamın yüzü çirkindi ama yüreği pırıl pırıldı ve kadını büyük bir aşkla seviyordu, yani önemli olan ruh güzelliği mevzuu. Yüzün ‘çirkin’ olabilir ama yüreğiniz güzelse eh bu da kabul görür.[1]Tabi bu dizi aslında Ortaçağ Avrupa sına ait bir aşk hikâyesinin bir uyarlamasıdır[2]

Ne zaman güzelden güzellikten söz edilse aklıma Âşık Veysel’in dizleri geliverir. “Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa” yani Anadolu bilgeliğinin söze döktüğü ifade ile gönül kimi severse güzel odur. Aslında ilk etapta yaa ne kadar güzel, evet öyle yaa. Zaten “güzellerin de nazı çok olur” filan dense de ben içimden kocaman bir yemezzzzler çekiyorum.

Gerçek şu içinde yaşadığımız toplum güzelliği yüceltme üzerine kurulu. Güzellik kim ne derse desin geçer akçe Ve ‘çirkin’lerin payına düşen ise sadece avutucu sözler. Ama gerçekler avuntudan balçıklarla sıvanmış güneşleri gölgeleyemez. İyi de varolan her zaman haklı ve doğru mudur? Sistem neylerse güzel mi eyler. Bu soruların cevabını Pascal Bruckner’in Güzellik Hırsızları adıyla yazdığı kitabının arka kapak yazısında bulabiliriz sanki.

“Güzellik Hırsızları'nda yazar, "bölücü" bir hikâye anlatıyor: İnsanlığı doğuşundan beri meşgul eden "güzel" ve "çirkin" doğmanın/yaşamanın hikâyesini. Güzellerin hayatta ilgi çekme, istediğini daha kolay elde etme gibi birçok avantajları olduğunu göz önünde bulundurarak bu kez çirkinlerden yana söz alıyor. Hayata kötü başlamış olan çirkinlerin maruz kaldığı tahribatı, eksik yaşanan öfkeli cinselliklerini dillendiriyor; okuru, onların karanlık dünyalarına doğru bir gezintiye çağırıyor. Çirkinlerin "Güzellikten nefret ediyorum, çünkü ondan yoksunum" çığlığına kulak veriyor. Güzellerin hayatta ilgi çekme, istediğini daha kolay elde etme gibi birçok avantajları olduğunu göz önünde bulundurarak bu kez çirkinlerden yana söz alıyor. Hayata kötü başlamış olan çirkinlerin maruz kaldığı tahribatı, eksik yaşanan öfkeli cinselliklerini dillendiriyor; okuru, onların karanlık dünyalarına doğru bir gezintiye çağırıyor. Güzellerin masum olmadıklarını, avantajlı başlamış oldukları hayatı, çirkinleri mutsuz kılmak, hayatlarını karartmak için kullandıklarını gösteriyor. Oysa "sürekli bakılma ve hayran olunma" ihtiyacı ile yaşayan güzellik, birileri onu alkışladığı sürece vardır. Hayranlık bakışları başka yere yöneldiğinde, güzelliğin parıltısı azalır, solar. Bu yüzden kendilerini delicesine beğenen tanrısal yaratıkları, güzelliklerini besleyen bütün iltifatlardan uzak tutmalı ki, çirkinlere de hayatta yer açılsın.”

Evet, güzellik tam da onaylandığı için hiyerarşik manada bir üstünlük sembolüdür. Ve güzeller varlıkları ile ‘çirkin’leri değersizleştirirler. O nedenle güzellerin çalışmaya, kendilerini geliştirmeye, özel beceriler kazanmaya gereksinimleri yoktur. Çevrelerinde pervane olmaya hazır olanlar dört dönerler zaten. Dahası toplum bile güzel olanı öne çıkarır, onu yüceltir. Evet, tam da bu nedenle Güzellik bir Diktatoryadır, bir Faşizmdir. Ve güzellik onandığı öne çıkarıldığı, pırıltılar içinde pış pış edilerek merkeze kondukça güzel olmayanların hayatları solar.

'Çirkinlerin'se güzellerin işgal ettiği bu dünyada tutunabilmek için ekstra avantajlara sahip olmaları gerekir. Örneğin cinsellik konusunda seviştiği kişiyi mest edecek bir ustalık, herkesin gıpta etmesine yol açacak meziyetler, beceriler. Daha entelektüel olarak bilgiperver entelektüel karşı cinsi kendine hayran bırakmak. Yine de tüm bu belki de bir hayata malolacak olan beceriler, avantajlar, kazanımlar güzellik karşısında her an çöpe gitme olasılığını içinde taşırlar.

Pascal Bruckner enfes romanı ile çirkinlerin çığlığını dillendirir ve güzellik fetişizmi karşısında toplumu safını çirkinlerden yana tutacak bir adalete davet eder.

“Evet. Güzel bir kadın ya da yakışıklı bir erkek ezici olduğu zamanla ortaya çıkan her türlü arzunun objesidir. Böylece güzellik bir lanet haline gelebilir. Pek çok güzel kadın başkalarında yarattıkları etki karşısında donup kalmıştır.

Güzellik ancak biri onu gördüğü sürece vardır. Gözlerden uzak tutmayı başardığınız, kendilerini besleyen kaynakları kuruttuğunuz anda bu insanlarda güzellik diye bir şey kalmaz, solar, sonra da bir kitabın arasında unutulmuş çiçekler gibi kuruyup kalırlar…” diyerek güzelliğin aslında ne kadar da kırılgan olduğunu gösterir.

Dahası güzellik fetişizmi üzerine kurulan koca bir sistemin nasıl da insanları mutsuz kıldığını şu cümleler ile ortaya koyar.

“1968’den beri toplumumuzu güzellik-sağlık-gençlik denklemi yönetiyor. Artık genç takımında yer almayanlarımız da içinde olmak üzere tümümüz bu ideale ayak uydurmaya kalkışıyoruz. Bir çelişkiler çağında yaşıyoruz: Toplumumuz bir yandan insan ömrünü uzatmak için elinden geleni yaparken, öte yandan yaşlılığı geri plana itip gözden düşürüyor! Güzellik mutlak bir idol/mini put aşamasına yükseltildi, ama bu idol kadınlara pahalıya patlıyor: <ı>Gerçekten daha yeni yetme çağındayken piyasaya atılmış top modellerin sergilendiği kadınla ilgili tüm basın organlarının varoluş nedeni adeta şu: Yeterince güzel, genç ve alımlı olmadıkları için kadınlarda suçluluk duygusu yaratmak.

Toplum ise bu adaletsizliği düzeltmek için çaba göstermek yerine ‘çirkin’leri adeta salak yerine koyarcasına “canım güzelliğin ne önemi var önemli olan ruh güzelliği" gibi laflar ortaya atıyor. İnsanı çılgına çeviren de bu aslında. Çünkü çrkinlerin payına mutsuzluk düşmesi yetmezmiş gibi üstüne bir de salakmışlar gibi avutulmak düşer. Adaletsizlik bu nedenle daha da katmerlenmiş olur.

Tam da bu yüzden tüm çirkinlere çağrı: Ayaklanın. Öncelikle “önemli olan ruh güzelliği diyen topluma salak olmadığınızı gösterircesine hep birlikte şöyle sıkı bir “pışşşık” çekin. Ardın da dönüp “yemezzzler” deyin. Ve ilk önce güzel olup tüm ışıkların ön safında olanlar ile tüm arkadaşlığınızı kesin. Kesin ki bu yalnızlaştırma ile güzelliğin bir lanet olduğu güzellerin de, toplum denen yalan makinesinin de kafasına dank etsin. Hiç olmaz ise havaları ile burnu beş karış gezmek yerine güzelliğin dışında bir şeylerin de gerektiğini, güzellik ve cehaletin yan yana durmasının bu lanetin baş sorumlularından biri olduğu anlaşılsın. Ve en önemlisi sizin arkadaşlığınızın öyle bedava olmadığını hak edilmesi gerektiğini bilsinler. Burunları kaf dağında dolaşmak yerine gönüllerini yer sofrası kılmayı öğrensinler ve size çok şey borçlu olduklarını öğrensinler. Eğer sizin yüce gönüllüğünüz olmasaydı bu lanetle uzun müddet yaşanamayacağını anlamış olsunlar

İşte tam da bu nedenlerle bu blog safını Bruckner gibi çirkinlerden, sistem tarafından mutsuz edilenlerden yana kuruyor. Bundan sonra da sistemin kendi içinde yaratmış olduğu bu adaletsizliğe karşı saldırmayı sürdürecek.



[1] Dizinin kahramanlarından Vincent şehrin altındaki kanalizasyonlarda yaşardı. Âşık olduğu Catherine ise çok güzel ve orta sınıftan bir kadındır. Vincent şiiri ve klasik müziği pek bir sever, tipinin korkutuculuğuna rağmen çok güzel bir kalbi vardır. Dizinin güzeli Catherine’i başının derde girdiği bir esnada kurtarır ve, ona aşık olur, ama aralarındaki ilişkinin imkansızlığı nedeniyle hisleriyle çok savaşır, çünkü o aşağıya aittir. Catherine ise yukarıya, yüzeye.

[2] O hikaye de şöyledir: Köyün birinde babası ile yaşayan güzel bir kız varmış. Kızın babası bir gün yolculuğa çıkmaya karar verir. Güzel kız “dikkatli ol, baba ve çabuk dön” diye öğütler. Adam da “Sakın korkma kızım. Birkaç gün içinde geri dönmüş olacağım” der. Yaşlı adam yolculuk ederken karanlık iyice bastırmış, gece yarısı oluvermiş. Adamcağız karanlıkta bir şatoya rastlar ve içeri girer. İçeride bin bir çeşit yiyeceklerle donatılmış bir masa görür. “böyle bir ziyafeti bana sunduğu için, burada yaşayan kişi bir kral olmalı” der kendi kendine. Ertesi gün dostumuz erkenden kalkar ve gitmeden önce bahçeden bir gül koparır. Ansızın çirkin, yırtıcı bir hayvan ortaya çıkar ve “benim bahçemden gül koparmaya cesaret eden de kim!” diye kükrer. Yaşlı adamı tutsak alan çirkin yaratık, “gitmene bir tek şartla izin veririm” der. “kızın ömür boyu burada, benim yanım da kalacak!” Çirkin'in bu emrini büyük üzüntü içinde yerine getiren yaşlı adam kızını şatoya getirir ve ondan üzüntüyle ayrılır. Güzel ile Çirkin aynı şatoda hayatlarını sürdürürler. Zaman geçtikçe de birbirlerine güzel duygular hissetmeye başlarlar. Fakat bir gün Güzel, sihirli aynada babasının hasta olduğunu görür ve çok üzülür. Bunu fark eden Çirkin “sana özgürlüğünü geri veriyorum, babana gidebilirsin” der. Güzel, babasını bulup iyileştirdikten sonra şatoya dönmeye karar verir. Ne yazık ki, şatoya geri döndüğünde bahçede Çirkin'i üzüntüsünden ölmüş bulur. Ağlamaya başlayan Güzel, Çirkin'e yaklaşarak onu öper. Bu aşk öpücüğü sayesinde, Çirkin uyanır ve kendisini etkileyen kötü büyüden kurtularak çok sevimli ve yakışıklı bir prense dönüşür.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Guzellere karsi bu husumet niye :) Evet, haksizlik ama insanlar ne zaman esit dogdular ki ! Peki, o zaman akilli dogan insanlari ne yapacagiz, onlari da yalniz birakacak miyiz, hatta yazdiklarini da okumayalim, kendileri yazsinlar kendileri okusunlar :)) Hayat biraz boyle, kimse esit dogmuyor. Dis guzelligi olan insanlarin daha kolay bir hayat yolu bekleyebiliyor, aynen daha akillilari, daha zenginleri, daha sevgi dolu ya da daha egitimli bir aileye doganlari oldugu gibi. Hikayeler yazilmali belki Shrek'de oldugu gibi, bir opucukle prenses yerine ogre'a donen... kalici olarak :) Kolay gelsin.

Benchwarmer 
 13.12.2009 2:52
Cevap :
Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Elbette düşman olmayacağız, ama benim amacım güzellerden çok güzelliğe olan aşırı düşkünlüğümüzü sorgulatmaktı.  13.12.2009 11:49
 

Güzel ve yakışıklı olup, başka hiçbir şeyleri olmayanlara, en iyi hikaye; Ekho ve Narkissos'un mitolojik dramıdır sanırım..güzel yazı, güzel güzel okudum...saygılarımla..

güzaltı 
 28.12.2007 23:12
Cevap :
Kesinlikle doğru mitler bunlar. Bilgelik dolu yorumunuz için çok teşekkürler.  29.12.2007 13:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 804
Kayıt tarihi
: 06.06.07
 
 

Sosyoloji ile ilgili olarak Birikim, Üç Ekoloji, Birgün Gazatesinde çeşitli yazılarım çıktı. Ayrı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster