Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1002
 

Güzellik başa bela

Güzellik başa bela
 

Güzellik mutluluk mu?


Beş altı yıllık bir öğretmendim. Çalıştığım yere yakın bir okula eski öğretmen okulundan bir hocamın tayin edildiğini duydum ve bir gün dersim bittikten sonra kalkıp hocamı ziyaret et- meye gittim. Genç bir öğretmen olmanın da verdiği bir hava ile ve bir de motosikletle gideceğim için meşin ceketimi giyerek, yüzümün yarısını kaplayan güneş gözlüğümü takarak gittim. Derslerin bittiği bir akşam üzeriydi. Hocamın tayin edildiği okula vardım. Motosikletimi okulun bahçesine park ettikten sonra, gözlerimde siyah gözlük, meşin ceketli ve epey de havalı bir şekilde okula girdim. Hocamı sordum, müdür yardımcısı olduğunu söyleyerek odasını gösterdiler. Gözlerimde siyah gözlüklerle, ki hatırladıkça hala utanıyorum, hocamın odasına girdim. Hocam beni tanır tanımaz o eski mütevazı ve olgunluğu ile hemen ayağa kalkıp, sarıldı, öpüştük, yer gösterdi,oturdum ve bana çay söyledi.

- Eee söyle bakalım reis(bana okuldayken de reis derdi) neler yaptın bakalım? diye sordu, senin yüksek tahsil yaptığını duydum. Okulun en parlak öğrencilerindendin.

- Teşekkür ederim hocam, dedim, İngilizce bölümünü bitirdim, İngilizce öğretmeni oldum.

- Öyle mi! diye adeta haykırdı, çok sevindim. Biliyordum senin başaracağını...

Çaylar geldi hem çay içmeye hem de sohbetimize ve geçmişteki anılarımızı anlatmaya devam ettik ve o sırada hocamın odasına çok ama çok güzel bir hanım girdi. İnce, uzun boylu ve beyaz tenliydi. Yay gibi siyah kaşları, biçimli dudakları, uzun kirpikleri içinde baygın baygın bakan iri siyah gözleri ve bluzunun altından füze gibi sivri sivri fırlayan göğüsleri ona müthiş bir güzellik veriyordu. Onun o güzelliği karşısında bir anda şoke olmuş ve hayranlıktan ağzım açık kalmıştı. Hocam da bendeki şoku görmüş olacak ki

-Bak seni hoca hanım ile tanıştırayım, dedi, o da senin meslektaşın, yani senin gibi İngilizce öğretmeni. Hoca hanım bu delikanlı da öğretmen okulunda hocası olmakla gurur duyduğum çok sevgili bir öğrencim. Okulun süperlerinden.

- Sayın hocam iltifat ediyorlar, teşekkür ederim, dedim

Güzel İngilizce öğretmeni elini uzatınca ayağa kalktım tokalaştık,

- Hoş geldiniz, dedi, adım Sevgi.

Ben de adımı söyledim ama hala ne kadar kaba davrandığımı düşünerek hatırladıkça rahatsız

olduğum o siyah gözlüğümü bile gözlerimden çıkarmamıştım. Belki de ondan olacak meslektaşım fazla ilgilenmeyerek hocama  görevi ile ilgili bir şeyler konuştuktan sonra çıkıp gitti. Arkasından bakakalmıştım.

- Hoca hanım çok güzel değil mi? Sordu hocam.

- Evet, dedim

- O'na hayran olmayan yok zaten, dedi.

O günden sonra sık sık, sırf o güzel kadını görmek için hocamı ziyarete gittim. Ama bu kez o hırpani kılığımla değil adam gibi giyinerek gittim ve hatta hocamdan önceki gelişimdeki tav- rımdan dolayı da özür diledim. Genç olduğumu, kafama takmamamı söyledi o da memnun ola- rak. Ama o hoca hanımı pek göremiyordum. Utancımdan hocama da soramıyordum. Son gidişimde dayanamayarak, hocama hoca hanımla ders ile ilgili bir şey konuşmak istediğimi söy ledim. Hay hay diyerek hemen çağırttı.

Ders bitiminde o güzel kadın geldi ve bu kez beni daha farklı görmüş olacak ki ilgilendi. Aman Allahım ne kadar güzeldi!

- Sizle hem bir çay içelim hem de konuyu konuşalım, dedi, buyurun kantine inelim. Nöbetçi olduğum için orada bulunmam gerek.

-Öyle daha güzel olur, dedi müdür yardımcısı hocam da. Kantine gidişimizde, onla yürürken, bacaklarım dolaşacak düşeceğim diye korkuyordum. Yetişkin öğrenciler büyük bir kıskançlıkla bu güzel hocamıza yanaşan da kim gibisinden bana ters ters bakıyorlardı. Kantinde onunla beş dakika kadar konuştuk ama heyecandan neler konuştuk, tek kelimesi bile aklımda kalmadı. Onla geçen o beş dakika küçük ve tatlı bir rüya gibi hız la akıp gitmişti.

Ondan sonra bir daha onu göremedim, defalarca gittim ama göremiyordum, hocama onu sormaya da utanıyordum. Ama hocam da sanki bunu biliyormuş gibi bir gün bana,

- Senin meslektaşın gitti bu okuldan, dedi.

- Nereye gitti? diye heyecanla sordum, hangi okula tayin oldu?

- Öğretmenliği bıraktı. Çok zengin biri ile evlenmiş diyorlar.

Üzüldüm ama belli etmedim.

Aradan on beş yıl kadar zaman geçti, evlenip çoluk çocuğa karışmıştım. Bir gün çocuğumu ra- hatsızlığı nedeniyle öğretmenler hastanesine götürmüştüm. On beş yıl sonra hocamı yine orada gördüm O da rahatsızlığı için gelmişti. Oturup yine eski günleri konuşmaya başladık. Bir ara söz dönüp dolaşıp o güzel kadına geldi ve,

- Affedersiniz hocam, dedim, sizin okulda karşılaştığım o İngilizce öğretmenine ne oldu acaba?

Merak ettim, gerçekten çok güzel bir kadındı.

- Öyleydi, dedi hocam, onun başına gelenleri söylesem inanmazsın.

- Ne olmuş?

- O dünya güzeli kadın randevu evine kadar düşmüş diyorlar...

- İnanmıyorum.

- İnan, çünkü gerçek. Bizim arkadaşlardan görenler olmuş. Şimdi Aksaray’da ... barında çalışıyormuş.

Öğrencilerinden bile gidip onu orada görenler olmuş. Okuldaki eski arkadaşlarım anlattılar, geçenlerde onları ziyarete gitmiştim de...

- Mümkün değil! diye hem üzülüyor ve hem de inanamıyordum, bu kadar güzel bir kadına bu olamaz, o böyle bir şeyi nasıl yapabilir inanmıyorum....

- Ne yazık ki doğru, reis! İnanmıyorsan git gözlerinle gör. Üstelik kolejlerde okumuş çok elit bir ailenin de çocuğuydu...

Hocama karşı ayıp olmasın diye orada bir şey demedim ama gitmeye de karar vermiştim. Oradaki işim biter bitmez gidecektim.

Akşam olunca o söylenen bara doğru gittim. Yan bir sokakta, yer seviyesinden aşağıda bir yerdi. Üniformalı garsonlar hemen buyurun ettiler ve beni tek kişilik bir masaya götürüp oturttular. Siparişimi verdikten sonra, rengarenk ışıkların aydınlattığı, yerleri kırmızı halı ile kaplanmış, olduk ça geniş ve daha çok müzikli bir restaurantı andıran o yerde beklemeye başladım. Olduk ça pahalı bir yere benziyordu. Saat dokuzda program başladı, masalar yavaş yavaş doluyor ve sahneye yakın bir yerde daha zengin ve kalabalık aileler oturuyordu. Müzik başlayınca ortaya bazı kadınların çıkmaya başladığını gördüm. Garson değillerdi ama masalar arasında  dolaşıyor,damsız erkeklerle ilgileniyorlardı. Derken saçlarını sarıya boyamış Sevgi Hanım’ı hemen tanıdım ve ona baktığımı görünce o da bana dik dik bakmaya başladı ve sonra bana doğru gelip yanaştı ve üzerime eğilerek,

- Bir emriniz? Diye sordu.

- Oturabilir misiniz? Diye çekine çekine sordum.

- Neden olmasın? dedi ama o da bana sanki beni tanıyormuş gibi bakıyordu.

Masama oturdu. Saçlarını yüzüne dökmüş, yüzü pek iyi seçilmiyordu ama onu yine de tanımıştım. O ise beni nereden tanıdığını çıkarmaya çalışıyor gibiydi.

- Nasılsınız? Diye sordum.

- Teşekkür ederim de sanki beni tanıyormuşsunuz gibime geldi, dedi, sizinle tanışıyor muyuz?

Vücudu hala bozulmamıştı, beli yine ince, göğüsleri yine dik dik ama yüzü biraz bozulmuştu. Sanki yaralar varmış iyileşmişler gibi, garip garip çizikler vardı. Oldukça koyu kırmızı bir bluz giymişti siyah eteğinin üzerine.

- Tanıyorum Sevgi Hanım, dedim

Gerçek adı söylenince irkildi ve onu nereden tanıdığımı kısaca anlattım acele acele. Garson geldi, ona da bir içki söyledim.

- Merak etmeyin sırf sizi görmek için geldim, dedim, amacım çok beğenip aşık olduğum bu gü- zel hanımın kısa da olsa hayat hikayesini öğrenmeye geldim. Eğer az da olsa anlatırsanız çok sevinirim. Başka da hiçbir niyetim yok.

Şöyle bir duraladı gözlerime dik dik bakarak,

- Kimden öğrendiniz? Diye sordu.

Onu kırmamak için,

- Geçen akşam buradan geçerken sizi gördüm de acaba o mu diye merak ettim ve bu gece gelmeye karar verdim, dedim, sizi burada görünce inanamadım. Bana kısaca  başınızdan geçenleri anlatırsanız çok sevinirim.

Gelen içkisinden bir yudum aldıktan sonra masamdaki sigaradan da bir tane yaktı ve,

- Hayat işte, dedi, hiç belli olmuyor ki. Ne anlatayım ki hocam, sevgili meslektaşım? Sizi hatırladım, evet o gün  müdür yardımcısının odasında tanışmıştık, sanırım bir daha gelmiştiniz. Koca bir güneş gözlüğü takmış ve deri bir ceket giymiştiniz.

-Evet, o hırpani kılığımdan dolayı hocamdan özür diledim ve şimdi sizden de özür diliyorum.

Gülümsedi ve,

- Ne kadar naziksiniz, dedi, tam bir öğretmen centilmenliği.

- Teşekkür ederim... sonra kantinde birlikte çay içmiştik ve o gün siz orada nöbetçiydiniz?

- Evet orasını azıcık hatırlıyorum, sanırım o ilk evleneceğim seneydi. Beş kez evlenip boşandım, tuhaf değil mi? Kimi birkaç yıl kimi bir kaç ay sürdü. Ama tam beş kez evlenip boşandım. Hiç birine yaranamadık. Hapse girdim çıktım, sabıkalandım ve fişlendim. En iyisi anlatıp güzel düşlerinizi bozmayayım ne dersiniz? Buradakilerin hiç biri İngilizce öğretmenliğini yaptığımı bilmez. Anlatırsam inanmazlar da... Ben belki de en güzel evlerde en güzel hayatı yaşamaya layık bir kadındım ama buralara kadar nasıl düştüm ben bile anlayamadım. Ne geldiyse başıma şu lanet olası güzelliğimin yüzünden geldi ve bu yüzden başım hiç beladan kurtulmadı. Çok kez keşke çirkin olsaydım dedim. Erkekler erkekler erkekler... Peşimden hiç eksilmediler, bu da doğru düşünmemi ve doğru yolu görmemi engelledi. İnsanların sahte sözleri gözlerimi kör etti, önümü göremedim. Kıskançlık, şiddet, kan, hapishane...bir sürü dert hep bu güzelliğin ve hayatı bilemememin yüzünden geldi. Annem ve babam okumuş insan- lardı ama beni hep dışarının gerçek yaşamından uzak tuttular, dışarıdaki pis işlerinden ve hayatından bihaber olarak yetiştirdiler. Kolejlerde okudum. O yaşamın dışındaki yaşamı bilmiyordum ve bir de çok güzel bir kadın olunca, nereye gitsem aç insanlarımızın gözleri hep üzerimdeydi. İltifatlar, yılışmalar, aşk mektupları, telefonlar, dikizlemeler, takip etmeler, laf atmalar... saymakla bitmez, hangisini söyleyeyim ki? Bu yüzden kıskançlıklar, şiddet, boşanmalar, ölümle tehditler... Hayatım zehir gibi günler ve anılarla dolu. Halbuki herkes bu güzel kadın ne kadar mutludur diye düşünüyordu. Bilmiyorlardı ki ben neler çekiyorum.

- Anlayamıyorum, neden peki? Bu kadar güzel kadın nasıl bu kadar kötü bir yaşamı hak eder aklım almıyor.

- Değil mi,ama ne yazık ki doğru. Belki sen de beni ilk gördüğünde aşık olmuşsundur.

- Doğru, sizi gördükten sonra adeta şoke olmuştum.

- Beni mahveden de bu zaten... Güzellik benim de aklımı başımdan almıştı. O kadar çok kişi bana aşıktı ki, ama ben kimseye aşık olamıyor ve kimseyi sevemiyordum. Yakışıklısı, zengini, güçlüsü, ihtiyarı, genci, kabadayısı... Hiç birine yar olamadım ve hala da ne kimseyi seviyor ne de kimseyi beğeniyorum.

Bütün insanlardan sadece nefret ediyorum. Bir baktım onla, bir baktım bunla evlenmişim. Altımda son model arabalar, doğum günlerimde bana hediye edilen arabalar, evler ama hepsi yalan ve dolandı.

Herkes sadece bana sahip olmaya çalıştı. Benim duygularımı önemseyen hiç çıkmadı veya onu sevmemi bekleyen. Kurtlar sofrasında vahşice kapan kapana paylaşıldım sanki. Hala kimim, neredeyim ve niçin buradayım bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da kendim için hiç karar verememiş olmam, hep birileri benim için karar verdi. Kıskançlık yüzünden ölesiye dövüldüm, yüzüm defalarca parçalandı, ameliyetler geçirdim. Kime sığındıysam bu kez o bana sahip olmak istedi. Yani bu güzellik sanki bana ait değil ve sanki halkın malı ve herkes hala ondan pay almak istiyor. Terk ettiklerim, bana sahip olamayanlar benim kurtlar sofrasına düşmemi, sürünmemi ve adımın kötüye çıkmasını sağladılar. En kötüsü de o oldu. Artık, affedersin adımı fahişeye çıkartılar, bundan sonra kim beni kendisi ne karı yapabilir ki?En azından yakın çevrem ve arkadaşlarım yaşadıklarımı biliyor, kime git- sem o iğrenç adım-ünüm arkamdan geliyor, biriyle yuva kurmama engel oluyor, ortalık malı oldum kurtulamıyorum. Türkiye'nin dışına çıksam belki kurtulurum diyorum.

- Bence suç  sende, dedim ,iyi seçim yapmasını bilememişsin.

-Evet, en büyük hatam da bu oldu zaten.İnsanları değil mallarını seçtim. İlk evliliğim de öyle olmuştu ve zaten bütün bunlar da o evlilik ile başladı. Zengin ama kalitesiz, mafya gibi insan- ların arasına düştüm, bir daha da çıkamadım. Şimdi de buradayım işte. Bir sabah kapım çalındı ve kapıyı açtığımda büyük bir çicek ile bir de araba anahtarı gelmişti. Pencereden baktığım za man penceremin altında sıfır kilometre bir araba duruyordu. İşte beni yıkan bu durumum da böyle başladı. Adamın gönderdiği çiçeği ve arabası beni büyülemişti. Bunu gönderen kişi iyi mi kötü mü hiç düşünmeden hediyesini ve dolayısı ile sonradan canımı çıkaran ve hayatımı mahveden o pisliğin kendisini kabul etmiştim. O malların bedeli çok ağır oldu. Sonradan kurtulmak istedim kurtulamadım. İşkence gibi kara yıllar yaşadım, ondan kurtulurken o çevrede beni tanıyan bir başkasının eline düştüm ve hala aynı çevrelerin malıyım ve ne yazık ki istesem bile kurtulamıyorum, çünkü hayatım söz konusu. Güzelliğim onların sermayesi oldu ve onun sayesinde para kazanıyorlar işte. Yani sevgili hocam senin anlayacağın ben bana ait değilim. Beşinci evlilikten sonra ancak aklım başıma geldi ama artık çok geç kalmıştım.

- Hala da kurtuluş imkanın var, dedim, bir yolunu bul ve kaç izini kaybettir. Kurtul bu mafya bozuntularının arasından. Seni korkutmuş sindirmişler.

- Kime yanaştıysam onlar da benden faydalanmak istediler, kimseye güvenim kalmadı ki... Ailem de beni reddetti. Senin anlayacağın artık tek dostum yok. Tehditle imzalatılan senetler yüzünden dediklerini yapmak zorundayım.

- Öyle deme, akıllı bir kadınsın ve de hala da çok güzelsin. İstesen yeni bir başlangıç yapabilirsin ama buralardan kaçmak şartıyla. Yurt dışına kaç.

Gözleri parladı ve eğilip kulağıma dedi ki:

- Dur bakayım hele şu pasaport işini bir halledeyim.

- Edersin, dedim ben de içim biraz rahatlayarak, sen buralara layık değilsin.

Yine eğilip kulağıma, sus pasaport lafını duymasınlar, diye fısıldadı ve sonra da beni öpüyor- muş gibi yaptı. Korkmakta haklıydı, bazen gazetelerde oraya buraya öldürülüp cesetleri atılan kadınlarla ilgili haberleri görebiliyordum. Ama onun da bir hatası vardı ki bence en büyük hatası da bu idi. Güzelliğine çok güvenmiş, güzelliğinin ona mutluluk getireceğine ve güzelliğini öven her söze ve herkese  inanmıştı ama onu o çukura iten insanları tanıyamamıştı. Doğruyu düşünmek yerine egosuna yenilmişti. Ve bunun bedelini ise hala çok ağır olarak ödemekte idi. Arabalar ve evler gözlerini kamaştırmış ama onları sunan insanları tanıyamamıştı.

Bir garson gelip onun kulağına eğilip bir şey dedi.Sevgi Hanım hemen kalkıp özür dileyerek gitti. Bir daha  da gelemedi, bir yere çağırmışlardı. Ben de kalkıp hesabı ödeyerek oradan ka- fam karışık bir şekilde ayrıldım. Duyduklarıma inanacağım gelmiyordu.

 

Şubat 27.03.İstanbul  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 656
Kayıt tarihi
: 29.12.07
 
 

1952 Ağrı doğumlu olan Reşit Yaman altı yıllık yatılı Van Alpaslan İlköğretmen Okulu'ndan sonra İ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster