Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '09

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
700
 

Habil amca -2- (Yıldızlarda seksek oynamak)

İşte sonsuza endeksli işaret… İki yönlü bir işaret bu… Abdülhakim Efendi hazretleri bu hitaplarıyla; Habil amcayla olan kalbî yakınlığını ve nasıl bir devlete kavuştuğumu, kıymetini bilmem gerektiğini anlatmış oldular... Habil amca da efendisinin rüyada böyle hitap edeceğini biliyorlardı şüphesiz ilk tanıştığımızda... Gördüğümüz kainata tutsak olan bizlerin anlayamayacağı bir anlaşma şekli… İlki bu… İkincisi ise… Niye bu isimle hitap ettiklerinin sır tarafı… Onu ben de bilmiyorum... Bu dünyada kalan ömrümde belki; veya mahşer gününde öğreniriz elbet…


Rüyayı gördüğüm gecenin sabahı uçarcasına evlerinin yolunu tuttum... Ben mi yürüyorum yoksa yollar mı altımdan akıp geçiyor anlayamıyorum... Bulutların üzerindeyim... Akşam gittiğim zamanlar hem yürür hem de gökyüzüne bakar, Samanyolu'ndaki yıldızlarla konuşurdum sanki…
- Söyleyin göğün çırağları; şu an ben kaldırım taşlarına mı basıyorum, yoksa
tek tek üzerinizde mi sekiyorum?..

***

Hiç yorulmuyorum. Habil amcaya ne zaman gitsem ve o nurlu evden kirli dünyama feyz devşirdikten sonra ne zaman geri dönsem, duraklarda gideceğim yöne ait araba hazır, sanki beni bekliyor. Yüzlerce kez gittim, hepsinde bu oldu, hiç istisnasını yaşamadım… Bu tevafukları da onların sevgisinden, onların sevdiklerinin sevgisinden biliyorum.

Her gittiğimde daha bir şefkat gösteriyorlar. Ya ikinci ya üçüncü gidişim… Vehimli kafa yapımdan hâlen daha kurtulabilmiş değilim. Kapıyı çaldım. Yukarı pencereye baktım. Çıkmadılar. Belki namazdadırlar diye bir müddet sonra bir daha zili çaldım. Yine pencerede yoklar…

Korkular yavaş yavaş kaplamaya başladı...
- Gördün mü çok sık geldin... Sen kimsin ki onları bu kadar rahatsız ediyorsun… derken bir anda kapı açıldı. Halbuki her zamanki gibi cama çıkıp gelenin kim olduğunu öğrenmek için kapıya bakmamışlardı... Kimin geldiğini görmeden kapıyı yukarıdan iple açmışlardı. Şaşırdım ve çok sevindim. Hangisinin daha çok olduğuna karar veremedim… Süratle merdivenleri çıktım. Kapıyı tıklattım. Hanımı Ziynet nine seslendi –Kim geldi hacı… Habil amca cevap verdi:
- Ömer geldi hanım. Ömerimiz geldi. Kapıyı açtılar. Ellerine kapandım…


BOYUTLAR HAPİSHANESİNDEN FİRAR…

Evet 20. asrın bütün iğrençliğinde bulmuştum bulacağımı… Büyük nasip… Her gittiğimde efendisinden aşkla bahsediyorlar…
Habil amcanın mesleği terzilikti. Efendisi Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin de terziliğini yapıyorlardı. Kendileri anlattı…
- Bir akşam vakti, ortalık kararmıştı Efendi baba dükkanımı şereflendirdi… Ben yatsı namazına kadar onun nuruyla elbise diktim. Işıkları açma ihtiyacı duymadım…
Eriyorum her dinlediğimde… Hiç duymadığım şeyler… Anlattıklarıyla ruhuma da elbise dikiyorlardı… Devam ediyorlar…
- Efendiyi çok seven bir talebe arkadaşım var… Hüseyin bey… Onunla biz birbirimizi o kadar severiz ki, birimizde hangi hastalık çıksa diğerimizde de aynı tarihte aynı hastalık çıkar… Nitekim şu anda O'nda hangi hastalıklar varsa bende de aynısı mevcut… Kapı numaralarımız bile aynıdır. Onların kapı numarası 23 idi bizimki de 23 idi. Bir ara onların sokağında bir hafriyat olmuş, kapı numaraları değişti, 21 oldu. Bir hafta geçmedi bizimki de bir vesileyle 21 oldu…
Bunları dinlerken her şeyi sebep-sonuç ilişkisine bağlayan üç boyut mahkumları gözümde ne kadar da küçülüyordu…

***

Ve Efendi Baba'nın büyüklüğüne dair öyle bir keramet var ki, ruhumda soyut bir atom bombası patladı o anda…
Abdülhakim Efendi, bir gün tramvayda yolculuk ediyorlardır. Çocuğu kötürüm bir anne-baba, doktor doktor dolaşmış, bir çare bulamamışlardır yavruya. Tramvayda Abdülhakim efendiyi görünce,
- Bu mübarek bir insan duasını alalım, deyip yanaşırlar…
- Efendim bizim çocuğumuz yürüyemiyor. Bir dua etseniz, ricasında
bulunurlar…
Efendi Baba şefkatle alır yavruyu kucağına. Bir fatiha, üç ihlas okurlar ve yere koyarlar. Tıpış tıpış yürür çocuk... Anne, baba hıçkırıklara boğulurlar…
Habil amca ve yakınları sorarlar sırrını. Efendi hazretleri anlatır:
- Bir şey yapmadım… Bir fatiha üç ihlas okuyup, çocuğu rahmetli hocamın (ki Seyyid Fehim Arvasi hazretleridir) kucağına teslim ettim. O kendi hocasına teslim etti, onlar da kendi hocasına… Teslim ede ede o çocuk bir anda Resulullahın (aleyhisselam) kucağına kadar gidip geldi…

***

İzmir'de de benzer bir kerametleri var. Dilsiz bir çocuğu getiriyor anne ve babası… Yalvarıyorlar Abdülhakim Efendi'ye;
- Efendim bizim çocuğumuz konuşamıyor… Ne olur dua edin, diye… O güzel gözleriyle süzüyorlar çocuğu ve soruyorlar; - Oğlum senin adın ne…
- Ahmet, diyiveriyor o dilsiz çocuk!


***

Böyle bir büyüğün dizi dibinde yetişmiş Habil amca… Yakınlığımız arttıkça başka bir şey fark ediyorum… Sanki konuşmamızdan daha çok sohbet kalbimizde oluyor… Kelimelere dökmek ne mümkün… Tarif edemiyordum ama hissediyordum, çok açık… Manevi nimetler üzerime Nisan yağmuru gibi yağmaya başladı. Bir gece Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık 'radıyallahü anh' rüyamda ismimle hitap ettiler ve – Habil amcadan dönerken beni de al, emriyle şereflendirdiler… Nur üstüne nur… Bunları size, nefsimi çok inceleyip, bir taktir bekleyip beklemediğini murakabe ettikten sonra yazıyorum. Eğer bekleseydim yazmazdım... O halde misk şişesinin tıpasını açmalı ki, ruhu nezle olmayanlar kavuşsun kavuşacağına …

***

İKİ İSİM… SADECE O KADAR…

İki arkadaşımız vardı. Birinin ismi Atilla diğerininki Kaya… Bu Atilla çok karanlık, günahlarla dolu bir hayat yaşıyordu. Biz de tanıştırdığım arkadaşlarımla birlikte sık sık Habil amcadan bahsediyorduk… Bir gün yemek yerken ummadığımız bir şey oldu… Atilla çıkışır gibi;
- Ne bu böyle… Habire Habil amca diye birinden bahsediyorsunuz… Ermiş o zaman bu… Ben inanmam böyle şeylere…
- O zaman seni götürelim, bir de sen gör, dedim…
Atilla bir kaşı yukarıda
- Gidelim kardeşim… Ben medeni cesareti olan bir insanım… Hiçbir ortamdan çekinmem, dedi…

Atilla ile Kaya'ya bereket olması için isimlerinin yanına bir de din büyüklerinin isimlerini eklemelerini söylemek istiyorduk ama beceremiyorduk bir türlü. Ki Ehl-i Sünnet alimleri bunun çok faydalı olacağını, ahirette isim benzerliğinden bile din büyüklerinin o kişiye sahip çıkabileceklerini müjdelerler…

Atilla ile Kaya'yı ertesi gün alıp Habil amcaya götürdük. 5 kişi gittik. Yanlarındaki koltuğa oturdum. Diğerleri solumdaki koltuklara dizildiler. Fırsatını bulduğumda veya sorarlarsa isimlerini söyleyecektim ki her zaman usul buydu… Ama Habil amca daha tanıştırmadan heybetli bir şekilde söze başladılar…
- Efendim şimdi çocuklara Atilla gibi, Kaya gibi isimler koyuyorlar!.. Büyüklerimizin isimlerini koymak lazım gelir…
Üçüncü bir isim telaffuz etmediler o gün…
Biz, buz tutmuştuk. Sessizlik oldu… Yüzüne bakamıyorduk… Zangır zangır titredik…
Atilla'ya döndüler ve heybetle sordular:
- Sen namaz kılıyor musun?
- Ha…hayır efendim, diye kekeledi medeni cesareti olan Atilla…
- 5 vakit namaz kıl…
- Peki efendim…
Hayretler içindeyiz!.. Atilla, alnı neredeyse secde görmemiş bir hayatın insanı…
Bir saat kadar kaldık… Dışarı çıktığımızda Atilla'nın yüzü sapsarı olmuştu. İri yarı adam çocuğa dönmüştü...
- Atilla abi ne dersin, anlattığımız kadar var mıymış?..
Güçlükle konuştu:
- O nasıl bakışlardı öyle, beni delip geçti…
O günden sonra Atilla namaza yani Allahü tealanın huzuruna davetine, emrine koşmaya başladı. Bütün karanlık yaşantısından kurtuldu…
Evliyanın sözünde Rabbani tesir vardır…

***

KERAMET ÜSTÜNE KERAMET…

Başka bir gün… Kirli düşünceler beni boğa boğa huzurlarına gittim… Habil amca sanki konuşmuyor, nur dökülüyor dudaklarından… Anlatıyorlar:
- Bir gün Efendi hazretlerine gittim. Ama yolda aklıma öyle kötü düşünceler geldi ki kurtulamadım bir türlü. (Hayret… Az önce aynı duyguları ben de yaşadım diye düşündüm…) Ben kovuyorum onlar hücum ediyor… (Evet evet bana da az önce böyle oldu…) Böyle bir halde Efendi Baba'nın huzuruna vardım. (İşte ben de sizin huzurunuzdayım…) O anda ders yapıyorlardı. Konuyu kestiler, bana baktılar ve buyurdular ki:
- Bir kimsenin hatırına çok fena düşünceler gelirse bu onun kötülüğüne işaret değildir. Bilakis imanının kuvvetli olduğunun alametidir…
Sonra bir ahhhhh çekti Habil amca… Ben almıştım alacağımı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 83
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 3342
Kayıt tarihi
: 16.02.09
 
 

1969 İstanbul doğumluyum. İnternet, bilişim, belgesel ve çizgi film en büyük hobim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster