Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '12

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
1443
 

Haçlı Seferleri'nin etnik dillere etkileri

Haçlı Seferleri'nin etnik dillere etkileri
 

Haçlı Orduları İstanbul'da (Delacroix)


İran yaylası ve çevresindeki alan içinde konuşulan dillere İran dilleri denir. Bilinen en eski İran dilleri Avesta ile Farsçadır (İran-Pers dili). Avesta Zerdüştlüğün dinsel metinlerinin diliydi. Farsça, Pers dilinden doğmuş, Arapça, Türkçe ve Moğolcadan bir çok sözcük almıştır. Farsçanın ilk izlerine Ahemeni imparatorluğu yazıtlarında rastlanır (İ.Ö. 6-4 yz).

10.cu yüzyıldan itibaren bir çok elyazması metinle belgelenen Farsça gelişerek hem yazı, hem konuşma dilinde diğer bölgesel dillerden daha baskın bir konuma ulaşmıştır. Tacikistan’da konuşulan Farsçaya ulusal kaygılarla Tacikçe denilir. Dari denilen Afgan saray Farsçası da Afganistan’ın iki resmi dilinden biridir. Diğer dil Afganca denilen yine Fars kökenli Paştu’dur (Peştu da denir). O halde, aslında İran dil öbeğinin temelini Farsça oluşturur diyebiliriz.

Farsçanın konuşulduğu ve yayıldığı coğrafi bölgenin yüksek dağlar ve vadilerle birbirinden bölünmüş olması çok çeşitli dil, lehçe ve ağızların doğmasına yol açmıştır. Öyle ki bunların dil, lehçe veya ağız olarak tanımlamaları bile tartışmalıdır. Haritada birbirine çok yakın görünse de mevsimsel koşullar ve yüksek dağlar nedeniyle iletişim güçlüğü olan yerleşim birimleri arasında çok keskin dilsel farklar gözlemlenmektedir. Aynı durum 39 çeşit dilin konuşulduğu ve birçok etnik grubun yaşadığı dağlık Kafkaslar için de geçerlidir.

Kürt olarak tanımlanan veya “etiketlenen” etnik aşiretler Farsça, Türkçe veya Arapça gibi dilleri konuşurlar. Ancak, hepimizin bildiği gibi  konuştukları Türkçe nasıl kabaysa, konuştukları Farsça ve Arapça da kabadır. Bu kaba Türkçeyi nasıl ki ayrı bir dil olarak tanımlamak mümkün değilse, aynı şekilde, konuştukları öbür iki dili de ayrı diller olarak tanımlamak zordur. Çoğunluk Kürtlerin konuştuğu dil Fars (Pers, İran) dilinin bir lehçesi, hatta daha doğrusu şivesidir. O halde, neden bu dile Kürtçe deniyor? Kıbrıs Türklerinin konuştuğu dile de o zaman Kıbrısça mı diyelim?

Farsça bugün Ortadoğu bölgesinde, İran ve Afganistan’da konuşuluyor. Ve bugün bir Afganlı veya İranlı, bir Kürdün konuştuğu kaba Farsçayı anlayabilmektedir. Araştırmacı Dr. Peter Alford Andrews “Türkiye'de Etnik Gruplar” kitabında bu dilin bölgeler ve yerleşim birimlerine göre Kurmanci, Zazaki (Zazaca), Gorani gibi çok değişik şivelerle konuşulduğunu belirtir.

Oysa, başka dilbilimciler Zazaki, Gorani, Sorani'yi Kürtçe (Kurmanci) den ayrı bir dil olarak kabul ederler. Aşiretler arasında da çok farklı diller ve şiveler olduğu bilinmektedir. Yani tek bir Kürtçe dilinden ve şivesinden bahsetmek de mümkün değildir.

Dilbilimci Minorski'ye göre Kürtçe kuzey batı İran dili, D.N. Mackenzie'ye göre güney batı İran dilidir. Bu dilin Kurmanci (K. Irak, G.D. Anadolu) ve Sorani (İran, Doğu Irak) olarak iki lehçeye ayrıldığı öne sürülse de bu görüşler tartışmalıdır. Bazıları Kürtçe ile Kurmanci'yi aynı dil olarak kabul eder. Bunun yanı sıra Zazaca (Zazaki), Gorani, Süleymani, Mukri, Badinani gibi dillerin de lehçe, ya da, alt dil olup olmadığı konusunda dilbilimciler arasında bir uzlaşı yoktur. Yöreden yöreye, köyden köye büyük dil farklılıkları görülebilir.

Bazı dilbilimcilere göre Zazaki denilen Zazaca, Kırmancki ve Dimli olmak üzere iki lehçeden, Almanya Frankfurt Zaza Dil Enstitüsü'ne göre ise, Kuzey Zazaca (Dersim, Erzincan, Sivas, Muş, Erzurum); Merkez Zazaca (Palu, Elazığ, Bingöl); Güney Zazaca (Siverek, Gerger, Mutki, Diyarbakır, Malatya) olmak üzere üç lehçeden oluşur. Kuzey ile Güney lehçeleri, Merkez Zazacadan o kadar farklıdır ki anlaşmaları oldukça zordur.

HAÇLI FAKTÖRÜ

Tüm bunlara benim eklemek istediğim bir diğer önemli olgu Haçlı faktörüdür. 1095 de başlayıp 1289a kadar 193 yıl boyunca süren Haçlı Seferlerinin Güneydoğu Anadolu ve Ortadoğu Bölgesinin toplumsal, kültürel ve dilsel yapısını derinden etkilediğini göz ardı edemeyiz. Tarihçiler genelde Haçlı Seferlerinin Avrupa'da yarattığı etkiler üzerinde durur. Oysa, bu seferlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da oluşturduğu özellikle  dilsel etkiler üzerinde de durmak gerekir.

Franklardan oluşan ilk Haçlı ordusunun 1099de Urfa bölgesini işgal ederek burada Edessa Kontluğu adı altında bir Hristiyan Latin devleti kurduğu, Haçlı Seferleri süresince ordudan ayrılan, tutsak edilen, bir daha ülkesine dönmeyen, kaçak veya yaralı bir çok Fransız, İngiliz, İtalyan ve Alman askerin o bölgedeki etnik kümelere karıştığı, sığındığı ve eridiklerini biliyor muyduk?

Bunun yanı sıra Haçlı şövalyelerince Adana'da Kilikya Ermeni Krallığı, Lübnan'da Tripoli Kontluğu, Filistin'de Kudüs Krallığı ve Hatay'da Antakya Prensliği kurulmuş, Edessa Kontluğu Urfa, Antep, Maraş, Adıyaman, Malatya, Diyarbakır, Tunceli illerini topraklarına katmıştır. Yine bu bölgede askeri amaçlı bir çok kale inşa edilmiştir.

Edessa devletinin başkanı Frank kontu Baldwin de Boulogne daha sonra Kudüs Kralı ünvanını da almıştır. 1144 yılına kadar bölgede egemen olan Edessa devletinin ve diğer Latin devletlerinin bölgenin etnik, demografik ve dilsel yapısını   etkilememesi olanaksızdır.

Bu tarihsel olgudan dilbilimciler pek söz etmez. Ancak, Haçlı devletlerinin Güneydoğu Anadolu ve Antakya'daki 200 yıl süren varlığı, hem Avrupa dillerindeki bazı sözcükler ile yazımsal özelliklerin (dişil-eril ayırımı gibi) yerel dillere aktarılmasına, hem de yöre halkının ırksal ve genetik yapısının değişmesine yol açtığı açıktır. Yoksa Farsçada olmayıp salt Avrupa dillerine özgü dilsel özelliklerin herhalde gökten zembille indiğini söyleyecek değiliz.  Etnik dillerde görülen Avrupalı sözcüklere benzer sözcükler, dişil eril ayırımı ve bölge insanlarında seyrek de olsa rastlanan renkli göz, sarışınlık, kızıllık gibi kuzey ırklarına özgü genetik baskın özellikler başka nasıl açıklanabilir ?

Dişil eril ayırımın Arapça, Türkçe ve Farsçada olmayışı bu dillerin güçlü dilsel yapılarının olduğunu, buna direndiklerini, ancak etnik dillerin güçsüz yapıları nedeniyle buna direnemediği ve değişime uğradıklarını gösterir. Yani eril ve dişil sözcükler bazı dilbilimcilerin iddia ettiği gibi övünülecek bir özellik değil, dilsel bir zayıflık göstergesidir. Bu da Kürtçe diye tanımlanan dilin karma ve derleme bir dil olduğunu güçlendiren kanıtlardan biridir.

Türkçede yerleşik "radyo, telefon, hit, taksi, mersi, otomobil, otobüs, faks, teleks" gibi sözcüklerin olması nasıl ki Türkçe'nin Hint-Avrupa dili olmasına bir gerekçe oluşturmuyorsa, Kürtçedeki Avrupa kökenli sözcükler de bu dilin apar topar Hint Avrupa dil grubuna dahil edilmesine gerekçe olarak gösterilemez. Çünkü ona bakarsanız Kürtçede 3080 Türkçe ve  2000 Arapça sözcük bulunduğu saptanmıştır.

Bir ulus devlet sınırları içinde ve özellikle petrol havzalarındaki etnik grup dillerinin ön plana çıkartılmasında dünya egemenlerinin siyasal hesapları olduğu açıktır.  Eğer insanlık tek dil konuşabilseydi, iletişim evrensel ve uluslararası olacak ve insanlar birbiriyle çok daha kolay iletişim kurabilecekler, bölünmeler ve gruplaşmalar olmayacaktı. Çeşitli dil ve alt dillerin varlığı insanlar arasında iletişimi güçleştiren bir etmendir. Bu nedenle, yerel ve etnik alt dillerin korunması değil, ancak tasfiye edilmesi doğru bir yaklaşım olabilir.

Nazif Isaki bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Son günlerde TBMM’de ileri geri konuşan kimi CHP’li ve BDP’li genellemeci dayatmacılar bu tür konuları iyice öğrenerek nereden gelip nereye doğru gidilmekte olduğunu usul usul anlamaya başlasalar olmaz mı?Bu ayrılıkçılık ve gerçekdışılık nereye gidecek böyle?Umarım tutarlı bir tarih, kültür ve dil bilim yolu ile Türkiye kültür ve uygarlık potasındaki kardeşçe kaynaşmayı kimi yama çıkışlar ile durdurmak gibi bir Din Kişot’luk tavırlarından kurtulurlar bir an önce.Bu konuda ne yazık ki Greklerin de Balkan ulusları üzerinde kurmak istedikleri DNA araştırmalarına bile indirgemeye başladıkları ırkçı etnik dayatma da bitmiş değildir.Bu kapsamda AKP İktidarının materyalist tapınakçılar yanında etik ırkçı içeriki dayatmalı terör saldırıları karşısındaki sabırlılık gösterileri ile alttan alışlarındaki hikmeti de anlayabilmiş değilim.Kimilerinin özellikle dil,kültür, uygarlık,dil bilim yanında eşitlikçi hukuk anlamında gerekli çalışmaları yapamamış olduğunu gördükçe üzülmemek elde değil.Tşk'ler.

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 02.02.2013 23:59
Cevap :
Ömer bey değerli ve ilginç yorumlarınıza ve saptamalarınıza teşekkürler. Bu yazıya iyi bir katkı yapmış oldunuz. Anadolu ve Trakya Halkları binbir pırıltılı rengarenk bir harmandır ve bunun tümüne “Türk ulusu” veya “Türk milleti” denir. Bunu tutan din değil “Ne mutlu Türküm diyene” söylemidir. Dinler ile bu kaynaşmayı sağlayamazsınız. Din insanları bölen bir etmendir. Fakat bugünkü duruma baktığımızda ne görüyoruz? Şunu: Patriotlara evet, bölücülüğe evet, her tür etnik milliyetçiliğe ve ırkçılığa evet, federasyona evet, şeriata evet, anayasadan Türk kelimesini çıkarmaya evet, Türk ulusuna hayır ! Ve buna ileri demokrasi diyorlar !   03.02.2013 18:17
 

Görülen o ki ortak dil ve soyların kaynaşmasından oluşan bir ulus olduğumuz birilerine hep ‘zul’ gelmektedir.Oysa ayakta kalabilse idi o çok sevdikleri Osmanlı Devleti içerisinde ya da AlmanyaileABD yurttaşı olarak nasıl bir ırk ve dil ve lehçe mücadelesi vereceklerdi şaşarım!Ayrıca Hitiler,Persler,Asurlar,Urartular,Babil’den Dicle üzerinden Trabzon’a gelmeye çalışan 10.000 kadar Grek askeri,İskenderin askerleri ile onun artıkları Selevkoslar,Romalılar,Ermeniler,Kommageneliler,Hazarlar,Araplar,Artuklar nasıl bir yana tılabilir?Belli ki çok bel bağlanılan İmralıSüreci için toplu bir evecenlik sarmış ortalığı.Oysa Terör Saldırıları TerörÖrgütü elebaşısına da siyasi uzantılarına da belirgin tavizler verilerek durdurlamaz.Olası en küçük bir kopma durumunda pusudaki Karayılan kadrosu yeniden harekete geçmeyecek midir?ABD bir anda(2900)yurttaşını öldürüveren El KaideTeröristlerine karşı böyle mi davrandı?Son günlerdeTBMM’de ileri geri konuşan kimi CHP’li ve BDP’li genellemeci dayatmacılar,03

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 02.02.2013 23:56
 

Erol Bey aşağıdaki eklemeleri de yazmak zorunda hissediyorum kendimi.Kaldığım yerden şunları da söyleyebilirim:Hiç bir ayrım yapmadan kız alıp kız vermişiz;enişteyiz ya da Kürt-Zaza eniştemiz ya da gelinimiz vardır.Şimdi bazı etnik ırkçı çıkışlar nasıl oluyor da Doğu’da bir tek Kürt varlığını dayatabilri şaşıyorum!Edessa Dev.alanlarında bulundum sık sık.Dilleri,davranışları,yüzleri birbirinden farklı yurttaşlarımız için ne Türk ne de Kürt diyebilirz!Onlar o topraklardan gelip geçmiş olan onlarca egemen güçlerden bize kalan birer miras değiller midir?Giderek görmeye fırsatım olmasa bile Karacadağ’da bulunan Moğollar,Elazığ’daki Hazarlar,G.Antep’ten ötelere de yayılmış olan Aydınlılar, Salurlar,Artuklular,Hısnıkeyfa’dakiZeynel Beyin torunları ile Emevi ile Abbasi soyundan gelen Arap kardeşlerimiz ne olacak etnik ırkçı tasarılar içerisinde düşünebiliyor musunuz?Sanırım olası bir çözülme sonucu tasarlanan bir özerk alan içerisinde korkunç bir etnik baskı ile karşı karşıya kalacaklardır.02

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 02.02.2013 23:51
 

Erol Bey sözü dolaştırmadan nice bilgi birikiminizi yazmanızdan dolayı sizi kutlarım.Bütün yazı ve yorumlarınız yanında bu yazınızdaki açıklamalardaki çarpıcı cümleler bazı yörelerimizdeki geçmişimizin aynası gibi olmuş.Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimiz gibi diğer bölgelerimizde de benzeri dil, dilimsi oluşumlar,lehçeler ile soy sop; aşiret, kabile, oymak özelliklerimizde karma karışık değil midir?Cennet ülkemizin yarıdan çoğunu gezmiş bir yönetmen olarak bu tür çarpıcı özelliklerimizi gördükçe Küçük Asya’nın yüzü aşkın kültürün bir potası olduğuna inancım daha bir pekişmiştir.Biliyoruz ki bu kaşınılmazlık üzerine akın akın gelmiş olan Oğuz boyları başta Türkçe olmak üzere evlilikler yolu ile de damgalarını vurmuştur.Kürtçe bir lehçeler topluluğudır. Yazdıklarınızın bir çoğunu Diyabakır Ulu Camii dışındaki iskemlelerdeki sohbetlerimde,Mardin,Adıyaman ile Urfa’da da duydum.O lehçeleri konuşan yurttaşlarımızın yeri başımızın üstündedir.Onlarla tuz ekmek yemişiz.01/...

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 02.02.2013 23:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1723
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster