Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '06

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
652
 

Hadi biraz saçmalayalım...

Teknoloji ilerledikçe bizim yerimizde saydığımız daha daha belirginleşiyor. Biz eskiden de biz idik. Ama böyle değildik. Yıllar, on yıllar öncesinde böyle olur olmaz konularda isyan bayrağını açmazdık. Yok yere bu kadar kırıcı olmazdık, durup dururken saçmalamazdık.

Ben sadece “saçmalama” konusunu irdeleyeceğim. Hadi, gelin vaktiniz varsa, birlikte saçmalayalım. Sözgelimi ne yapalım? Öyle olmayacak tavırlar uydurmaya gerek yok.. Bakınız, günlük yaşantımızdan örnekleri masamızın üstüne yatıralım..

Yirmi yıla yakındır görmediğiniz bir arkadaşınıza rastladınız diyelim. Ayrıldığınızda kırklı yaşlardaydınız... Yüzünüz daha derli topluydu, saçlarınız bu kadar ak pak değildi. Biraz da kilo almış durumdasınız... Şöyle on kilo kadar...

Uydurmuyorum, başımdan geçen olayı aktarıyorum. Şimdi karşı karşıya geldiğimiz bu arkadaşın ağzından dökülen ilk lafları toplamaya çalışalım, bakalım, ne olabilir?

“Vaaay Zeynelciğim, seni yeniden görmek ne kadar güzel..”

Hayır.. Bu değil.

“Canım kardeşim, şükür kavuşturana..”

Bu da değil. Sizi uğraştırmayayım. Ben bildireyim. Arkadaşın beni görür görmez ilk lafları şöyle:

“Aa. A. A.. Bu sen misin lan? Sen ne olmuşsun böyle? Oğlum ölmüşsün sen ölmüşsün..”

İnanmıyor musunuz? İnanın, harfi harfine böyle... Ben ne diyeceğimi bilmez halde bocalarken arkadaş saldırısına devam etmez mi? Karşılaştığımız büroda ortak arkadaşlarımız var. Onlara dönüp ağzını yaya yaya şunları demez mi?

“Bakın bakın... Beni tanımadı... Kardeşim ne olmuş bu herife? Allah Allah.”

Ben “Tanıdım, tanımaz olur muyum,” gibi laflar geveliyorum. Arkadaş üstüme üstüme geliyor: “Tanıdınsa hadi söyle bakayım ben kimim?” Sıradan biri olsa yanmayacağım. Bu arkadaş toplum içinde saygın biri. Üç çocuğunun üçünü de yurt dışında okutma konusunda maşallah kimseden geri kalmayan biri..

İzmir’de kardeşimin kızı var, Canan Yemez. Kendi işletmelerinin yöneticisi. Bu konudan o da dertli. Bizim Damat Serhat’ı geçmiş yıllarda tanıyan kimileri zaman zaman iş istemeye geliyorlarmış. Serhat’ımız o ara biraz kilo almıştı.

İş istemeye gelen arkadaş “Ağabey, al beni işe de ekmek paramı doğrultayım,” filan diyeceği yerde ağzını açar açmaz ne diyormuş?

“Ağbi sana ne oldu böyle? Pek şişmişsin be ağbi..”

Yabana gitmeye gerek yok. Ben akrabamdan işittiklerimi yazsam sayfalar tutar. Otobüste kırklı yaşlarda bir bayan.. Yanında beş altı yaşında bir çocuk. Karşısına oturan şık bayan soruyor: “Maşallah, torun mu?”

“Hayır efendim kızım..”

Buyurun söyleşmek için fırsat arıyordu, fırsatı kendi ağzıyla kapattı.

Diyelim ki, yüz kilo çeken bir bayansınız.. Cadde üzerinde bir vitrinde çok şık bir bluz gördünüz.. Yirmili yaşlarda ve tüy gibi kızınıza nasıl da uyar. Görevli küçük bayana sesleniyorsunuz: “Şu bluze bakabilir miym?”

“Efendim o bluz size uymaz ki..”

İşte bir müşteriyi kaçırdınız.

Allah lillah aşkına arkdaşlar! Şu dilinize sahip olun.

Bir de bunun tam tersi var. Ben yetmiş yaşındayım.. Hatta üstünde bir yıl daha var. Yetmiş yaşında biri nasıl olursa işte o haldeyim. Arkadaşa rastlıyorum: “Ağabey, Allah aşkına söyle.. Sen yaşlanmamak için ne yapıyorsun? Kırk yıldır böylesin yahu..”

Bu arkadaş benden borç para istemeye gelmedi. Şimdi bu dengesizliği niye yapıyor?

Hatta daha da korkuncuna rastladım. Elli yıl önce okuttuğum bir eski öğencim geçende beni görür görmez yakın çevresindekilere kürtçe olarak “Pir bu / yaşlanmış” diye mırıldandı. Bana da “Öğretmenim ne kadar gençsin.,” filan gibi laflar etti. Ben onu dinleyemedim.

Diyorum ki, şu dilimize sahip olmayı bilebilsek... Dünya daha yaşanılır hale gelecek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlahi Zeynel.Karşılaşsaydık,ben de ne derdim acaba? Ve hangi katogoriye girerdim dersin? Ve bir daha düşünddüm:: ''Ben olsam ne tepki verirdim'' diye. Ama,senin resmini,Hürriyet Ege'de gördüm. Seninle bir sohbet ve imza töreni idi.Baktım uzun uzun.''Hey gidi günler'' dedim.''Birimiz bir dağın başında,birimiz bir ovanın ortasında..Nerden nereye'' Ve kendi kendime de düdşündüm.Bu resmi görmeseydim.İşlerin vardı,buluşamadık.Buluşsaydık,birbirimizi tanır mıydık? Aradan yarıam asır geçti..Ama! Bazı hisler vardır.O hisler insanı yönlendirir.Herkeste yoktur bu özel hisler.Bir çehrenin anatomisi,fizyolojisi değişse bile,''İp uçları'' değişmez.Bu kanallar yardımı ile seni bulu ve çıkarırdım.Merak da etme.Öbürleri gibi dan-dun konuşmazdım. Ben,beğendidğidm insanları unutmam.Ararım.Bende ''İz'' bırakması gerek o insanı sevebilmem için.Konu kısca bu..Ama,sesin,hiç değişememişti.Buna çok sevindim.Kader..Bloglarda karşılaştık.Başarı ddileklerimle sevgilerimi sunarım aziz dost.Herkese selamlar.

Muzaffer Cellek 
 06.12.2006 23:10
 

Aşağıda okuyacağınız olayı babamın yazısını okumadan yaşadım, bu yüzden aklınıza başka bir şey gelmesin :) İşten eve dönmenin yorgunluğu ile merdivenleri tırmanırken, binada 2 türk komşumdan biri ile selamlaştık. İçeriden babamın arkadaşı olan kayınbaba göründü nezaketen ' Yusuf amca nasılsınız' dedım. Cevap kahreder şekilde geldi ' bak Beyhan, sen gittikçe kilo alıyorsun ona göre' .....Ve bunu bana tam ben kılo verme sevinci yaşarken söylüyor iyi mi?

Beyhan BiÇKİN KOZANOGLU 
 06.12.2006 21:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 73
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 731
Kayıt tarihi
: 19.11.06
 
 

Ben uzun zamandır yazıyorum. Türkiye'den epey uzakta oturuyorum. Üç çocuğun babası ve pek çok çocuğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster