Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
5709
 

Hadisenin vukuatı nedir?

Hadisenin vukuatı nedir?
 

Bu da Hadise Hanımın vukuatlarından...


Hayat... İnsanoğluyla kara mizah yapar çoğu zaman. Bazen hayatı çok ciddiye alırsınız, o sizi tınmaz. Hafife aldığınızdaysa, varlığını ağır yüklerle anımsatır size...

Düm… tek… tek…

Yuro Hadise… Çok hoş bir kız. Ona ilgi duymamak oldukça zor. Yüzünün ve fiziğinin güzelliği dışında, sesiyle, ve sahnedeki şov gücüyle de oldukça başarılı. Belinden dört parmak yukarda kalan penyesinin altında müthiş bir çekicilikle duran, tomurcuğu yavaşça açılan bir ayva çiçeğini andıran göbeği, dünyanın bütün ritimlerinde dünyanın bütün gözlerini üstüne çakabilen kalçalarının salınışıyla… Bana göre etkileyici olmasa da (Etkilen-me-mem konusunda biraz daha düşünmem gerekebilirJ), milyonlarca insanı etkilediği kesin.

Düm… tek… tek…

Evet… Hayat, insanoğluyla inceden dalgasını geçer bazen…

Nesiminin torunları değil miyiz? Şöyle atmosferin üstüne doğru yükselip, âlemi seyreyleyelim birlikte… Hadisemiz Belçika doğumlu. Anne ve Babası Sivas’ın, Yıldızeli ilçesinin, Fındıcak köyünden…

İkinci dünya savaşından sonra, yaralarını hızla sarmaya başlayan Avrupa, sanayisini de hızla yeniledi. Yani, bu gün toplaşan (globalleşen) dünyanın temelleri, o zamanlardan atılmaya başlandı. Küçük taktikler değiştiren Köle ticareti, aynı vahşetiyle sürmeye devam etti. Gemilere doldurulup zorla götürülen kölelerin yerini, trenlere doldurulan, seçilmiş köleler aldı. Türkiye’den de binlerce köle gitti Avrupa’ya… Hep Araf’ta kaldılar. Ne Avrupalı olmalarına izin verildi ne de kimliklerini koruyabildiler. Almanı, Belçikalısı, Hollandalısı hiçbir zaman kabullenemedi onları. Sürekli izlendiler, aşağılandılar. Avrupa’nın kölesi olan bu kitleler aynı zamanda günah keçileri de oldular. Bazen evlerinde diri diri yaktılar onları. İstisna yüzdelerinin de altındaki istisnalar dışında, köle oldukları o toplumların içinde kayda değer hiçbir ekonomik ya da sosyal kariyer yapamadılar.

Hadise… Muhtemelen o dönemlerde Avrupa’ya giden bir Anadolu kölesinin kızı. Orada doğmuş. Tıpkı benim Almanya’ya giden dayımın çocukları gibi.

Düm… tek… tek…

Acaba: Hadisenin annesi ve babası köle olarak Avrupa’ya gitmeyip Türkiye’de kalsalardı. 1980 sonrasında, Türkiye’de, Sivas ilinin, Yıldızeli ilçesinin, Fındacık köyünde doğmuş olan hadise sizce bu gün hayatın neresinde olurdu?

Bu sorunun yanıtı, Fındacık köyünde duruyor.

Çıtır Hadisemiz, muhtemelen Hadise bacımız olacaktı. Büyük olasılıkla evliydi ve çocukları vardı. Muhtemelen sadece okuma ve yazma biliyor olacaktı. İlkokulu dahi bitirmeden okuldan alınmış, kuran kursuna yollanmıştı. Muhtemelen türbanlıydı…

Toplaşan dünya budur işte… Size iki keskin seçenek sunar. Kırk katır mı, kırk satır mı seçeneği… Evet, bu güzel kız hangi Hadise olmalıydı sizce?

Kafası ve ruhu hiçbir zaman aydınlanmamış, köyün dışına belki de hiç çıkamamış, birkaç çocuk doğrurup, televizyon dizileriyle dünyayı algılamaya çalışan ve bu acı kaderi nesillere miras bırakan Hadise mi?

Yoksa, televizyonda izlediğimiz o fıkır fıkır, çıtır Hadise mi?

Sizin kızınız olsaydı Hadise, ya da kız kardeşiniz. Hangi Hadise olmasını isterdiniz?

Bir üçüncü şık mutlaka olmalı değil mi?

Gelelim şarkıya… Şarkının basına sunulduğu ilk zamanlardı. Bilirkişi şunu söylüyordu: Şarkı da bir tek Türkçe söz var o da Düm… tek… tek… Böylece Türkçemiz bu sözcüğü de kazanmış oluyordu…

Hadise, hoş kız fakat özgün olan hiçbir yanı yok. Doğal olarak, sıkışmış bir hayat yaşıyor. Her horlanan hayat gibi o da ruhunun derinliklerinde bir pandora kutusu taşıyordur mutlak. Ne yazık ki çakma bir Şakira, Hadise…
Ne o şarkı ne de Hadise… Özgün müzik ve özgün yorum bu mu sizce? Sevtap Erener’le kıyaslama dahi yapabilmemiz olanaklı mı?

Bir şey daha sormak istiyorum sizlere:

Dini siyasete alet etmekten mahkeme kararıyla hüküm giymiş olan bu hükümet, sizce neden seçti Hadiseyi?

Bir yandan bütün Anadolu’ya örümcek ağlarıyla tarikatları saracaksın, bir yandan da Hadisenin Türkiye’yi temsil etmesini sağlayacaksın…

Kimsesizlerin kimsesi, garip gurebanın sesi mi oldu Hadise?

Evet… Hayat dalgasını her zaman geçer bizimle… Size bir de benim Düm teka düm tek’imi dinleyeyim… Aşağıdaki linki tıklayın da kulağınızın pasını açın.

Hadise'ler kalbinizden öpsün:-) Sabiha Hanıma saygımla:-)

Özür... Link de veremiyorum. You tube ayıbı sürüyormuş hala ve o kadar aramama rağmen başka sitelerde bulamadım. Kastım şuydu: Moğollardan düm teka düm tek... Sık sık dinlerim ben... Bir bağlama konçertosunda uçuşur dururum...

Hasan Hüseyin Dulun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazmış olduğunuz bu blog Kurşunkalem 2009 - MB'de en çok önerilen 10 blog ödülleri' ne aday gösterilmiştir. Konuyu blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=209651 'dan takip edebilirsiniz. Bol şanslar.

kurşunkalem 
 15.11.2009 19:32
Cevap :
Sevgili Kurşunkalem; Ben sadece fikirlerimi paylaşmayı ve yeni düşüncelerden tat almayı seviyorum. Yarışmayı sevmiyorum. Lütfen beni affedin. Sevgi ve saygımla...  16.11.2009 9:16
 

...''Ben ne dedim sen ne fehmettin__bir garip efsanedir__EY İNSANOĞLU''...bu söz hala geçerli bence...saygılar...selamlar...

nedim üstün 
 23.09.2009 12:38
Cevap :
Sevgili Nedim; O yazıda yakası bağrı açılmamış küfürlerin edildiği yorumlar da vardı... Editörler kaldırdılar yayından... Zaman ayırıp okuduğun için teşekkürler... Görüşebilmek umuduyla...  25.09.2009 9:32
 

Güzel bir yazı, kaleminize sağlık. İnsan bir kere gurbete çıkmaya görsün aynı yosun gibi denizin akıntısına kapılıp gidiyor; kendisi de ailesi de bir bir türlü bir yere ait olamıyor, kök salamıyor. Kuşaklar sonrasında bile kapıldıkları suyun tadı kokusu oluyor üzerlerinde. İyi veya kötü kültürleri de olmuyor. Tutunacak bir şarkı bir türküye bile hasret oluyorlar. Yazınızı okuyunca daldım gittim, kendi ailemin hallerini gördüm satır aralarında :)

shalimar 
 09.02.2009 10:37
Cevap :
Katılımınıza teşekkürler. Saygımla...  09.02.2009 12:42
 

Bazı gözler derinleri bazı gözler ise yalnızca yüzeydekini görebilir. Şükürler olsun ki yazılarındaki derinliği biraz da olsa görebiliyorum. Yüzeyde kalanların yarattığı dalgalarda ise, bizler ancak ancak sörf yaparız. Sevgiler. Selamlar. Ali Nail.

Ahmet Güüreşçioğlu 
 09.02.2009 0:51
Cevap :
Değerli Ali Nail, Kısa bir hukukumuz var sizinle. Karşılıklı sohbet etme olanağımız dahi olmadı. Hatta birbirimizin mail adreslerini dahi bilmeyiz... Ne diyeyim ben size şimdi... Bizler... Bırak vatanı, dünyanın her noktasında, adalete gönül vermiş canlarız... Varlığınız, dostluğunuz hayata vurulan tüm kölelik zincirlerinin panzehiridir...  09.02.2009 9:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 2918
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 1442
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

Tıka basa dolu bir adam değilim. Balığı gördüysem derine inerim. Uzun süre gölgede kalamam. Okuru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster