Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '19

 
Kategori
Mesleki Eğitim
Okunma Sayısı
68
 

Hak Edilmiş Bir Teşekkür

 

kötüdür
bozmanın her türlüsü
biri hariç
hayır hayır
aklınıza gelen değil
ezber bozmanın…
                   H.E.

 

            Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana, onlarca Millî Eğitim Bakanı geldi geçti. “Haydi, sayın bakalım” dense, kaçının adını anımsarsınız? Deneyin isterseniz.

            Nedir sonuç?

            Bir elin parmakları kadar bile olmadı; değil mi?

            Neden acaba?

            Onca “Bakan”dan birkaç kişinin adı kaldı da ötekiler niçin silinip gitti?

            Demek ki, oturduğu koltuk değildir; insanları yücelten. Demek ki, önemli olan “taht”ta oturmak değil, önemli olan, gönüllerde taht kurmaktır.

            Bildiğiniz gibi, her Bakanlığın çeşitli “Genel Müdürlükleri” vardır. Millî Eğitim Bakanlığının da ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim gibi Genel Müdürlükleri var…Pekiyi, yaklaşık 100 yıldır, bu Bakanlıkta Genel Müdürlük koltuğuna oturmuş o bürokratlardan adını bildiğiniz kaç kişi var?

            Hele bir zorlayın belleğinizi. Bulamadınız değil mi üç isim?

            Ama ben eminim ki, İsmail Hakkı Tonguç adını söyleyiverdiniz hemen.

            Niçin mi?

            Çünkü O, ezberimizi bozan bir eğitimcidir de ondan…

            Nasıl mı bozmuş ezberimizi?

            Şöyle:

            Tonguç, 1935’te İlköğretim Genel Müdürü oluncaya kadar, eğitim deyince, şunu düşünmüşüz sadece: Öğrenci sınıfa girer. Öğretmen gelir anlatır, anlatır, anlatır… Öğrenci dinler, not tutar; ezberler. Sınavda öğretmen anlattıklarını sorar. Doğru cevap veren öğrenci iyi not alır; sınıfını geçer. Üç-beş yıl sonra diploma alır. Böylece “okumuş”, “aydın” insan sınıfına geçer.

            Memur olur, kâtip olur. Eline kazma kürek almaz. Hayvanla, çiftçilikle, taşla toprakla uğraşmaz. “Efendi”dir o artık! Kravat takar, fötr şapka giyer. Kahveye değil; kaymakamın, valinin tek uğrak yeri “Şehir Kulübü”ne gider. Halktan insanlarla, hele hele “cahil ve görgüsüz köylülerle” (!) değil, beylerle yer içer; onlarla oturup kalkar.

            Bu ezberi bozan, bu anlayışı yıkan insandır işte, İsmail Hakkı Tonguç!

            Siz de bilirsiniz; ezber bozan insan pek sevilmez.

            “Vazgeç bu saçmalıklardan. Eski köye yeni âdet mi getirmek istiyorsun? İşine baksana sen!” diye azarlanır. Diretmeye kalkarsa oradan oraya sürülür. Yine de uslanmazsa, bir bahane bulunup görevine son verilir.

            Bütün bunları bilen İsmail Hakkı Tonguç, yine de Gazi Eğitim Enstitüsü öğretmeni iken, eski köye yeni âdet getirmek için sıvar kollarını. Öteki öğretmen arkadaşlarından farklı bir yöntem uygular derslerinde.

            1928’de “Ders Araçları” adlı bir sergi açar. Ve bu sergiyi Millî Eğitim Bakanı Mustafa Necati de ziyaret eder.

            Buniaria yetinmez. Bir yandan da düşüncelerini yazıya döker: 1931-1933 yılları arasında sırasıyla Mürebbinin Ruhu, Resim-Elişleri ve Sanat Terbiyesi ile İş ve Meslek Terbiyesi adlı kitapları yazıp yayımlar. 

            Böylece açtığı sergiler ve yazdığı kitaplarla adını duyurur: “Farklı uygulamaları olan bir öğretmen, değişik ve yeni düşünceleri olan bir eğitimci var burada. Haberiniz olsun” demek ister.

            Ve 1935’te, aynen Mustafa Necati gibi, İstiklal Savaşında, Mustafa Kemal’in yakın çevresinde yararlı görevler yapmış komutanlardan biri olan MEB Saffet Arıkan:

            “Gel bakalım arkadaş; mademki öyle söylüyor, öyle yazıyorsun, al sana mühür! Al sana koltuk, al sana makam. Halep orada ise arşın burada… Yap da görelim.” deyip MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü koltuğunu teslim eder O’na.

            Birçok insan, hedefine ulaşınca tüm heyecanı biter. Ve “Bir daha bu fırsat elime ya geçer ya geçmez. Mümkün olduğunca nimetlerinden yararlanayım bunun.” deyip kişisel çıkar sağlamanın peşini kovalar hep.

            Ne güzel ki, Tonguç öylelerinden değil. Cumhuriyet kurulalı henüz 12 yıl olmuş. Elde avuçta fazla bir şey yok ama O, mazeretlere sığınan bir insan olmamış hiç. “Sorun varsa, çözüm de var.” diyebilen bir eğitimci…

            İnançla sıvar kollarını. “Her şeyi ben bilirim” yanlışına da düşmez; “Yahu ben kimim? Bir genel müdür… Üstelik asil değil, vekil… Benim üstümde Müsteşar var, Bakan var, Başbakan var. Onların üstünde de Cumhurbaşkanı Atatürk!.. Müsteşar ve Bakan ne emrederlerse onu yaparım ben, ötesine karışmam. Fazla göze batmaya gelmez; şutlayıverirler adamı.” da demez.

            Aklı fikri, köylerde ilkokula bile gidemeden sönüp gitmiş cevherlerdedir. “Ne yetenekler var onların içinde, ne yetenekler!..” diye düşünüp bir çıkış yolu arar durmadan. Atatürk’ün, İnönü’nün, Arıkan’ın da isteği budur ama onlar asker olarak yetişmişler. Eğitimse bambaşka bir iş…

            Her işte, her meslekte çekirdekten yetişmek başka…  Evet, bu doğrudur da, önemli olan niyet…  İyi niyet!.. Siz iyi niyetli bir yöneticiyseniz, en çetrefil sorunları çözecek iyi yetişmiş uzmanları kolayca bulursunuz.

            MEB Arıkan’ın, Tonguç’u bulup O’nu yetkili bir makama getirmesi işte böyle bir iyi niyetin sonucudur. Ve ne güzel bir şanstır ki, Arıkan’dan sonra o makama Hasan-Âli Yücel gibi iyi yetişmiş bir eğitimci atanır. Ne yapıldığını ve ne yapılmak istendiğini zaten çok iyi bildiği için, hiç vakit geçirmeden Tonguçla el ele verip işe girişir hemen. Ve 17 Nisan 1940 günü Köy Enstitüleri yasasını Meclis’ten geçirip sağlam bir temel atar.

            Ve İkinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği o kıtlık ve yokluk günlerinde, 6 yıl gibi kısa bir sürede idealist müdür, öğretmen ve öğrencilerin alın teri ile 21 Köy Enstitüsü ve bir Yüksek Köy Enstitüsü açılır. Bu girişim ve başarıdan Tonguç ne kadar keyifliyse, Yücel ve İnönü de o kadar keyiflidir.

            Tonguç, sık sık ziyaret eder Enstitüleri. Yalnız müdürlerle değil, öğretmen ve öğrencilerle de konuşur. Yaptıkları güzel işleri yerinde görüp başarılarını değerlendirir.

            Ezbere değil, işe önem verir. Yaparak ve yaşayarak, üreterek öğrenmeyi teşvik eder hep. Okuyan, düşünen, yazan, eleştiri yapmaktan ve eleştirilmekten korkmayan öğrenciler yetiştirilmesi için konuşmalar yapar, genelgeler gönderir, mektuplar yazar.

            Öğretmen ve müdürlerden çok, öğrencilerden yana tavır alır; onların hakkını savunur hep.

            Ve 18 Mayıs 1945’te Cumhurbaşkanı İnönü, Ulus gazetesinde yayımlanan bir yazısında, ilköğretimde elde edilen başarılardan dolayı, özellikle adından söz ederek Tonguç’a teşekkür eder ki, biraz geç bile kalınmış olsa, hak edilmiş bir teşekkürdür bu.

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster