Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '20

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
53
 

Hakkımı Yiyorum Bu Gece

Resmedeyim size hakkımı yediğim bir geceyi...
Aynı kadehten rakı içerdik yokluğuma belki. 
Ben sınırsız kahveyle, iki bardak soğuk suyu tercih ettim.
Biri senin, diğeri benim. 
Kelimelerimin mahremiyetinde volta atarken ben, hırçınlaşacak bu gece tüm cümlelerim. 
Edepli. Çok edepli. 
 
Gönlüme düşüşünle, gözüme tırmanşının,bugün burnumdan boşalan kanın hızıyla pek alakası yok.  
Şekerleri saymak istediğim yaşları geride bırakamadım ben henüz. Edepli oluşum bundan. 
Salıncaktan küçükkende midem bulanırdı. Gondoldan ağlaya ağlaya inmişliğim var,
şuan hayatta olmayan bir arkadaşımın gondolcuya çemkirmesiyle.
''arkadaşım ölecek durdur lannnnn şu gondolu'' 
20 yıl evveldi. Belki 22... O arkadaşımın ölümü memleket ağrısı gibi oturmuştu ciğerime. 
Hayatımın ilk kayıbıydı. Gondolcununsa ilk ayıbı!
Neyse, nerelere girdim ben şimdi böyle. Konu bu değil. Konu'm hele hiç. 
 
Şarkıların koynuna sokulduğum bir geceden bildiriyorum. 
Usulca bıraktım kendimi. Bir görseniz ne güzel sarıyorlar şimdi beni.
Kendimi karşıma oturttuğum masamda, şarkıların sıcacık kolları arasında bir fincan daha kırılıyor dişlerimin arasında. Yooo alkol yok. Sular sızıyor dudaklarımın kenarından bu gece. 
Bugün ne kadar çok şey sızdı. Kanım, suyum, şarkım, yazım...
.
Saçlarım çok yorgun be... ,Tutan geri çeker elini. Öyle sert, öyle mat, öyle kuru...
Tutasım geldi, dokununca vazgeçtim.
Nerelerden nerelere savuruyorum bu gece kendimi ben de bilmiyorum. 
Susmak kurtarır mı beni bu savaştan?
Haklıydım. Hakkındım. Hakkımdın.Haksız mıydım? 
Aklımı alıyor pencerem. İçimdeki his çoğaltıyor beni, camdan içeri vuran lambanın ışığında. 
Parlıyorum. Çok parlıyorum.
Bugün ilk kez ev makyajı yaptım yüzüme. Biraz rimel, biraz allık. 
İlk kez ya hani... Kana bulanması gerekirdi. Bulandı tabii.
Burnumdan aşağı boşaldı, sızıntıyla sonlandı.
 
Durun bakayım... Kırmızı bir araba geldi kapının önüne. Modelini sormayın bana hiç anlamam. 
Biraz yuvarlak duruyor. Ve sanırm köşeli yüzüyle oğlan, yine aynı kızı bekliyor. 
Nereye giderler ki bu saatte? Nereye gidilir? Ne yapılır mesela?  Saat 23:00. Evinden alacağı kızı bu saatte nereye götürecek acaba? Yoksa bir görüp gidecek mi? Durun durın çıktı kız.
Topuklar yere değmeden yürüyor arabaya doğru. Kırmızı paltosu. Siyah taytı. Ve saçlarında minicik tokasıyla çokça havalı...Kapadım gözlerimi. Öpüştüler çünkü.
Yoo dudaktan değil. Alnından... 
İzliyorum...
 
Ne mi oldu? Gitmediler bir yere. Oğlan kıza sarıldı, sarıldı, öptü.
Kız kedi gibi göğsünün altına doğru indirdi başını. Hissettim buradan o sıcaklığı.
Bakıştılar. Son bir öpücük daha koydu oğlan kızın alnına. 
Ve kız en son elleri ayrılırken bu akşamlık vedada, arkasını döndükten sonra, topukları bu kez yere basarak, alnını tutarak yürüyüp girdi apartmanına.
Benim için bu masal burada biterken, onlar için her yeni gün yeniden başlayacak... 
Neyse...!
Onları izlerken masamı unuttum. Nerede kalmıştım? Burnumda sanırım...Kan kurudu. Kuruyunca yepyeni şiirler soludu. Ne buldu, ne umdu. Şu havasını değiştirsem diyorum şu soluduğum şiirin.
İçimdeki deli bu gece çok şiirli...Aşka soyunmuş cümleleri giydiresim var kalın kalın. Şekersiz kahvemle ve rakı bardağımda suyumla geçiriyorum geceyi. Kafam asıl şimdi güzel oldu. Parmaklarım şevkatle öpüyor boynumu.Dudaklarımdan bilmediğim dualar okunuyor. Bakışlarımı bilmiyorum, ben dahil her şeyden kaçıyor. 
 
Böyle güzel bir yanılgıyla karşılaş mıydım daha evvel? Sessizliğim iniyor taa alt kata.
Karnımda kanat çırpan kuşların, kalbimin deliğinden uçup gidişini izliyorum.
Masal satanlara artık inanmıyorum. 
 
Çok gevezelik yaptım bu gece farkındayım. O kadar harf harcadım bu geceye, bu yazdıklarım mı kalacak sanıyorlar acaba benden geriye? Nereye? Geceye.
Önce yuttuğum harfleri tükürmeye, sonra yine pencereye...
 
Bir masalın onuncu gecesinde, bin cümlenin kırkıncı satırı değilmiydi kavuşma sahnesi?
Buluştuğun problemlerinin şerefine, seç şimdi kendine, kendi ateşinde bir kış köşesi. 
Benim cennetim yangın yeriyken, senin cehenneminin yeşilliklerinde savruluşumun, 
nesini yazayım ben bana bu gece?
 
Sonu gelmiyor. Nokta koyamıyorum. Paragraflar üstüme yorgan misali, ısıtıyorlar beni. 
Giriş neydi, gelişme nasıldı hatırlamıyorum, sonunu getiremiyorum.
Kalem elime yapışmış gibi, son sürat sevişiyor kağıtlarımla.Gerçekten durduramıyorum içimin gürültüsünü. Kırmızı arabalı oğlan, minik tokalı kıza geldiğinde biraz yavaşlar gibi olmuştu.
Keşke o alnından öpme sahnesinde kalemi elimden bıraksaydım. Artık çok geç. 
Okumanız için yazmıyorum hem ben. Anlaşılmak için de tutmuyorum bu kalemi parmaklarımın arasında. Sadece anlatmak, gülümsemek, sizsizleşmek, hissizleşmek için yazıyorum. 
Yorgun düşen yanlarıma yazarak enerji veriyorum. 
 
Fikrimi düşlerime yazarken, zikrimi kaybettim. ''Zikri neyse fikri o'' sözü benim için geçerli değil sanırım. 
 
Sonbahar doğumlular daha yakından tanır ağacı, dalını. Yaprakların dalına küstüğü mevsimde ağlar dallar, dallamalar, dullamalar...Saçmalamaya doğru gidiyor bu satırlar... Satır aralarımı okuyabilenlerin gözlerinden, gönlünden öperim. Ama kaldırmam kahküllerimi, öpülesi alnımı göstermem.
Öpmeyin siz beni. 
 
Kendi kıyısında boğulanların başkanı ilan ediyorum kendimi bu gece. Şubat kapımıza tüm temizliğiyle dayanmışken, Ocak şimdi ne diye kan ağlıyor böyle? Kendine gel. Sen kışın ortasısın! Köprüsüsün. 
Bu kadar ayağımın altına serilmişken bir şehir, nasıl nasır tutar parmaklarım? Basamıyorum. 
Şehir yok, ben çok. Vallahi basamıyorum. 
 
Şimdi anafikri buraya bırakıp gidiyorum. 
 
Kalemim kurşuna diziliyordu ve ben kendi cümlelerimde hece hece ölüyordum.
Kahküllerim çekiliyordu, o son kurşunu alnımın tam orta yerinden yiyordum. Gıkım çıkmıyordu.
Saç diplerim yeşeriyordu. 
Ve ben tüm ''hakkıyla'' o kurşunu gömüyordum kahküllerimin altına.
Dünyanın en güzel(!) mavileri gözükmüyordu artık yeşillerin altında...!
 
Hepsi bu(mu)?
Yooo elbette bitmedi. 
''Hakkını'' alamayanlar yazar, kafa yapıcı yazılar. 
Kafamın içindeki linçe bir vinç niyetine bu gece tüm satırlar. 
''Hakkım'' değil mi yazmak?
 
''HAKKIM''!!! 
 
Notun dibi:
Size bir şey söyleyeyim mi? Begüm sizi hiçbir türlü ve hiçbir şekilde üzmez,
Sizin korkunç bir krediniz var. Sizi asla üzmem!
 
Aşkıma küfreden, önce aşkı bütün aşık olsun. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 107
Kayıt tarihi
: 07.03.19
 
 

Çocuk Gelişimi, Sosyoloji, İlişki ve Evlilik Danışmanlığı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster