Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
440
 

Hakkında dava açılan yazarın kitabı...

Hakkında dava açılan yazarın kitabı...
 

Bu hafta içinde Milliyet’te “Operasyon Ergenekon” adlı kitabı nedeniyle hakkında “Soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “Adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlarından Şamil Tayyar hakkında dava açıldığı haberi vardı.

Hafta başından beri Ergenekon haberlerinin yer aldığı medyamızda bu kitabın içindeki bilgileri karşılaştırdığımda ilginç noktalar karşıma çıktı. Şimdi yaşanan olayları üçüncü baskısı Mart 2008 de yapılan bu kitapta görmek mümkündü. Kitabın hala satışta olması ve toplatılmaması nedeniyle içindeki bazı bilgileri burada açıklamanın bir suç unsuru olmayacağını düşünüyorum. Ayrıca bu bilgileri yayınlamam yazarın düşüncelerine katıldığım anlamına gelmez.

Yazar kitabında 2003 – 2004 yıllarında Ak Parti’nin henüz iktidarındaki o ilk döneminde “Sarıkız” ve “Ay ışığı” adı verilen iki ayrı darbe planının yapıldığı, ancak bu darbe girişimine o zamanki Genel Kurmay başkanı Hilmi Özkök’ün karşı çıktığını anlatıyor ve yakın tarihteki komuta kademesindeki köklü değişikliğin Ak Partinin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden önceki Ağustos şurasında yapıldığı zamana geri dönüyor.

Şuranın yapıldığı günlerde (Temmuz 2002), erken seçim kararı alınmış ve ufukta AK parti iktidarı gözüküyordu.

O tarihte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi. Kıvrıkoğlu, TSK içinde “Milliyetçi” olarak bilinen, Ülkücü kesimde ise büyük sempati toplayan bir isimdi.

Dönemin TBMM Başkanı MHP’li Ömer İzgi, emekliliğe hazırlanan Kıvrıkoğlu’nun görev süresinin uzatılması için devreye girdi. Kıvrıkoğlu’nun görev süresi uzatılırsa, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök emekliye ayrılacak ve komuta kademesi farklı bir şekilde yapılandırılacaktı.

Başka bir ifadeyle, mutemel AK partili günlere yön verdikleri komuta kademesiyle girilecekti.

MHP li İzgi’ye en büyük desteği, DSP li Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan verdi. O da Ecevit’i ikna etti. İki isim karşı çıktı: Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli.

İzgi ve Özkan’ın pişirdiği bu proje yatınca, Özkök, 2002 yılı Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturdu.

Ancak, beklemediği bir sürprizle karşılaştı. Kıvrıkoğlu, giderayak Özkök’ün elini kolunu bağladı. Tarihte ilk kez bir Jandarma Genel Komutanı’nı (Orgeneral Aytaç Yalman) Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atadı. Daha kıdemli olduğu için bu göreve gelmesi beklenen 2. Ordu Komutanı Orgeneral Edip Başer, emekli oldu. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Şener Eruygur da Yalman’dan boşalan koltuğa oturdu.

2002 yılı Ağustos’undan sonra komuta kademesi şöyle oluştu: Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Alpkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur.

Özkök, yeni görevinde daha önce birlikte çalıştıkları Alpkaya ve Asparuk ile daha iyi anlaştı. Kıvrıkoğlu ekibinden Yalman ve Eruygur’la yıldızları barışmadı. Ne var ki, 2003 yılı Ağustos şurasından sonra Özkök yalnız kaldı. Bülent Alpkaya’nın yerine Özden Örnek, Cumhur Asparuk’un yerine İbrahim Fırtına atanınca, tepedeki denge “bire karşı dört” oldu.

“Sarıkız “ ve “Ayışığı” isimleri verilen darbe projeleri, işte o dönemde pişirildi. Yazar, bugün daha iyi anlıyoruz ki, Özkök, bu paşalara karşı tek başına direnmiş diye devam ediyor.

3 Aralık 2003 tarihli Yüksek Askeri Şuranın toplantısında Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlükte, şu an tutuklanarak Metris Cezaevine gönderilen komutanların konuşmaları ile, o zamanki Genel Kurmay başkanının bu konuşmalara karşı verdiği cevap şu şekildeymiş:

Hurşit Tolon:

“Bu iktidar ne olduğunu ortaya koydu. Ancak takiyyeye başvuruyor. Arkasında ABD ve AB var. Bunlar Ortadoğu’yu 1915’te yaptıkları gibi şekillendirmek istiyorlar. Bu hükümetten öncelikli tehdit, bölücülük, sonra irticadır. Seçimden önce ikaz etmezsek önümüze aşamayacağımız bir engel çıkacaktır. Halk bize sırtını çevirmez. Bu hükümet ulusal onurumuz ile oynamaktadır. Onur kırıcı durumdayız. Üniter yapımıza zarar verilmektedir. Bu iktidarın alternatifi var mı? Şu anda yok gibi görünüyor. Muhalefete bu konu anlatılmalıdır.”

Şener Eruygur:

“Söylenecekler söylendi. Sadece bir iki konuyu ilave etmek istiyorum. Her şey elden gidiyor. Örneğin emniyet, jandarma ile yarışıyor ve onu kötüleyerek yükselmeye çalışıyor. Ayrıca Web sayfası açmışlar ve başbakanı övüyorlar.

Hilmi Özkök:

Teşekkür ederim, herkesin aynı fikirde olması güzel. Ben yüzde 80 ile aynı fikirdeyim. Ama katılmadığım noktalar var. Açık konuştuğunuz için hepinize teşekkür ederim. Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik yollardan bu işi halledeceğiz. Yapabileceğimiz birçok şeyin de olduğuna inanıyorum.

“Sarıkız” ve “Ayışığı” adı verilen darbe planları yapılıyordu ama hesaba katılmayan başka faktörler vardı: Emniyet İstihbaratı ve Milli İstihbarat teşkilatı.

Komuta kademesindeki anayasal sınırları aşan hesaplar ve bu yöndeki girişimler adım adım izleniyordu. Tıpkı BBG evi gibi…

Mit müsteşarı Şenkal Atasagun 2004 yılı Ocak ayında Aytaç Yalman’ın kapısını çaldı. İki noktada uyarıda bulundu:

- Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur yasa dışı işler yapıyor. Bütün hareketleri biliniyor.

- Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları arasındaki görüş ayrılığı ve çatışma sır değil, herkes tarafından biliniyor.

Buradaki “herkes” tarafından maksat siyasi otoriteydi. Başbakan ve yakın kurmaylarının, komuta kademesindeki gelişmelerden haberdar olduğunu öğrenen Yalman, darbe konusunda kendisini geriye çekti.

Mit müsteşarı Atasagun’un “yasa dışına çıkıyor”dediği Eruygur Paşa’nın siyasileri ve kritik görevdeki bürokratları dinlettiği iddiası çok yaygında. Sadece Emniyet İstihbarat ve MİT değil, Jandarma da ileri teknoloji telekulaklara sahipti.

Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök’ün bunaldığı o günlerde, imdadına 2004 yılındaki Ağustos şürası yetişti.

Görev süreleri dolan Aytaç Yalman ve Şener Eruygur emekli oldu. Darbe projelerinde isimleri sıkça geçen bu iki ismin emekliliği, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına’yı sakinleştirdi. Onlar da yanlışlarının farkına varmaya başladı.

2005 yılı Ağustos ayında bu iki paşanın da emekli olup yerlerine Oramiral Yener Karahanoğlu ve Orgeneral Faruk Cömert’in atanmasıyla yapı tümden değişti.

O yıllar darbe projelerinin derin dondurucuya konduğu yıllar olurken, kimileri yer altına inerek faaliyetlerini sürdürdüler. Susurluk’la kutsal ittifak kurdular. Ergenekon, bu yapının ürünüdür.

Geçmişte, dar anlamda “menfaat şebekesi” gibi gözüken ve “vatanseverlik” kamuflajı zayıf olan gayri nizami teşekküller, bu kez “Bayrak” ve “Atatürk” gibi Türk toplumunun kutsal değerleri üzerinden yeniden hortladılar.

Yazar bundan sonra bu çetelere Hrank Dink cinayeti, Danıştay saldırısı, rahip Santora cinayeti, Atabeyler, Malatya vahşeti, Ümraniye çöplüğü, Habletoğlu olayı başlığı altındaki olayları atfederek, Ergenekon başlığı altında değerlendirme yapıyor.

Kitabın tamamını okuyunca bu sahneleri nerede gördüm diye hatırlamaya çalıştım. Biraz hafızamı yoklayınca, bu olayların Kurtlar vadisi pusu dizisinde aynen işlendiğini gördüm. Her ne kadar dizinin başında “Bu dizideki olayların gerçek olaylar ve kişilerle ilgisi yoktur, ” ikaz yazısına rağmen…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 974
Toplam yorum
: 7879
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3375
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster