Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1234
 

Haklı kim? - 1

Haklı kim? - 1
 

Gördüm ki cevap hakkım doğmuş gene…

Hem de epey bir cevap hakkı…

Ama amaç, kimin gerçekten haklı olduğunu belirleyebilmek.

Kimbilir belki de benim daha da bir bilmem-öğrenmem gereken bir şeyler vardır.

Ya da sizlerin…

Konu, Ata Kemal Şahin’in en son “Unuttuk mu sandınız” başlıklı ve Emine Supçin’in (ama asıl onun önceliğinde esasen onunla aynı şekilde hareket eden diğer birkaç kişinin daha –ki Şahin’in kendi ikrarı da vardır, kanıtlıdır zaten böyle olduğu) tekrar MB’ye dönmesini sağlayabilmek için, bunu gerçekleştirmeyi teminen, kendisinin “sadece” dostça-insani duygularla kaleme aldığını belirttiği yazısı ve bu yazıyla gerçekleştirdiği  ve de ortaya çıkan (ve benim etrafımda da örülen) durumlar ve olgular.

Malum, 3 ay önce, asıl vakayinüvis ve pirmete’nin başı çektiği ve ilk başta Emine Supçin, vakayinüvis, pirmete ve Mehmet Sağlam’ın, daha sonra da sanırım  en fazla topu topu 4-5 kişinin daha “belki” onların peşinden ve aynı amaçla MB’de yeni uygulamaya alınan beta formatı “protesto” etmeleri bağlamında, “Biz eski formatı istiyoruz, ya bizim dediğimiz olur, ya da biz gideriz!!” demeleriyle yönetime karşı ortamda  bir “rest çekiş” gerçekleşmiş, bu kişiler kendilerini "çoğunluk"  olarak ifade ederek, haliyle taraftar toplamaya çalışmış, insanlar da kendilerini haklı bulsunlar, onlarla birlikte hareket etsinler arzusuyla durum bir "kışkırtma" niteliğine de bürünmüş, böylece ve sonrasında da üyeler arasında da farklı görüşler ve ortamda da bir tartışma ve gerginlik oluşmuştu…

Üstelik bu hareket, taraftar bulmayıp yönetim tarafından da restleri görülmeyince bu kişiler gitme blöflerini haliyle uygulamaya geçirerek veda da edip biz gittik de dedikleri halde sürdürülmüş, yine bu kişiler marifetiyle ve gitmeyip ortamda kalan  yine taş çatlasa 3-4 kişiyi aşmayan yandaşları tarafından da konu ortamda sürekli sıcak tutulmaya çalışılarak  böylece bir  “zorlama” “süreç” de oluşturulup,  bu süreç ve hareket o günden bu yana da devam ettirilmiş idi. Ve şu son olanlar da esasen  yine bu sürece dahildir.

Ben de o kişilerin gidişinin zaten diğer herhangi bir gidişten  çok daha farklı bir özelliği bulunduğu için, gidişlerinden ziyade de gidiş şekillerinin veya bu söylem ve hareket şekillerinin asıl çok yanlış, haksız, yakışıksız, hatta çirkin olmasına bağlı olarak, Sn. Ata Kemal’in  de o yazısıyla gerçekleştirdiği onlardan yana bu girişiminin yine doğru bir hareket olmadığını savunmuş ve itirazlarımı belirtmiş idim, en doğal hakkımı kullanarak bu yönde fikrimi beyan etmiş idim.

Çünkü Sn. Ata Kemal’in tutumu ve o yazısı, o yanlışı yapan kişileri, yanlış yaptıkları ve yanlışı onlar yaptıkları halde, o yanlışı ve çirkinlikleri hiç görmezden gelerek, o kişileri bir de aksine üstelik abartılı bir şekilde de överek, onore ederek bir davet, hatta sizsiz olmaz, siz çok değerli insanlarsınız, siz bize lazımsınız mahiyetindeydi. Yani, daha en başta bu kişilerin zaten restinin ana hamuru olan ‘MB biziz, MB’nin sahibi biziz, biz önemli kişileriz, biz olmazsak MB de olmaz, bizim dediğimiz yapılmalı, yoksa gideriz” anlayışı, düşünüşü, hareketi, yanlışı ile aynı paralelde, zaten öz itibariyle tam da bunu, yani tam da o yanlışı zaten destekleyen göstergedeydi.  Bunlar önemli ayrıntılardır arkadaşlar.

Ancak doğru düşünen, doğruyu yapan, ve yaptığım şey sadece  “gerçeği ve doğruyu” belirtmek olduğu halde, çeşitli alakasız söylemlere, absürd yargılamalara, çeşitli hakaretlere maruz kaldım.

Üstelik o gerçeği ve doğruyu belirten ve niye ve nelere itiraz ettiğimi belirttiğim yorumlarım da kendisi tarafından silinmiş durumda da şu an. Fakat hakkımda ve aleyhime bir takım hakaretler ve yanlış ve yanılgılı hiç de haketmediğim, çirkin yorum ve cevaplar yazı altında aynen durmaktadır.

Dolayısıyla, bir çirkinliğe ve haksızlığa yine maruz kalmış olan ve mağdur durumda olan ben olmama rağmen, herhangi bir okuyucunun, özellikle de tarafsız bir okuyucunun, ben  her ne demişim de böyle bir tepkiye ve hakaretlere de maruz kalmışım, ben mi haklıyım, yoksa Ata Kemal ve bazı yorumcular mı haklı, muhakemesini yapabilmesi imkanı da böylece ortadan kaldırılarak, bana bir yanlış ve bir haksızlık, saygısızlık,  hatta bir yamuk "daha" yapılmış olmaktadır.

Hatta yalnızca bana değil, konuyu ve durumu merak edip, neyin ne olduğunu anlamak ve bilmek isteyecek herhangi bir okuyucuya, okuyuculara da böylece haksızlık yapılmış, okuyucuya da saygısızlık yapılmış ve onların hür iradeleriyle özgür düşünebilmeleri sınırlandırılmış, bilme haklarına ve akıl yürütme özgürlüklerine de set çekilmiş, engellenmiş olmaktadır.

Böylece beni hiç tanımayan, bilip bilmeyen insanların dahi, bu durumun niye, hangi durumlar nedeniyle böyle oluştuğunu da bilen veya bilmeyen insanların dahi hakkımda yanlış düşüncelere-zanlara yol açılmış olarak, itibarıma yönelik bir saldırı niteliği oluşmaktadır böyle yapılmak suretiyle de.

Yani, Ata Kemal arkadaşım, yanılmaya, yanlışlar yapmaya, devam etmektedir. Ama ilginç tarafı kendisinin doğruyu yapmakta olduğunu savunmaktadır, hatta belki  de gerçekten öyle inanmakta öyle düşünmektedir. Yani “zannetmektedir”… ille de bir kasıt olması gerekmez. Ancak şu var ki, son gerçekleştirdiği ve yorumlarımı ve onlara verdiği cevapları silmeyi “tercih etmiş”,  bunu seçmiş olması, dürüst, mert, saygılı, içten, iyi niyetli ve hakça bir irade ve anlayışla, doğru bir düşünceyle, nitelikli ve makbul, değerli, doğru ve dürüst bir çizgiyle örtüşmemektedir. Her ne kadar kendisi bunun iyi niyetli ve bana yararı ve yardımcı olacak bir girişim olduğunu iddia ediyorsa da, benim bir yanlışım yok Sn. Ata Kemal, dolayısıyla benim sizin böyle bir girişiminize ihtiyacım da yok, siz yanlışı yapanlara yardımcı ve yararlı olabilirsiniz ancak.

Onun için, hem bütün bu çerçevenin aydınlığa çıkması açısından, hem hakkımı savunabilmem açısından, hem doğruyu yapabilmem ve yapabilmemiz açısından, hem de gerçeği-gerçekleri bilebilmemiz, görebilmemiz açısından, dolayısıyla da doğru düşünebilmemiz, doğru hissedebilmemiz, doğru ve sağlıklı kararlar ve değerlendirmelerle, doğruyu farkedebilmemiz açısından bu konuyu tüm yönleriyle ve detayıyla irdelemekte ve açıklamakta sonsuz fayda vardır. Eğer doğruyu yapabilen, yani nitelikli insanlar olmayı istiyorsak, nitelikli bir insan olduğumuzu düşünüyorsak!

Ayrıca bu son durum gerçekleşmeden  önce ve tümüyle esasen bu konudan bağımsız olarak yazmış olduğum  iki bloğum, “Nitelik” ve “Nitelikli – Niteliksiz” başlıklı yazılarımın okunması da görüş açımızı açacak, ufkumuzu genişletecektir “bir ihtimal”.

Ve konunun en başında şu aşağıdaki ufak açıklama da yeterince düşünülerek okunduğunda kuşkusuz yine yarar sağlayacaktır dileğindeyim.

Bir şeyde ya da durumda ne yanlıştır ne doğrudur ve de kim haklıdır doğruyu yapmaktadır, kim haksızdır ve yanlışı yapmaktadır ayırdedebilmek için öncelikle, gerçekleri  gerçekten bilmek gerekmektedir.

Gerçeği bilmezsek ya da bilemezsek eğer,  gerçeği göremeyeceğiz, farkedemeyeceğizdir de.
Ve “doğru” da gerçekle örtüşen demektir… ana tanımı itibariyle.

Dolayısıyla, gerçeği bilemeyen, gerçeği göremeyecek,  yani doğruyu da bilemeyecek, farkedemeyecek ve de doğruyu da yapamayacaktır haliyle… Böylece de haksız olacaktır, yanlışa düşecek, yanılmış olacak ve ne yazık ki  yanlışı yapmış olarak haklı değil, haksız olmuş olacaktır, haksızlık etmiş olacaktır.

Ancak, bunun için sadece “gerçeği bilmek” de yeterli olmamaktadır. Asıl, hiçbir gerçeği gözardı etmemek  gerekmektedir. Çünkü  gerçeği bilsek bile düşünürken, bazı gerçekler dikkatimizden kaçabilir veya bazı gerçekler sıklıkla gözardı edilebilir. O nedenle, doğru hissedebilmek ve doğru düşünebilmek için o konuyla ilgili hiçbir gerçeği gözardı etmemek, bir şeyi düşünürken o konuyla ilgili ve o konuya etkin, bütün gerçekleri  mutlaka hesaba katma zorunluluğudur, asıl kural.

Evet şimdi bakalım bu arkadaşlar tam olarak ne yapmışlar. Yani  tam olarak ne olmuş, “olan”,   “yapılan”, gerçekleşen-gerçekleştirilen ne imiş, neler imiş… yani gerçekler-gerçek ne imiş?

Ve “ben” bütün bunlar olurken ne yapmışım, nasıl düşünmüşüm, ne demişim, nasıl bir yol izlemişim? Bütün bu olanlar benden tümüyle bağımsızken, tüm şu olan bitenlerin benimle alakası ne, bütün bu durumlar içinde benim konumum ne?  Benim bu hareketle, bu yapılanlarla hiçbir bağlantım, hiçbir dahlim yokken, bu arkadaşlar acaba beni niye hedef tahtası haline getirmişler, benim neyim onların işine gelmemiş acaba?


Her bir blogda fazla vaktinizi almamak için, bu da yine bir yazı dizisi olacak arkadaşlar.
Devamı sonraki bloglarımda…

Filiz Alev
05.12.2011

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Onuru böyle şeylere bağlamamak lazım bence.Gider,döner,tekrar gider,ağlar,yalvarır,kıvırır,korkar vs.Burada haklı ve samimi olmak önemlidir.Dediğini yapan,söylediğinden asla dönmeyen nice şerefsizler gördüm ben.Onurlu olmak çok farklı bir şey.

Kerim Korkut 
 28.12.2011 18:31
Cevap :
Onurlu insan kendine saygısı olan insan demektir. Kendine saygısı olan insanın da, karşısındaki insana ve insanlara da saygısı olur.Ve eğer bir insan şerefsizlikler yapıyorsa,zaten başka insanlara da saygısı yok demektir. Dolayısıyla onurlu bir insan da değil demektir. Sadece onurlu bir insan olduklarını "zannediyordur" bazıları, zavallı zavallı. Şeref zaten onur demektir; şeref, haysiyet, onur eş anlamlı kelimelerdir. Onun için şerefsizlik yapan, şerefsizdir, yani onursuzdur zaten.Ve insanlara karşı kıvırtan, haksızlıklar ve samimiyetsizliker yapanlar da saygısızlık yapıyorlardır şerefsizlik yapıyor demektir. Siz, hatasını yanlışını anlamamakla kör kör dediğinde, yanlışında ısrar edenle karşıtırıyorsunuz o son cümlenizde belirtiğiniz durumu da.Oysa dediğinin yaptığının arkasında samimi ve saygılı,hakça bir şekilde durmak da mert, onurlu insanın harcıdır. Dolayısıyla onurla bir bağ olmaz olur mu hiç, sıkı sıkıyıa bir bağ vardır üstelik. Teşekkürler yorumunuz için, selam ve saygılar...  29.12.2011 1:33
 

Filiz Hanım, amacım sizi üzmek değil, yalnızca bir gözlemimi paylaşmak istiyorum: İnsanlar ellerini sobaya değdirmedikçe sobanın sıcak olduğunu bilemezler çoğunlukla, hata yapmak hakları vardır ki; ancak hata yaparak doğruyu öğreniriz! Doğru ise mutlak değildir!... Bu arada, aynı cümleleri, aynı düşünceyi sürekli tekrar etmek ya karşınızdakini aptal yerine koymaktır; ki insanlar bundan hiç haz etmez, ya da bu duruma düşmüsünüzdür ve doğrusu budur diye inanmaktasınızdır. Mesela, benim annem de hikaye anlatırken en vurucu yerini iki kez tekrarlardı, yıllar sonra farkettim ki ben de aynı şeyi yapmaktayım... Farkettiğim anda düzeltmeye çalışmaya başladım kendimi... Bu arada, minik bir tüyo, benden size, birilerine bir şeyler öğretmek istiyorsanız, öncelikle kendi hatalarınızdan ve bulduğunuz doğrulardan bahsetmeniz gerekiyor ki, bir örnekleme olsun ve okuyan ders alan öğrenci gibi değil de, sizinle ortak bir payda kursun. Ayrıca, insanlar keşfetmeyi severler, dikte ettirmeyin ne olur!

Olcay Gülgün Karaoğlu 
 14.12.2011 23:51
Cevap :
Bence siz bana kafa yormayınız Gülgün Hanım.. Zira yaptığım işi anlamaktan da, beni ve amacımıı anlamaktan da oldukça uzak görmekteyim özellikle de sizi... Bunu da yanlış değerlendirmeyin sakın, tek sepep, son derece ayrı kulvarlardayız, üzgünüm.. Ama yine de hayat ve insan konusunda şu yorumunuzda yaptığınız çıkarımların da "istisnasız" hepsinde yanılmakta olduğunuzu da rahatlıkla söyleyebilirim. Keşke yardımcı olabilseydim size de ama, şu var ki, mümkün olabilecek olanla olamayacak olanı da çok iyi ayırdedebilirim işte. Onun için zaten daha en baştan hiç bu özel çabaya girişmiyorum bile. Siz beni okudukça alabileceğiniz bir feyz varsa alırsınız da zaten; yazılarım, diğer arkadaşlara yaptığım yorumlarım, yanıtlarım da yeterince doludur, yeterlidir sizin için. Çalışmalarınızda başarılar dilerim size...   15.12.2011 0:27
 

(Sn.E.E.dvm9) Ama şimdi bu cevabımı artık burada bir önceki cevabımdan daha kısa kesiyorum;) çünkü şu uzun yazma konusunu başkaca yazı ya da yorum veya cevaplarımda da kısmen ve ara ara, ama isim zikretme konusunu ise zaten bir önceki size o upuzuun cevaplarımda yeterince ve gereğince anlatmış, açıklamış idim:) Benim sizi anladığımdan, hatta doğru anladığımdan yana da hiçbir endişeniz olmasın. Şu yorumlaşmalarımızdan çıkardığım sonuç, gayet zarif, zeki, iyi niyetli ve duyarlı bir insan olduğunuzdur. Dilerim siz de benim hakkımda yine böyle olumlu ve doğru sonuçlar çıkarmışsınızdır. Tekrar teşekkürlerim, selam, sevgi ve saygılarımla…

Filiz Alev 
 14.12.2011 13:13
 

(Sn.E.E.dvm8) sebep olunabiliyormuş işte değil mi sevgili Eray Bey? Ve tam da budur işte benim derdim de! Zira şunu da belirtmeliyim, bir gazetecinin mesela haber yazma veya köşe yazısı yazma prensipleri ve mantığı ile, bir düşünürün insanı ve hayatı ve de bunlara dair birtakım olayları olguları irdelediği felsefi öğreti çapında bir yazı yazmaktaki prensipleri, mantığı, gözettiği ve önceliklediği unsurlar birbirinden tümüyle ve çok farklıdır kesinlikle. Uzun yazıyorum, kapsamlı yazıyorum çünkü zaten öyle gerekiyor ve yine çünkü bir konu “tam” anlaşılsın istiyor ve yanlış anlamalara da cevaz vermek istemiyorum. Heee ama böyle olunca da insanlar “beni” yanlış anlıyorlarmış… doğru, çok haklısınız ama, ee ben de n’apayım yani birinden birini seçmek zorundayım… bakın ömür geçiyor ve benim anlatmam gereken daha bir sürü şey var… anlatacağım hususlar da kendimden daha önemli, ben de onları seçiyorum haliyle. Çünkü dediğim gibi, başkaca bir yolu yok bunun, en azından şimdilik bu böyle! (dvm)

Filiz Alev 
 14.12.2011 13:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1643
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3041
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster