Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
460
 

Haklı kim? - 3

Haklı kim? - 3
 

Araya bir iki başka durum da girince ve bunun yanısıra, malum hayat gailesi, diğer işlerim, misafirlerim filan da olunca, yazı dizimin devam bölümleri gecikti doğal olarak. Ancak başlanmış bir iş bitirilmelidir daima, hiçbir şey yarım bırakılmamalıdır asla. Sorunlar da çözümsüz bırakılmamalıdır asla!

Hele de  yepyeni bir yılın arifesinde,  eski bir yılın şu son günlerinde çok daha anlamlı, önemli ve gereklidir bu. Tatsız, sevimsiz durumları, bir takım yanlışları eski yılda bırakmalı… Eski yanlışlardan ders alıp, anlatarak, anlayarak, sorunları çözümleyerek, yeni yılda çok daha güzel, çok daha doğruya-iyiye doğru  yelken açmalı.

Geçmiş denen şey ya da tarih, o demek değil midir zaten?  Geçmiş, evet şarttır, gereklidir, elzemdir insan için - insanlık için, ama sadece bir tek nedenle: Geçmişte ne niye olmuş, neler niye yanlışmış, doğrusu neymiş…  bunları anlayarak, gerçekleri, yanlışı-doğruyu idrak ederek, “asıl bugüne ve yarına” daha doğru bakabilmek ve hep daha ileriye, daha doğru yürüyebilmek, ilerleyebilmek, gelişebilmek, geliştirebilmek  için gereklidir sadece. Yoksa bunun dışında geçmişin başkaca hiçbir anlamı, önemi, değeri yoktur, başkaca hiçbir katkısı, faydası olmaz da insana.

Onun için geçmişte takılıp kalmamak, geçmişte olanları sanki bugünün sorunu imiş gibi, bugünün  işini engellemesine izin vermemek de gerekir.  Tıpkı şu sözde ermeni soykırımı, Dersim olayları vb.  mesela türlü bin türlü her olayda da olduğu gibi, geçmişte olan her tür olguda da aynı durum geçerlidir mutlaka. Geçmişi geçmişte bırakmayı da bilmelidir insanlar kesinlikle ancak, yeter ki geçmişte olanlar üzerinden gerekli doğruları, gerçekleri  anlatıp, anlayabilip, “bugün ve yarınlar için” doğru çıkarımları yapabilmiş olalım! Sadece ve sadece bunun için gerekli ve elzemdir geçmiş! Aksi takdirde geçmişten bugüne de yarına da hep sürer gider yanlışlar silsilesi. O halde, ben de kaldığımız yerden devam ediyorum doğal olarak.

Bu girizgahı da yaptım ve yapacağım da, çünkü;
Önceki iki bölümde, gelen bazı yorumlarda merak edilmiş ben niye gerçekleri anlatıyorum?
Gel de gülme işte… İnsana niye gerçeği söylüyorsun, niye doğruyu yapıyorsun diye de soruluyormuş demek… ilginç:)
İnsanlara gerçeği anlatıyorum, doğruyu yanlışı, yanlışın niye yanlış olduğunu anlatıyorum, çünkü: Yalan dolan, kandırmacalar, abartmalar, gerçeği saptırmalar, çarpıtmalar yapıldığı için. Gerçek maskelendiği için!

Sizin de hep yaptığınız ve hatta tek yaptığınz bu değil mi sadece? Siz de anlatmıyor musunuz, herşeyi “kendinizce”? E o halde ben anlatınca mı sorun oluyor size? Niye? :)) Var mı bir mantığı bunun? YOK! Yani, komik olmayın, komik duruma düşürmeyin kendinizi, doğru düşünün işte lütfen :) Siz nasıl ki anlatmaktaysanız hep bir şeyleri kendinizce, ben de aynen her biriniz gibi yine anlatmaktayım işte bir şeyleri kendimce. Ne var ki bunda bu kadar yadırganacak? Alemsiniz işte, tuhafsınız valla, gerçekten.

Neden hep böyle anlatıp duruyorum, bıkmışlar rahatsız olmuşlar, ben bıkmamış mıyım?
Bıkmaz olur muyum, ben yanlış yapanların bin misli bıkmış durumdayım. Meraklı mıyım sanıyorsunuz her Allah’ın günü  hep yapılan yanlışlara tanık olmaya...  Ben size soruyorum, insanlar kendilerine sorsun asıl,  asıl siz hiç bıkmadınız mı sürekli aynı yanlışları tekrar tekrar yapmaya?

Soruyorlar, bu son konuyu, yani bu birkaç arkadaşın gidişiydi dönüşüydü ve dönmeleri için, yani aslında onlar için, onların yandaşı olan şu birkaç kişinin de yaptıklarını niye peki bu kadar önemsiyorum, bu kadar umursuyorum? Onlara da, yani bu son olanlara da  itiraz ediyorum, onlara da yaptığınız yanlıştır diyor, yorumlarımla da bunu belirtiyorum filan?
Ben de bunu anlatmak için yazıyorum zaten…
Önemsiyorum, umursuyorum çünkü, ortada katmerli bir yanlışlar manzumesi var!

Beni bu arkadaşların  gidip gitmemesi veya dönüp dönmemesi ilgilendirmiyor, beni “yanlış” ilgilendiriyor sadece. Benim karşı çıktığım şey de,  “yanlış” tır  yine sadece. Herhangi bir şeyin “doğru” olup, hak olup olmaması, hak-hakikat-doğru ilgilendirir beni sadece!  Sizi de bu ilgilendirir, bu ilgilendirmelidir. İnsanı, insan olanı “yanlış” ilgilendirir!

Bu kişiler değerli insanlarmış değilmiş, iyi yazarlarmış, değilmiş, çok iyi yazıyorlarmış, yazmıyorlarmış bana ne, bize ne… konu bu değil ki!!.. bu kişiler yanlış yapmışlar mı, yapmışlar!.. ve yapmaktalar… konu bu! Konuları da karıştırıyorsunuz biribirine!! Bu konuyu da yazacağım sonraki bölümlerde. Bu denli karıştırmayınız herşeyi birbirine! Doğruyu yanlıştan, gerçeği sahteden sahtelikten, iyiyi kötüden ayırdedebilmeyi başarınız artık… Anlatıyorum ve böyle yapıyor, yanlışa müdahale ediyorum, çünkü bilince bunları, belki siz de doğruyla yanlışı karıştırmamayı başarırırsınız diye. Neden olmasın? Bir eksiğiniz mi var ki benden? Yok!! Yoksa var mı?

Bir değil, beş değil, on değil ki yanlış… biraz sabır anlatıyorum işte…  “İnsan” ki, aklıyla tüm yeti ve yetenekleriyle her canlıdan en üstün varlık olarak yaratılmış, yakışmıyor insana doğru-yanlış karşısında bu denli aciz kalış! Hem hayatta hiçbir değerli ve doğru şeye öyle kolayca, hemencecik, basitçe erişilmiyor da. Ben yazmaya üşenmiyorum da, siz hazır yazılmış okumaya mı üşeniyorsunuz? Üşeniyorsanız, o da yine bir yanlıştır işte!!

Yanlış denilen şey insana ZARAR! Zararı olduğu için, zararlı olduğu için zaten adına da “yanlış” deriz. Neden zararlı? Çünkü bütün “sorunların” kaynağında sadece yapılan yanlışlar vardır. Ve yanlış yaptıkça değersizleşir insan, insan olmaktan uzaklaşır… Başarmaktan ve mutlu olmaktan da uzaklaşır. Bir tek sebeple, sadece ve sadece, birileri bir şeyleri yanlış yaptığı için zaten adına “sorun” dediğimiz şey çıkar ortaya. Peki “sorun” insanın sevdiği bir şey midir, sevinçli, insanı mutlu eden bir şey midir? Amacımız sorun yaşamak mıdır, yoksa aksine, mümkün olduğunca sorunları bertaraf etmek, çözmek, değerli olmak, sorunsuz yaşamak, başarmak  mıdır?

Her halde öyledir ki, sorunlardan da hep şikayet ederiz öyle değil mi? Demek ki “sorun” istenen ve sevilesi, istenesi bir şey değildir. Yani “yanlış” da demek ki sevilesi istenesi bir şey değildir. Birileri bir şeyleri yanlış yapmasa hiçbir sorun da yaşamazdık. Birileri tarafından bir takım yanlışlar yapıldığı için veya “yanlış bir şekilde” yapıldığı için sorun olur, sorun çıkar ortaya, sorun yaşar insanlar, sorun yaşarız. Yanlışlar sorun yaratır. Sorunlar, sadece yanlışlardan kaynaklanır.

Üstelik sadece yanlışı yapanla, kendisine yanlış yapılan yaşamaz bu sorunu, sadece bu ikisi görmez bunun zararını, topluca sorun yaşarız, toplum olarak da sorun yaşar, zarar görürüz. Çünkü "yanlış", yapıldığı o noktadaki doğal, doğru ve hakça akışı, işleyişi sekteye uğratmış, durdurmuş, tıkamış olur. Toplumu da bir organizma olarak düşüneceksiniz, organizmanın doğru ve sağlıklı işleyişini oluşturan kanallardan biri dahi sekteye uğradımı, o organizma sağlıklı doğru akışını - işleyişini sürdürebilir mi? Sürdüremez! O noktada bir sağlıksızlık oluşur ve  giderek diğer kanalların da sağlıklı işleyememesine sebep olur.

Onun için yanlışı her nerede görürsek, bir yanlış her birimizi kesinlikle ilgilendirir. Mutlak surette umursamak, önemsemek ve o yanlış kesinlikle yok edilmek, doğrulaştırılmak zorundadır. Her hangi bir insanın yaptığı herhangi bir yanlış dahi, asla sadece o yanlışı yapana değil, istisnasız herbirimize de bir sorumluluk yükler. Her yanlışın bir bedeli vardır. Nedir o bedel? “Sorun”dur işte, sorun yaşamaktır. Hiçbir şey olmasa bile, en basit bir yanlış dahi, en azından “vakit kaybettirir” bize. Durdurur bizi. Oysa “vakit” bizim dışımızda ilerlemekte; duracak, kaybedecek vaktimiz yoktur. O sürecin, o doğal ve zaten kendiliğinden akan doğru sürecin dışında kalmış, ondan ayrılmış oluruz. Zaman ilerlerken biz yerimizde saymış oluruz. Anlatabilmişimdir dilerim.

Her yanlışın bedeli, evet,  “sorun” olarak çıkar karşımıza. Dolayısıyla yanlışı yapan, yaptığı yanlışın bedelini bir şekilde ödemek, bunun sorumluluğunu üstlenmek, bu sorumluluğu yerine getirmek; diğer insanlar da bunun bedelini ödetmek, bu sorumluluğu üstlenmek zorundadır kesinlikle. Ki yanlışlar yaygınlaşmasın, yanlışlar doğru zannedilmesin, sorunlar yaşanmasın. Çünkü ne demiştik? Sorunları yanlışlar yaratıyor zaten, YANLIŞLAR çoğaldıça, dolayısıyla yanlışı umursamamalar ve yanlışın yüklediği sorumluluklar yerine getirilmedikçe, yani BUNUN BİR BEDELİ OLDUĞU GÖZARDI EDİLDİKÇE, “yanlışların doğru zannedilmesi” de çoğalıyor, yaygınlaşıyor, böylece SORUNLAR da artmış, çoğalmış, yaygınlaşmış oluyor, “yanlışlar da doğru zannedilmeye” başlanmış oluyor haliyle. Böyle bir döngüdür işte bu.

“Yanlışı yapan”, yaptığı yanlışın sorumluluğunu yüklenmek, bedelini ödemek, yaptığı şeyin yanlışlığını bilmek, anlamak, gereğini yerine getirmek, en azından bunu anladığını topluma göstermek ve o yanlışı doğrulaştırmak zorundadır. “Diğer insanların her biri de” bunu onun anlaması doğrultusunda hareket etmek, yani yanlışı kınamak, yanlışı dışlamak, ayıplamak, “topluca” ona bunu farkettirmek, yanlışın anlaşılmasını sağlamak, “yanlışın yok edilmesine hizmet etmek” zorunda ve SORUMLULUĞUNDADIR.

Hangi biriniz şu tonlarca sorun yaşanıp, toplumca şikayet ettiğimiz, rahatsız olduğumuz sorunlarda “birey olarak” bu sorumluluğunuzu yerine getirmektesiniz? Getirmekte misiniz? Hayır!

Ama çarşaf çarşaf yazılar yazar, bir yığın önerilerde bulunmakta, başka insanları, idareleri hükümetleri, falancayı filancayı, sistemi vs. suçlamakta, sorgulamakta üstünüze yoktur… Oysa asıl suçlu ve bizzat bütün bu sorunlardan sorumlu herbirimizizdir, kendinizsinizdir de. Ama bunu hiç hesaba katmamaktasınız da işte!!

Sorarım. Şurda dahi, şu sadece aktif birkaç yüz veya bin kişinin içinde dahi, bir avuç insanken ve kendimizi aydın, eğitimli, yaşça da deneyimli, olgun, artık güya bilen, olmuş gören, kendimizin böyle olduğumuzu düşünen insanlarken güya herbirimiz, bir tek benden başka yanlışın üzerine giden, yanlışı kaşıyan, “şu yanlıştır”deyip, yanlışı mercek altına alan, niye yanlış olduğunu anlatan, yanlışa itirazlarda, yanlışın bedeli-sorumluluğu yüklenilmelidir, ödenmelidir, ödetilmelidir diyen ve BÖYLE DE YAPAN, benden başka bir tek  kişi daha gösterebilir misiniz aranızda? Yok! Bir tek ben varım, bunu yapan, bunu gerçekleştirebilen, bu sorumluluğunu yerine getirebilen.  Asıl sorun, asıl yanlış olan, acıklı olan, trajikomik olan da asıl budur zaten işte: Siz neciliksiniz? İnsan değil misiniz siz de, bu toplumun bir ferdi değil misiniz siz de, bu organizmanın bir damarı, bir kanalı değil misiniz her biriniz de? DÜŞÜNÜN!!!!

Kendinizi sorgulayın, kendinizi suçlayın, sorumlu tutun her bir yanlıştan, her bir yanlışın yaygınlaşıp, çoğalmasından, çünkü her bir sorundan da siz de sorumlusunuz, tepkisizliğinizle veya yanlışa sempatiyle yaklaşarak, ya da yanlışı önemsemeyerek, hatta aksine yanlışı yapanları baştacı ederek üstelik hem de ne biçimde!!!! Ve dahi hal böyleyken yanlışı değil de, doğruyu yapanı, yani beni bir de üstelik, katılıkla, kötülükle, fesatlıkla, kıskançlıkla, hasetle, çekememezlikle, öfke- kin-nefret dolulukla, nemacılıkla, çıkarcılıkla, bana türlü bin türlü, benle ve yaptığım işle yakından uzaktan alakası olmayan ne kadar hakaret, iftira, alay, aşağılama, küçümseme varsa, hakir görücü  ve gösterici söylem ve tutumlara hedef tutarak? Sorarım kim değerli kim değersiz; kim makbul, kim değil; kim doğru kim yanlış;  kim zararlı kim faydalı? Kime ne hak, kime hak değil? Siz mi, onlar mı, ben mi? Kim sorumlu bu durumdan,  yanlışı yapanlar ve sizler mi, ben mi? Aklınıza karışlarım.

Siz hala kiminiz böyle şeyler yaparak, söyleyerek, kiminiz de sadece bütün olanı biteni izleyerek, tepkisiz, suskun devam edin bakalım,  diyorum ya işte katmerli katmerli yanlışlarınıza… Sonra da kendinizi makbul, değerli, doğruyu yapan “zannetmeleri” sürdürün bakalım daha nereye kadar?
Vah yazık… O kadar bilmiyor ve o kadar doğruyu yanlışla, faydayı zararla ve  hakkı da… haksızlıkla ve hakaretle karıştırmaktasınız ki  işte…. dolayısıyla beni de kendinizle!

Ve evet,  ben de işte karıştırmayın bütün bunları bu kadar diye insan sorumluluğumu, insana neyin hak olduğunu, hak oluşu, yanlışı-doğruyu-gerçeği anlatıyorum size. Hepsi bu. Niye önemsiyor, umursuyorumuşum bu kadar bu durumu… Aklınızı peynir ekmekle mi yediniz siz, insanlık için, insan için bundan daha önemli, daha acil, daha önemsenip umursanacak başka bir şey var mı? Doğruyu yanlışla bu denli karıştırmak!!  Sorun bu. Yanlış bu.  İnsan için insanlık için, toplum için bundan daha önemli ne olabilir ki?

Evet bundan önceki bölümde gerçekten yanlış mıydı acaba bu arkadaşların yaptıkları demiştik.
Dönüyoruz o halde tekrar 3 ay önceye ve bakıyoruz bu birkaç kişinin yaptığı gerçekten yanlış bir şey miymiş? Ancak o kısım, yine sizler bu yukarıdaki açıklamalarımı da elzem kıldığınız için mecburen yine sonraki bölümde!!


Filiz Alev
26.12.2011

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bloglarını okudukça, fikir ve düşünce odağına ulaştım. Ülkemizin batı bölgesinde yaşayan sana göre "doğru" olan, başka bir bölgede yetişen kişi için yanlış olabiliyor. Burada gözlemlenen, algılama farklılıklarıdır. Sen kendince %100 haklı olduğunu savunurken, bir başkası kendi görüşlerinin haklılığını savunuyor. Örneklemek istiyorum: Batıda bilhassa yazları bayanların kıyafetleri dekoltedir. Bu durum, bölgeye göre "normal" kabul edilirken, doğu taraflarında böyle giyinenlere "ahlakı düşük kadın" gözüyle bakılmaktadır. Erkek-kadın gözetilmeksizin çalışan kadın takdir edilirken, bazı bölgelerde, neden, niçin soruları oluşmakta ve erkek karısının parasını yemekle suçlanmaktadır. Bloglardan çekilenlere dönmeleri için yazanlar, kendilerince "nezaket, çağrı" olarak düşünürlerken, sen, kendi özgür irade ile verilmiş karara "baskı" olarak düşünmektesin. Bana göre, Nasrettin hoca misali olacak ama, sen haklısın, onlar da haklı, ben mi? Ben hepten haklıyım.;-)) Çok çok sevgiler gönderiyorum.

Yurdagül Alkan 
 27.12.2011 21:00
Cevap :
Merhaba Yurdagül'cüm. Cancağızım, algı farklılığı değildir bu. Eğitim farklılıklarıdır, inanç farklılıklarıdır, kiminin doğru düşenebilip, çoğunun da doğru düşünememesi arasındaki farklılıktır. Dolayısııyla bilip bilmeme sorunudur bu.Ve de gerçeği de doğruyu da görüp görmeme sorunudur.Oysa "doğru" durup durmaktadır orta yerde, hiç değişmeden.. üstelik herkes için de aynı doğru. Bir farkedebilse insanlar bunu! Yazımın 4. bölümünde belki daha da iyi farkedeceksindir sen de... Çünkü yanlış ifade etmişsin.. ben "baskı" olarak düşünmemekteyim. Alakası yok bunun benim dediğimle. Resmen yanlışa ve değersiz olana değer verilişe karşı çıkmaktayım ben. Çünkü yanlışın bir değeri yoktur, yanlışa değer verilmez, iltifat edilmez,edilemez; edilirse işte aynen böyle doğru ile yanlış biribirine karışır, karıştırılır. Bunu söylemekteyim, buna dikkat çekmekteyim ben. Gene satırları atlaya atlaya hızlı okuma yapmışsın sanırım, daha dikkatli okumalısın bence ;) Benden de kucak dolusu sevgiler birtanem...  28.12.2011 0:32
 

Sevgili Filiz hanım, söyledikleriniz son derece doğru. Çok mantıklı düşünüyor ve kaleme alıyorsunuz. Ve de biraz akademik düzeyde ifade ediyorsunuz. Çoğu kimse doğruları, gerçekleri ve mantıksızlığı göremiyor. Ben bunu çok yaşadım ve yaşıyorum. Bu yüzden, en yakın çevremden bile tenkit alıyorum. Beni kırmak istemeyen yeğenlerim bile bu durumu " dayım çizgi üstüdür " şeklindeki müstehzi ifadeyle belirtiyorlar. Onun için yapılacak şey doğruyu bir masal, bir olay, bir hatıra içinde anlatmak, yani aspirini çikolatayla yutturmaktır.Ben sizden, anı, şahit olunan bir olay, hikaye, fıkra çerçevesi içinde doğruyu, gerçeği, mantığı vurgulamanızı beklemekteyim.Neden biliyor musunuz?Acaba Filiz hanım bugün ne yazdı demek, merakla beklemek istiyorum.Zira ben Filiz hanımın gerçekten çizgi üstü olduğunu biliyorum.(( size yol göstererek haddimi aştıysam özür dilerim )) Sevgi,saygı ve selamlarımla mutlu bir yeni yıl dilerim.

yılmaz çetingöz 
 27.12.2011 12:08
Cevap :
Estağfurullah Yılmaz Bey, had aşmak olur mu hiç, biz insanlar her birimiz birbirimize yol göstermek için varızdır. Yaradan bunun için zaten tek insan değil, insan-lar yaratmıştır. Diğer konu ise, haklısınız ancak, bir şeyi atlamaktasınız. Ben bunları bizzat o davranışları yapan insanların bulunduğu bir ortama yazmaktayım zaten. Ve bir diğer husus, bu davranışlar bizzat bana da yapılmakta. Onun için anı-masal hikaye anlatmıyorum ki zaten; "gerçek" bir olayın durum muhakemesini, irdelemesini yapıyorum. Arada çok fark var. Ve daha önce bazı yazılarımda da belirtmiştim yine, vecizelerimdir malum: Asile asilimdir, sefile ise asalet yaramaz! Doğruya doğru eğriye eğriyimdir, tam da hakkınca. Ve sefil kendini yontmuyorda, bir de üstüne promosyon gibi ben mi yontacağım kendimi..? olmaz! Aspirini çikolatayla yutturmaya kalkarsam, ben de sahtekar olmuş olurum, bunu da düşününüz. Ben ise, olduğum gibiyim, seçimimi "dosdoğru" olmaktan yana yapmış bir insanım. Bununla da onur duyarım. Saygılarımla  27.12.2011 21:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1639
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3030
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster