Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1487
 

Haksızlık nedir?

Haksızlık nedir?
 

Dünkü gazetelerde yer alan bir haberden yola çıkarak, basının, istekli veye isteksiz olarak gördüğü bazı haberleri sıralamaya çalışacağım.

Antalya-Akseki AKP İlçe Başkanı Necip Hacıgüzeller, aynı yerde görevli jandarma üsteğmeninin eşine; "Neden köpeğinizi askere taşıtıyorsunuz. Üniformalı askere köpek taşıtamazsınız." demiş. Bunu duyan üsteğmen de adamı dövmüş. Antalya Vali Yardımcısı H. Özhan'ın net açıklamasına rağmen haber, "dövdü değil de, dövdüğü öne sürüldü" biçiminde veriliyor. (1) Haber, "oruç tutmadığı için..." diye başlasaydı "öne sürüldü" denmez; iddiaya, şahide falan gerek kalmazdı. Adam dayağı kesin yemiş olurdu !

Haberdeki uslup, sıkı bir disipline sahip olduğu kabul edilen ordumuzun mensubunu; bu fevri davranışa iten nedenler veya sivil şahsın maruz kaldığı durum açısından, bir değerlendirme arzusu uyandıracak nitelikte değildir. Çekingen ve vazgeçirici bir ifade barındırmaktadır. Yani, eleştiri getirmek isteyenler için cesaret kırıcıdır. Zaten böyle yapmaya kalkanlara layık görülecek en kestirme sıfat ta, "asker düşmanlığı" olacaktır.

Bu arada askerin, mağduru ve diğer sivil şahısları "kendisinden soğutan tavrı" asla hesaba katılmayacaktır. Ayrıca bir ilçe jandarma komutanının, hoşlanmadığı sivil kişilere karşı farklı davranabilme yetkisinin var olup olmadığı da sorgulanmayacaktır.

Militarist tepkinin farklı versiyorları vardır. Okul açılış törenlerinde, cenaze merasimlerinde, Anıtkabir'de veya karşılama törenlerinde, belli sivil şahıslara karşı el sıkmama, tenezzül etmeme, önemsiz görme biçimindeki askerce bir gelenek, az da olsa hala sürmektedir. Bazı medya kişilerinin bu olaylardan kendilerine gizli bir memnuniyet payı, subaylara da takdir duyguları çıkarmaları bunu, bir kahramanlık algısı şekline dönüştürmektedir. Halbuki kahramanlığın bambaşka bir tarifi vardır. Bildiğim kadarıyla da asker bizi önemsemek, daha doğrusu korumak ve kollamakla görevlidir. Korunacak ve kollanacak vatandaşlar arasında ayırım yapılabileceğine dair bir yasamız da yoktur.

Bütün bunlardan sonra, demokrasiden dem vurup, eşitlikçi ayaklarına yatan bazı medya kişilerinin, gergedan derisinden daha kalın bir yüze sahip olduklarını düşünmeliyim. Zira öyle olmasalardı, bu münafıklıklığı yapamazlardı. AKP'den hazzetmeyen bazı vatandaşların İlçe Başkanı'nın dövülmesinden gizli bir memnuniyet duyduklarını söyleyebilirim. İfade ettiğim gibi Ramazan ayındaki her kavganın arkasında oruç baskısı bulup, ortalığı duman eden bazı yazarlarımız, bu konu üzerinde pek durmayacaklardır. "Acaba asker oruçlu muydu?" diye sormayacaklardır.

T.Y.S.D. Erzurum Şubesi, gıda yardımı dağıtırken iki muhabir, olayı haber yapacaklarını, kadınlardan birkaçının, "memnuniyet ifadesi olarak" birer fatiha okumalarını talep etmişler. Dernek Başkanı da bunda bir mahzur görmemiş. Sonra da bunu "Oku Fatihayı Al Gıdayı" diye sansasyonel bir haber yapmışlar. Dernek başkanı bol şahit sayesinde galiba, işten yırtmış. Yoksa damga hazırdı: "Seni gidi şeriatçı!"

Bunları niçin yazıyorum. Anayasa taslağında eğitim hakkını düzenleyen maddenin bir fıkrası başörtüsüne serbestlik tanıyor diye kıyametleri koparanların, bu nedenle Malezya'yı yol yapanların; bazı konularda bangır bangır bağırıp, bazı konularda suspus olmalarını tam anlayamadığım için.

Bir şahıs, Şemdinli'de bir kitabevine bomba atılması sırasında yakalanmıştı. Bu yakalanmanın "beceriksizlik" olduğunu düşünen emekli bir asker, hem de bir televizyon kanalında, "işin nasıl gizlice yapılabildiğini isbat sadedinde, " güneydoğudaki memurları kendine getirmek için lojmanlar çevresine ara sıra, ses bombası attıklarını anlatmıştı. Hiç yankı bulmadı. (2)

Yakın zaman önce gene emekli bir askerimiz, 1993 te "çatışma havası yaratmak için" Şemdinli üzerine ateş açtırdığını, roket attırdığını, erlere PKK kıyafeti giydirip, orda burda dolaştırdığını anlattı; kimse tınmadı. Üstelik bu, zamanla rutin hale gelerek, haftada bir tekrarlanır olmuş.(3)

Bunların hepsi bölge halkını uyanık tutmaya, dolayısı ile ülkemizde emniyeti sağlamaya yarıyormuş ! Yani terörle mücadelede kimsenin aklına bile gelmeyecek farklı bir yöntem... Artık bu durum öğrenildikten sonra, böyle bir koruma ve kollama taktiğinin, bölge ve ülke insanında nasıl bir duygu oluşturabileceğini yorumlayamıyorum. Sanıyorum yazarlarımız da benim gibi düşündüklerinden bu konulara hiç değinmiyorlar.

Birer misyon sahibi olduğuna inandığım Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Müslim Gündüz, Metin Kaplan olaylarında kıyametler kopmuştu. Tertiplediği Kudüs Gecesi'nde, Sincan Belediye Başkanı'nın, yavaş yavaş yapacağını söylediği "şeriat enjeksiyonu" kendisine hapis, partisine de kapatma cezası olarak dönmüştü. Hükümet, hakile yeksan olmuştu. Bu olaylar nedeniyle, ülkede kaos yaratmak için, elinden geleni ardına koymayanların; daha yukarıda anlattığım konulardaki sessizliğini anlayamıyorum.

Danıştay olayında bütün gayretler, katilin azmettiricileri üzerinde değil de onun "dinci" olup olmadığı üzerinde yoğunlaşmıştı. İbadetlerini, barlarda kadeh kaldırarak ifa eden güdümlü bir katilden, "Allah için" insan öldüren bir köktendinci çıkardılar. Bu işin arkasındakiler için giden hayatların önemi yoktur. Önemli olan dinci tehlikenin kanıtlanmasıdır. Bu başarıldığına göre, artık ötesini araştırmaya gerek yoktur.

Rahmetli Ecevit, A. Öcalan'ı kendisine Amerika'lıların teslim ettiğini defalarca tv. ekranlarından ifade etmesine rağmen hala, PKK' ya bağımsız bir terör örgütü gibi baktırılmamız, bilinçli bir zihin karmaşası yaratma amacını taşımıyorsa, gaflettir. Esasen ABD, Kuzey Irak'a girmemize mani olurken Kandil Dağı'nı değil, kendi taşeronunu korumaktadır.

Çeşitli ajanslardan haberler dinliyorum. ABD, İran'ın nükleer silah yapacağı ve dünyayı sarsacağı konusunda müttefiklerini ikna edememiş. Onun için yeni bir taktik belirleyerek İran'ı vuracakmış. İran Devrim Muhafızlar'ı, ABD'nin Irak'taki üsleri için risk taşıyormuş. Yeni bahane bu! Bütün bu Ali cengiz oyunları üzerine, oturup fasih değerlendirmeler yapanların önünde saygı ile eğiliyorum ! Meşruiyet yoksa, uydurulur.(4)

Artık savaş ta özelleştirilmiş. Eskiden Afrika cangılında heyecan olsun diye hayvan avına çıkan düklerle düşeslerin yerini, Irak cangılında insan avına çıkan Blackwater'ler almış. Kafaları bir şeye bozulduğunda, Hammer ciplerinden inip rastgele ateş ediyorlarmış. Artık o gün şans kime gelirse ! Irak ta hatta ortadoğuda, İsrail hariç tutulduğunda, insan mı var?(5)

Eğer bazı şeyler biteviye tekrarlanıyor ve huzursuzluk kaynağı olmaya devam ediyorsa; yakıp yıkmanın, kesip biçmenin, katlin ve hukuksuzluğun sonu gelmiyorsa, gelecekten ne umabiliriz? Aynı gaddar yapının yarın bizim üzerimize çullanmayacağını nasıl garanti edebiliriz? Bize dokunmayan, fakat başkalarını her gün ısıran yılan iyi midir?.

Aslında biz insanlar, susarak kendi belamıza davetiye çıkarıyoruz. Her yanlışa ve haksızlığa elbirlik karşı çıkmayı becerebilsek belki hepimiz kazanacağız. Bunu yapamayız; çünkü biz, geleceğimizi değil, "an"ımızı kurtarmaya çalışıyoruz.

Bu yüzden, sadece bazı insanların değil, bütün insanların tek, tek saygın kabul edildiği ve öyle muamele gördüğü bir dünya asla olmayacak. Kimse hayal kurup, hamasi nutuklar çekmesin.

(1) Gazeteler /2007/10/07/
(2)-http://www.evrensel.net/06/07/29/gundem.html
(3)-http://www.haber24.com/detay.php?d=50864
(4)-http://www.ntvmsnbc.com/news/421483.asp
(5)-http://www.ntvmsnbc.com/news/421299.asp


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Saygıdeğer Dedem Korkut, İnsanları, tavırlarına göre; kültür ve değerlerini öğrenirsiniz. Örnek; aracımı hatalı kullandım ve kazaya neden oldum. 1)Özür diler, hatanın benden kaynaklandığını beyanla, zararı öderim. 2) Bahaneler üretir, diğerini sorumlu tutarım. Eğer; olayı tazmin edersem; ahlaklı bir kimse olarak dürüst bir davranış sergilerim, inkâr edersem: Dürüst olmayan, adaletsiz bir davranışta bulunurum. İnsanın yaradılışı mükemmel olmakla birlikte, işletimi, çalışma kuralları basittir. İnsanlar, hüküm verirken; ailesinden, çevresinden ve eğitiminden aldıkları doğrultusunda karar verirler. Ordu bir milletin hayatiyeti için vazgeçilmezdir ve bizim geleneğimizde askerlik kutsal, saygın bir meslektir. Her kurumda yanlış insanlar olabilir. Yanlışı savunursanız, hem orduya haksızlık yapar hem de zarar verirsiniz. Eğer olay ifade edildiği gibi ise savunulacak bir tarafı yoktur. Askere saygının korunması için kesinlikle yanlış davranan dışlanmalı, örnek olmamalıdır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 09.10.2007 11:16
Cevap :
Açıklamanızı onaylıyor ve teşekkür ediyorum.  09.10.2007 12:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 525
Toplam yorum
: 700
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 609
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekli din görevlisiyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster