Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '15

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1072
 

Halfeti, Nemrut ve Elazığ ile Malatya Gezisi

Halfeti, Nemrut ve Elazığ ile Malatya Gezisi
 

Adıyaman - Nemrut Dağı Gün Doğumu


 Halfeti’de bir tekne turu yapmak ve Nemrut dağı’nda güneşin doğuşunu seyretmek cezbedici bir fikir olarak aklımıza kazınınca Halfeti ile Adıyaman ve sonrasında Elazığ ve Malatya şehirlerini de listemize ekleyerek kuzenle 3 günlük bir gezi planı oluşturduk.

 02 Mayıs 2015 Cumartesi sabahı 10.00’da THY ile Adıyaman’a uçuyoruz.

Yolculuk esnasında Kuzen Birol ile sohbet ederken yan koltukta oturan 74 yaşındaki Adıyaman’lı Amca sohbetimize müdahil oluyor. Şalvarı ve Ceketi ile bölgenin yerlisi olduğu her halinden belli olan Amca ile biraz sohbet ediyoruz. Adıyaman Menzil civar köylerinde, geçimini çiftçilikle sağlayan Amca 13 çocuk sahibi olduğunu gururla söyledi.! Kendisi tek çocuk olarak büyümüş  ve kardeşi olmadığı için bunun sıkıntısını çok çekmiş. Bu yüzden çok çocuk yaptım diyor. Ancak ısrarlı bir şekilde sorunca 3 kız kardeşi daha olduğunu belirterek bizleri şaşırttı.!

Sohbet ederek saat 12.00 gibi Adıyaman Havalimanı’na sorunsuz bir şekilde iniyoruz. Havalimanı yeni yapılmış, küçük ama modern bir görüntüsü var.

Türkiye’nin en hızlı gelişen şehirlerinden Adıyaman, 300.000 nüfusu ile özellikle Tütün üretiminde başlıca şehirlerimizden biridir.

Biz daha önceden rezerve ettiğimiz 2015 VW Polo kiralık aracı teslim alarak öğlen civarı Adıyamanı pas geçerek Şanlurfa istikametine devam ederek Halfeti’ye gidiyoruz. Hava 22 C. Yol üzerinde notlarımızda da yer alan Bozova civarındaki Atatürk Barajı Seyir Terası tabelasını görünce hemen sapıyoruz. 1 km içeri yol katederek Seyir Terasına varıyoruz. Su seviyesi düşük olması ve Baraj kapakları  kapalı iken bizi çok fazla etkilemese de güzergah üzerinde olması sebebiyle kısa bir vakit ayrılabilir. Seyir Terası etrafında yeme-içme imkanları da mevcut.

Adıyaman üzerinden yaklaşık 135 km yolu bazı köylerden de geçerek 2,5 saat süre de katedip (yol çok bozuk) yakın zamanda Cittaslow (sakin şehir) ünvanını alan Fırat Nehri"nin altında kalan taş mimarisiyle "Saklı cennet ve "Kayıp kent" olarak da anılmaya başlanan Halfeti’ye varıyoruz. Gaziantep ve Şanlıurfa tarafından gelenler daha düzgün bir yol ile bu beldeye ulaşabiliyor.

Günlerden Cumartesi olması, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir belde haline gelmesi sebebiyle Sakin Şehir hissini alamadığımız Halfeti’de aracımızı otoparka bırakarak keşfe çıkıyoruz.

Sahil şeridini turladıktan sonra Baraj gölü etrafına kurulu olan Restoranlardan birine geçip yemek molası veriyoruz.

Bölgenin geçim kaynaklarından olan Şabut Balığı ana yemeğimiz.  Şabut Balığı, bir tatlı su balığı için lezzetli ve az yağlı. Porsiyonu 20 TL.  

Sadece Fırat ve Dicle nehirlerinde yetişen, geçmişte İsrail'de de yetişen ve domuz etinin haram kabul edilmesi nedeniyle alternatif arayan Yahudiler tarafından tüketilmeye başlanmış ve sonrasında da kutsal kabul edilmiş ancak artık İsrail'de yetişmemektedir.

Birecik Barajı’nın inşa edilmesi sebebiyle %80’i sular altında kalan Halfeti’de yemek sonrası bir Tekne turuna katılıyoruz. Buraya gelenler için tekne turu olmazsa olmaz aktivitelerden biri. Çünkü sular altında kalan bölgeyi görmek için tekne ulaşımı gerekli.

Tekne turu yaklaşık 2 saat sürüyor ve bölgenin en ilgi çekici noktaları olan Gaziantep il sınırları içinde yer alan Rumkale ile Şanlıurfa sınırları için yer alan Savaşan köyü’ne götürüyor.

Dik kayalar üzerine inşa edilmiş zümrüt yeşili göl manzaralı Rumkale’nin ihtişamı göz alıcı.

Savaşan köyü ise daha tekne köye yaklaşırken etkileneceğiniz bir yer. Köye ait Cami Fırat Nehri’nin suları altında kalmış. Sadece minaresi ve tavan kısmının az bir bölümü gözüküyor. Köyün okulu da aynı şekilde sular altında kalmış ancak suyun üzerinde ona ait bir şey gözükmüyor. Hayalet bir köy hissi veriyor manzara. Oldukça güzel taş işlemeciliği olan Fırat Nehri manzaralı evler bugün boş. Yerel halk biraz daha yukarıda inşa edilen yeni köylerine taşınmışlar.

Halfeti’de vakti olanlar ilave olarak Asma köprüyü kullanarak baraj gölünün diğer yakasına geçip o bölgeyi de gezebilir.  Biz tekne turu sonrası Adıyaman’a geri dönmek üzere yola koyuluyoruz. Geldiğimiz yoldan tekrar stabilize yolları kullanarak önce Adıyaman sonrasında gece konaklayacağımız Kahta’ya geçiyoruz. Adıyaman ile Kahta arası mesafe 30 km. Yol üzerinde otostop yapan iki ufak çocuğu aracımıza alarak 5 km yürümekten kurtarıyoruz. Çocukların Türkçeyi neredeyse hiç konuşamaması ise ilginç bir deneyim oldu bize sohbet için!.

Daha önceden ayarladığımız Tur şirketi ile gece bizi 03.30 gibi otelden almaları için anlaşıyoruz.

4 saatlik uyku sonrası kurulu telefonlar çalmaya başlıyor ve hazırlanıp bizi almaya gelen Mercedes Viano araç ile Nemrut Dağı’nda gün doğumu seyri için yola koyuluyoruz.

Toros sıra dağlarından olan Nemrut Dağı’na çıkış için kullanılan yol Kahta üzerinden yaklaşık 50 km ve tek şerit, biraz da virajlı. Nemrut Dağı bir Milli Park olması sebebiyle giriş ücrete tabi. Sivil 11 TL.

Saat 04:40 gibi aracın ulaşabildiği son noktaya varıyoruz. Rüzgar oldukça şiddetli ve hava soğuk. İlk olarak bir süre vakit geçirmek için bu bölgedeki tek çay ocağı- hediyelik eşya mağazası görünümlü yerde kısa bir süre oyalanıyoruz. Burada vakit geçirirken farklı yerlerden gelen bazı kişilerin bir ince mont veya eşofman üstü giyip geldiklerini görünce şaşırıyoruz. Ancak hatalarını farkedip burada battaniye kiralayıp sonrasında dağa tırmanışa geçiyorlar. Biz ise hazırlıklıyız. Bere-Atkı-Eldiven- Polar üstüne Rüzgarlık ve kalın bir Pantalon ile rahat bir Ayakkabı ile tırmanış için hazırız.

Aracın bıraktığı yerden tepeye tırmanış için yaklaşık 20 dk. yürüyoruz. Bu esnada etrafta kar görmek mümkün. Yürüme yolunun ilk aşamasına her kim yaptıysa beton döküp patika yol yapmış olması buradaki atmosferi bozmuş. Neyseki son noktaya kadar bu hizmeti götürmemişler.!

En tepe noktaya Doğu terasına saat 05:10 gibi varıp gün doğumu için kendimize bir yer buluyoruz. Gün doğumunu seyretmek için yaklaşık 100 kişi var. Özellikle profosyonel fotoğrafçılar  iyi yerlere konuşlanmış.

Saat 05:25 gibi gün doğumu başlıyor ve birkaç dakika sürüyor. Manzara tek kelime ile muhteşem. Kısaca özetlemek gerekirse güneşin ayaklarınızın altından doğmasını görün ve hissedin. İki dağın arasından hava birden kızıllaşıyor, kor halindeki güneş kendini gösteriyor ve civardaki dağlara rengini veriyor. Tek kelime ile muhteşem.!

Daha sonra Kommagene Krallığı Tören Alanı olarak da kullanılan Nemrut Tümülüsü denilen anıtların olduğu yeri gezip fotoğraf çekiyoruz.

Sabah 06:00 gibi havanın çok soğuk olması sebebiyle Batı Terasını göremeyip aşağıya iniyor ve bizi bekleyen aracımız ile önce Arsameia, sonra Cendere köprüsü ve son olarak Karakuş Tümülüsü’nü görüp sabah 07.30 gibi Otele varıyoruz. Buraya kadar gelenler Büyük Tur alıp bu bölgeyi bizim gibi gezebilirler. Kendi araçları ile gelmek isteyenler gün doğumu veya gün batımı için park alanına gelebilir ancak diğer yerleri görmek için biraz zorlanabilirler. Çünkü yol toprak ve bozuk. Biz iyi ki turla gelmişiz dedik. Büyük tur ücreti  75 TL kişibaşı (Milli Park girişi dahil) idi.

Sabah 09.00 gibi kahvaltımızı yapıp Otelden ayrılıp Elazığa gitmek üzere yola koyuluyoruz.

Kahta – Elazığ arası mesafe 210 km ve yaklaşık 3,5 saatte katediyoruz.  Yol Malatya’ya kadar kötü ve tek şerit ancak sonrasında düzgün.

Malazgirt Meydan Muharebesi ile kazanılan Elazığ toprakları (o dönemdeki adı Harput) 400.000 nüfusu ile Keban ve Karakaya Barajlarının bir kısmı ile Hazar gölünü il sınırları içinde barındırıyor.

Şehre giriş esnasında yolların genişliği ve çevre düzenlemesi dikkatimizi çekiyor. Şehir içinden geçerek 5 km uzaklıktaki Elazığ’ın tarihi kısmını içinde barındıran Harput’a gidiyoruz.

Tepeye konuşlanmış Eski Elazığ diyebileceğimiz bölgede Harput Kalesi, Ağa, Kurşunlu ve Ulu Cami ile Şefik Gül Kültür Evi ziyaret noktalarımız. Restorasyon sonrası civardaki Evler, Camiler ve Türbeler turizme kazandırılmış. Ayrıca Seyir Teraslarından Elazığ Şehir Merkezi ve Keban Baraj göleti  manzarası görülmeye değer.

Elazığ’da vakti olan  Harput civarındaki Buzluk Mağarası ile  merkeze 40 km uzaklıktaki Keban Barajı ile Hazar gölünü  de gezebilir.

Biz şehir merkezine inip, meydan ve civarında biraz tur attıktan sonra Çiğ köfte yiyoruz. Hem Harput hem de Merkez de yediğimiz Çiğ Köftelerden maalesef istediğimiz lezzeti alamadık. Şehir merkezi’nde ilgi çekici bir şey yok.

Saat 14.00 civarı Malatya’ya gitmek için yola çıkıyoruz. Mesafemiz 100 km ve 1,5 saat gibi sürede varıyoruz. Yol üzerinde kayısı tarlaları güzel manzaralar sunuyor.

Kayısı diyarı, 1 milyona yakın nüfuslu Malatya Türkiye’nin en büyük şehirlerinden biri. Şehre giriş esnasında en ilgi çekimizi çeken şey toplu taşıma da kullanılan modern Trambüsler (eski trolleybüs) oldu. Malatya için en ilginç bilgi ise, bu toprakların 5 milyon yıl önce deniz olması.

İlk ziyaret noktamız, şehir merkezine girerken tabelasını görüp saptığımız Orduzu mahallesi ve buradaki eski evler ile Arslantepe Höyüğü.

Daha sonra Eski Malatya denilen bölgeye, Battalgazi semtine gidip buradaki Kanlı Kümbet, Ulu Cami ve Kervansaray’I görüyoruz. Ulu Cami oldukça ihtişamlı ve Malatya’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

Battalgazi semtinden ayrılıp 6 km uzakta bulunan Karakaya Baraj göletine varıp buradaki Beyaz Saray Restoran’da güzel bir manzara eşliğinde çaylarımızı yudumluyoruz.  Aç olmadığımız için çay içtik ve nefis idi. Ancak yemekleri de güzel görünüyordu.

Akşam olunca şehir merkezine geçip Şire Pazarına giriyoruz ve eş-dost-akraba için Kayısı Çikolatası, Kayısı Döneri ve aklımıza gelmeyen envai çeşit ürünlerden paketler yaptırıp (bir taraftan da dükkan sahibinin ısrarlı “al bunu da ye, şunu de ye” önerilerini es geçmeyerek ve tıkınarak) aracımızın bagajına atıyor ve akşam yemeği için Esnafların tavsiyesi ile Şire Pazarı’na yakın bir noktada bulunan HacıBaba Özsinan Et Lokantası’nda soluğu alıyoruz. Malatya’ya gelen tüm ünlülerinden uğramadan geçmediği Lokanta’da (fotoları duvarlarda mevcut) özellikle kavurma harika idi. Biz Aşçı Tabağı denilen yemekten alarak kavurma, patlıcanlı kebap ve yöresel etli yemeklerden oluşan tabak ile ziyafet çekiyoruz. Ben ki tabağını hiç yarım bırakmayan bir kişi olarak bu tabağı maalesef bitiremedim. Et olayında zirveye ulaştık diyebilirim.

Akşam 21.00 civarı, sabah 03.00’de uyanmış ve Nemrut turu da yapmış olduğumuz için şehir merkezi’nde ki otelimize geçip ishtirahat edelim diyoruz. Ancak Malatya Spor’da şampiyon olup tekrar PTT 1.Lige çıktığı için şehirde şenlik var. Korna ve Zurna sesleri ile havai fişek gösterileri arasında zorda olsa uyuyoruz. Bu arada Malatya Spor’a da başarılar.!

Malatya’da fazlaca vakti olanlar, Akçadağ mevkiinde bulunan Levent Vadisi, 50 km uzaklıktaki Darende ilçesinde Gürpınar Şelalesi ve Somuncu Baba Külliyesi ile Baş Konaklar Etnografya Müzesi’ni gezebilir.

04 Mayıs  2015 Pazartesi sabah 08.00 gibi kahvaltı sonrası Adıyaman’a dönüş için hareket ediyoruz. Malatya-Adıyaman arası mesafe 157 km ve süre olarak 2 saat alıyor. Şehir merkezine yaklaşırken bir köy girişinden Tütün tarlasından dönen bir Çiftçi Amca’yı aracımıza alıp Adıyaman merkeze bırakıyoruz.  Sadece 10 km götürmek sonrası kendisi bize sayısız dua ve teşekkür edip evine yemeğe bile davet etti. Adıyaman’da kaldığımız bu kısa süre zarfında buradaki insanların cana yakınlığı ve sözünün eri olmalarını, yardım ve misafirperver davranmalarını çok sevdik.

Saat 11.00 gibi Adıyaman merkezdeyiz ve ilk olarak Ulu Cami  ziyaret ediliyor. (Her şehirde olduğu gibi.!) Ancak çok ilginç bir detay yok. Daha sonra uçuş öncesi son lezzet durağımız Ulu Cami yakınlarındaki Kervansaray Lokantası.

Ben Ciğer yerken, Kuzen Birol geceden fırına konulup bir sonraki gün servis edilen kuzu etinden yapılma Kervan Dolma yiyerek et olayında yine zirve yapıyor.! Her iki yemek de harika idi. Buraya gelenler buraya uğramalı.

Son olarak buranın en meşhur Çiğ Köftecisi Kenan Usta’dan birer kilo Çiğ Köfteyi paket yaptırarak İstanbula hareket için şehir merkezine 10 km uzaklıkta bulunan Adıyaman Havalimanı’na varıp Saat 12:35 THY Uçağı ile İstanbul’a hareket ediyoruz.

Bu gezimiz esnasında toplam 950 km yol katetmişiz. Yorulduk ancak değdi. Farklı kültür ve lezzetler ile tanışma fırsatımız oldu.  Hem ucuz olması, hem de bu rota da Halfeti ve Nemrut gibi Turizme değer katan yerleri görme açısından güzel bir geziyi daha sorunsuz bir şekilde tamamlayıp mutlu ve doygun bir şekilde İstanbul’a saat 16.00 gibi biraz da rötarlı olarak varıyoruz.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4152
Kayıt tarihi
: 07.01.12
 
 

Küçüklüğümde yaramaz bir çocukmuşum, delirdiğim zamanlar kimse zaptedemezmiş beni. En büyük örneğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster