Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '15

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
152
 

Haliç yolu ile, Eminönü'nden Eyüp'e özlemli bir yolculuk...

Haliç yolu ile, Eminönü'nden Eyüp'e özlemli bir yolculuk...
 

Ülkedeki diğer camilerden farkllı anlam yüklü bir ibadet mekanı...Eyüp Sultan Camii


İSTANBUL'UN ESKİ GÖRÜNÜMÜNÜ EN YAVAŞ VE EN AZ YİTİREN SEMTLERİNDEN BİRİDİR EYÜP...

Ama, bu söylediğin en az 30-35 yıl önceydi...

Eyüp Sultan Camii'nin  etrafında, camiden yüksek bina yoktu... Yapılmazdı; camiye   saygısızlık olarak kabul edilirdi...

Caminin bulunduğu semt, yan ve arka sokaklarda, yıkılmamak için zamana karşı direnen cumbalı ahşap evleri, İstanbul'un diğer semtlerinden çok farklı bir görümüm sergilerdi... Evlerin tahta kafesli pencerelerine dirseklerini dayayarak, karşı evdeki komşusu ile sohbet(dedikodu demeyelim de, havayı bozmayalım) eden beyaz tülbentli yaşlı hanımlar hemen dikkatinizi çekerdi...

Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında yürürken, bir dönemin izlerini taşıyan bu tarihsel evlerin işlemeli tahta sokak kapıları üzerine monte edilmiş, el şeklindeki madeni kapı tokmaklarının "tak!...Tak...! tak!..." eden seslerini duyar gibi olurdunuz...(x)

Birkaç yeni binanın, bu evlerin yanında, yaşlıya saygısızlık etmekten korkarcasına, utanarak yükseldiği bir semtti, Eyüp...

Adını,  Arapların, İstanbul'u(onların dilinde Kustantiniye) ele geçirmek için yaptıkları bir akında Hazreti Muhammed'in şehit düşen bayraktarı Ebu-Eyyubu Ensarı'den alan semt, yalnızca İstanbul'un değil; bütün İslam Dünyası'nın bildiği, tanıdığı kutsal bir mekan ve kutsal bir merkezdir.

....................

Geçmiş yılların yorgunluğunu üzerlerinde taşıyan eski Haliç vapurlarından birine(xx) bindiğinizde, vapurunuz, sığ sularda, ağır ağır Eyüp'e doğru ilerlerken, görkemli bir tarihin içinde kaybolmaya hazır olurdunuz...

Belki de, Fatih Sultan Mehmet'in, Bizansı denizden kuşatmak için Kasımpaşa'dan indirdiği gemilerinin batırdığı bir Bizans gemisi üstünden bile geçmiş olabilirdiniz...

Yol boyunca, yıllarca kendi kaderine bırakılmış Haliç'in soluduğunuz nahoş kokusu, düşüncelerinizde, taze yosun kokusuna dönüşürdü...

Vapurunuz Eyüp iskelesine yaklaştığında Eyüp'ü "Eyüp Sultan" yapan muhteşem camiinin uzaktan görülen minareleri sizi heyecanlandırırdı...

Zaman, bir namaz vakti ise, müezzinin okuduğu ezan sesi, Eyüplü  bestekar Hacı Arif Bey'in, yavuklusu Çeşm-i dilber için bestelediği ve seslendirdiği içli şarkılarının duygu dolu nağmeleri ile karışır sizi büyülerdi...

Bu şarkı ve ezan birlikteliği, sizi ya şair yapar ya da şarkıcı... Dini inancınız, biraz az ise ve hiç camiye girmediyseniz bile, içinizden camiye girip, yanınızdaki namaz kılanlara bakarak, iki rekat namaz bile kılabilirdiniz...

Eyüp iskelesinde vapurdan inince, sizi doğru Eyüp Sultan Camiine götürecek Arnavut kaldırımlı daracık yolda, çarşaflı, peçeli, şemsiyeli hanımları; fesli ve yürürken ellerindeki bastonu üçüncü bir ayak gibi maharetle kullanan eski İstanbul efendilerini göreceğinizi sanırdınız... 

Yolun sol tarafında, birbirinden güzel çeşitli renklerle boyanmış düdüklü küçük testilerin, darbukaların, teflerin satıldığı tarihi oyuncakçı çarşısına uğramadan geçemezdiniz...

Dedim ya, bunların hepsi, 30-35 yıl önce yaşadıklarım ve yazdıklarımdır... Şimdi, Eyüp'ün bugünkü halini(xxx)bir görseniz... Benim yukarıda anlattıklarım ve  yazdıklarımla  uzaktan yakından  alakası yoktur...

Ve ben de böyle bir yazıyı kesinlikle yazamam...

Daha bitmedi...Devam ederiz...

NOT: Bu bloğumun özellikle Ramazan ayının başlarına denk gelmesini istedim...Yakışır diye...Bu ayı sağlık içinde geçirmeniz dileklerimle...

 

cdenizkent

 

--------------------  :

 

(x) Bizim, bahçesinden Haliç'i geniş açıdan gören Ayvansaray'daki evimizin tahta kapısında da böyle bir tokmak vardı...

(xx) Bu vapurların numarası vardı. Ben, Eminönü'ne(köprüye) gitmek için hep 4 numaralı vapura binerdim. 

(xxx) Daha iki gün önce, oralardan geçtim...Kalabalık, araç trafiği, bağırış ve çağırışlar...Cami minarelerinden ses yayın sistemi ile yükseltilmese, müezzinin ezan sesini bile duyamazsınız...

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet, mesele hissiyatla birlikte bir özlem olunca, otuz veya otuz beş yıl içinde meydana gelen değişikliklere rağmen ki, o dönemin Eyüp’ünü görmek bana nasip olmadı, bununla birlikte yorum yazma inceliğini gösterdiğiniz yazımda benzer bir hissiyatı paylaşmak istedim. İstanbul, ya da ele aldığımız Eyüp semti, zaman içinde o eski dokusunu kaybetmeye yüz tutmuşsa da, Eyüp Camii ve Türbesi bile böylesi bir hissiyatı yeniden harekete geçirebiliyor. Bu da hâlihazırda geleceğe dair ümitvar olmamızı sağlıyor. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 16.02.2016 1:29
Cevap :
Merhaba Rıza bey...Bir önceki yanıtımda da belirttiğim gibi, iyi bakılıyor...Elbette eski nostaljik halinden farklı ama...Mesela giriş bölümünde bulunan çınar ağacının kovuğunda yaşayan leylekleri hatırlıyorum. O zamanlar o leylekler benim kadar büyük gelirdi bana...Bir dergiye "Adım adım İstanbul" başlıklı yazılar yazmıştım. 2008 yılında burada da "gezi" kategorisinde 3 blogluk bir dizi yazmıştım. Sanırım orada da Eyüp'ten bahsetmişimdir...Neyse...İlgi gösterdiğiniz için teşekkür ederim...Selamlar.  16.02.2016 13:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 916
Toplam yorum
: 2414
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1316
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster