Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
180
 

Halide Yıldırım'ın Issız Kuğu'su

Hangi yarım akıllı demiş, “kadından şair olmaz” diye, bilmiyorum. Bildiğim, Halide Yıldırım şiirini, sanat-şiir ilkeleri ve öznel görüşlerim nedeniyle önemsediğimdir. Şiirleri orada, dergilerde, Issız Kuğu’da. Pek çok şairin, yazarın gölgesinden ürktüğü yerde. Mızmızlanan, mırıldanan değil, şiire dair estetiği içselleştirmiş olarak gürleyen, yağan... Karşıt ses, insan kokuşlu lirik duruş ve estetik dil  şairin-şiirin (sanatın) yakışığıdır.

Kendine özgü, çok katmanlı bir kültürün çelişkilerle, çatışkılarla, sorunlarla harmanlanmış  yaşantılarına, doğuya-batıya, bireye-topluma, Kürde-Türke, duyguya-akla, kadına-erkeğe dair derinlikli söylencelerin beşiğinde, fantastik bir ortama doğan, o ortamda büyüyen Halide Yıldırım’ı “4K”  formülüyle anlatmak istiyorum:

Birinci K; şairin kendini ve şiirini içinden soğurduğu, içinde erittiği, sonra da doğurduğu “kadın”(lığın)a dairdir. İnsanın, insan üretme gücüne sahip en değerli, en şiirsel, en sevgili, ama en sorunlu yanına… “kumun gizini bilen kadınlar gördük/ çölü rüzgârla eğitiyorlardı/ suskun oğullarını ateşte sınayıp upuzun/ sebepler topluyorlardı, tanıdık!/  yitik kurşun hedeflerden/ yol çizdik dövmeli alınlarına/ şaşırıp geri dönmesinler dedik/ arada kır saçlarını çalı dibi yapıp/ ağlaşan kadınlardı, adlarını / kocalarına sorduk, bilemediler/(s.67). Bu şiirinde de olduğu gibi, hemen her şiirinde ikinci bir (dip, öteki)  ses var. Hem arkaik hem modern kadının ince elenmiş çığlığı…

İkinci K; kültürel, sosyal-antropolojik ve folklorik varlığının kanıtı olan kimliğidir. "Kürt" kimliği…   Toplumun ve bireylerinin en sancılı, en destansı, en yadsınmış, en saklı yanı…. Lav/Lawo başlıklı şiiriyle Necef Öldü’nün akrabalığı bu köklerde saklı ve şair köklerini yadsımıyor, tam tersine benimsiyor. Benimsemekle de kalmayıp şiirine taşıyor. “sesin boynuna dola dağları yazan/sar beline kurşuna dökülen sözü! neden bu kadar güzel tanrım/ kürt çocukların gözleri?”(S.65)Kısacası ne Kürt kimliğinden ne de Türk kimliğinden ödün vermeden, ötekileştirmeden, "melez" (baba Kürt anne Türk) hali barışın (insanın) evrensel diliyle şiirleştiriyor: ”kendi kalıp taşayım istedim, cehennemim!/herkesi kendinde sevdim."(S. 30).

Halide Yıldırım, yanımızı yöremizi yakan, kirli emperyalist savaş(lar)ın, kapitalist baskıların  önüne, “iyi” bir şairin yapabileceği en etkili edim olan sesi/ni, şiiri/ni siper ediyor. Düşmanı bağırarak korkutma bilinçaltı konuşuyor kadının. Bir ananın evladı üzerine kapanması gibi. Bu ses, bu şiir, artık ne Türkçe ne Arapça ne Kürtçe ne Farsça; başka bir dildir, evrensel dişil bir çığlık: “don başıma! don başıma! aklın donu!/ bu kaçıncı malabadi? bu kaçıncı ıslık?/ kımıl kıvıl kan irin daha dün sanki/ acemaşiran çalıyor, damçı damçı/ necef öldü! / necef öldü! /yaşasın necef!(s.68)

Üçüncü K; kar ve “Kar(s)”… Şairin kültür ve dirim boyutuyla ilgilidir. Yoğrulduğu hamurun coğrafi boyutuyla… Ülkemizin en simgesel, en uç, en öte, en özge ve en bizden yanıyla… Mekân; tarihi, coğrafi, sosyo-politik koşulları nedeniyle “şair”in ve “şiir”in vicdanını ilgilendirecek yeterlikteyse ve bir simge olarak özellik taşıyorsa onu kişileştirmek gerekiyor. Şairin üçüncü “K”sı Kars coğrafyasını, Kars’ın “kar”ını, karın Kars (doğu) insanına acımasız armağanlarını içerdiği için, onun şiirine, altında kardelenlerin filizlendiği çok özel bir imge olarak giriyor: Kar(s) Kar(s)/ tiftik bir bulut olmalı/ dedemin başı/ kızılcık bir çubuk/ bele destek geçirip kolları/ çakmaktaşı sabırla/ zaman harman olmalı/…/yaşadığım yere kar!/illâ ki kar yağmalı/…/-kar altında bahar aramalı-(s.62)

Dördüncü K; kitap… Edebiyat Öğretmeni olması nedeniyle yazının içinde. Yaşamından, deneyimlerinden getirdiklerine çılgınca okumalarını katıyor. Böylece asıl bireşimini burada yapıyor; alıyor, ekliyor, yoğuruyor, eliyor, süzüyor, damıtıyor; kazandığı birey-insan, birey-toplum, birey-doğa eytişim bilincine içtenliğini de katarak  estetize ediyor ve şiirini “emziriyor.”

Halide Yıldırım, bireysel-kültürel oluşumunu besleyen “4K” unsurunun gizilgücü ve iç devinimiyle şiirini örüyor, oluşturduğu bireysel dilini kullanabiliyor (Saussure/ciler sevinecek). Ama aslolan  “biçem" sahibi olabilmektir. Bunun için başka başarılmışlıklara da gerek var. Eytişimin felsefi ilkelerini şiire sindirebilmek; alttan alta sosyal, ekonomik, psikolojik, coğrafi(mekân) bağlantılarını, t/öz-biçim dengelerini kurabilmek ve  derinden gülümseyen, umut veren bir söylemle okura sunabilmek. Bütün buların diğer bir anlamı da, şiirin öznesinin “bütünüyle şiir” ilkelerine bağlı kalınarak yüceltilmesi(Tesniere/ciler üzülecek)dir. Öznesi olan şiirin yüklemi de olacak elbet ve o damardan sanatın  varlığının gerekçesi olduğu halde, şimdilerde bir kıyıya atılan erdemine, dolayısıyla de “kalıcılığına” ulaşacak.

Halide Yıldırım, böylesi bir birikimden sonra, tek kanat(sanat)la uçmaya çalışan egemen şiirimizin kendini yineleyen çıkmazına umar arıyor ve (yeniden) t/öz kanadı da olan  bütünüyle şiirin izini sürüyor. Yazdıklarının özgeleşerek şiirleşmesine koşut olarak “şair”leşiyor.

Bunu şunun için özellikle söylüyorum; son çeyrek yüzyılın “egemen şiir”i, gücünü bu eytişimden almıyor; beslenme kaynakları zayıf, yalınkat…  Adına “şiir” desek de “bütünüyle şiir” değerine ulaşamıyor, yazanını da “şair”leştiremiyor.

“Şairlik meşruiyeti”ne gelince… Ona biçem(can) veren kudretin kaynağı, insan-birey, doğa, toplum ve sanat dörtgenin açı ve kenarortaylarının kesiştiği yerdedir.                      

 

 

Issız Kuğu,(Süleyman Okay Şiir Ödüllü), Kül/Sanat Yay.2005

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 560
Kayıt tarihi
: 11.03.10
 
 

1954 yılında Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Bardaklı köyünde doğdu. Türkiye’nin çeşitli yörel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster