Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ağustos '14

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
95
 

Halil Erkan

Psikoloji ve uygulama dersi öğretmenimiz, eğitim şefimiz, ciddi görünümlü, yufka yürekli dert babamız Halil Erkan’ın, sıcak, sevecen ve sempatik bir yapısı vardı. Bu yüzden o sempatik ciddiyet bile ona pek yakışmazdı.

Gerçi onun ciddi duruşu sertliğinden, katılığından, sevgisizliğinden ve antipatikliğinden değildi. Onun ciddiyeti: işimi ciddiye alıyorum, karşımdaki insanı, öğrencimi ve onun geleceğini ciddiye alıyorum anlamında sorumluluk duygusunun verdiği bir kişilik özelliğiydi.

O yüzden de sorunlarımızın çözümünde, en rahat ulaşıp açılabildiğimiz ve en fazla ilgi gördüğümüz, baba bir öğretmenimizdi. Biz 1964 yılında mezun olup gittikten sonra da, uzun yıllar okulumuzda çalıştığı için O, Gönen İlköğretmen Okuluyla özdeşleşmiş öğretmenlerimizden birisiydi.

Kendisiyle son karşılaşmamız 1980’li yılların sonlarında olmuştu. Oğlum Mersin Otelcilik ve Turizm Yüksek Okulunu kazanınca kayıt için geldiğimde arayıp bulmuştum. Oğluma her hafta sonu eve gelmesini, çamaşırlarını da getirmesini söylemişti. Ertesi sene yaptığımız bir telefon konuşmasında da, oğlumun eve gelmediğini ve çamaşırlarını getirmediğini söyleyerek şikayet etmişti.

Yani onun insancıllığı, insanlığa karşı duyduğu sorumluluk duygusu, öğrencisini aşarak, onun çocuklarına dek uzanıyordu. Ve hatta tüm insanlığın mutluluk ve refahından kendisi için bir sorumluluk payı çıkarıyordu.

Gönen Köy Enstitüsü ve sonrası adlı kitabı okurken,  onun bu duygularını en güzel biçimiyle ortaya koyan bir anıya rastladım. Mehmet Özbakır’ın bu anısından yapacağım kısa bir alıntı bence Halil Erkan’ı eksiksiz ve en iyi biçimde anlatmaktadır.

“…. Kardeşimle birlikte gündüzlü okuyor ve çok sıkıntı çekiyorduk. …… Bir gün etüt saatinde sigara araması için Öğretmenlerimizden, Özbek İncebayraktar, Halil Erkan ve Ali ihsan Şirincan sınıfımıza girdiler. “Ellerinizi başınıza koyun hiç hareket etmeyin” dediler. Aramada başka arkadaşlarımızdan sigara, bıçak, kibrit ve müstehcen resimler vs çıktı. Bizim ise cebimizden bulgur çıkınca Halil Erkan şaşırdı. “Ulan siz iki kardeş serçe gibi bulgur mu yiyorsunuz?” dedi. Arama bitince kapının dışında Halil Erkan’a durumumuzu anlattım. Öğretmenimiz çok duygulandı ve bizimle ilgilendi. İşte o yıl yatılıya geçirildik. Yatılı olunca sıkıntılar büyük ölçüde hafifledi, ama sorunlar bitmiyordu. Bakın ne oldu?

1962-63 Öğretim yılında dört aylık yaz tatili için köyüme vardığımda, babadan kalma toprak evin bir bölümünün çökmüş olduğunu gördüm. Diğer kısmını da ben yıktım. İki kardeş kolları sıvayıp başladık evi yapmaya. Dört ayda binayı ayağa kaldırıp, kiremitlerini döşedik. İç bölümleri kaldı. Annem için bir oda çevirmeliydim. Okul da açılmıştı. Bu yüzden biraz geç döndüm. Halil Erkan geç gelme nedenini sorduğunda durumu anlattım. Bana bir hafta daha izin vermesini istedim.

Halil Erkan duygulandı. “Evinizi biz yaparız” dedi ve beni hemen köyüme gönderdi. Ertesi hafta Halil Erkan’ın başkanlığında okulumuzun marangoz ustası olan Durmuş ve Süleyman ustalar, bizim sınıftan on arkadaş, el arabaları ve günlük kumanyalarıyla okulun arabasına doluşmuşlar köyümüze geldiler. Kısa sürede evi yapıp tamamladılar.”

Görüyorsunuz Halil Erkan’ın insanlık ve insanlara karşı beslediği sorumluluk duygusunu. İnsan sevgisini. Kim bilir daha kaç öğrencisiyle böylesi göz yaşartan anıları vardır diye düşünüyor ve bu güzel insan için, Tanrıdan rahmet diliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 637
Kayıt tarihi
: 21.11.08
 
 

Nazmi Öner 1946 yılında Burdur’un Bucak İlçesine bağlı Seydiköy’de doğdu. Seydiköy İlkokulu v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster