Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
215
 

Halim Selim (Sıradan bir insanın sıra dışı yaşamı - (kırk yedinci bölüm- devam edecek)

Halim Selim (Sıradan bir insanın sıra dışı yaşamı - (kırk yedinci bölüm- devam edecek)
 

Sıradan insanlar


Yine ninesi aklına geldi. Ninesi “tosun torunum, uçkuruna mukayyet ol. En aşşalık insan garı olsun, adam olsun uçkuruna düşkün olanladır. Onlan en yakın ahbabı şeytandır. Ne bu dünyada, ne de öteki dünyada dirlik yüzü görmez. Cenabı hakkın naleti üstlenden esik olmaz. Bunu bil, düşün,onu göredavran” demişti.

Bunlar aklına gelince içinden “Nur için de yat ninecim, sen heç merak etme. Beni hiç kimse bozumecek” dedi. O kadını aklından çıkarmaya çalıştı. “Kör olası kadının memileri” aklından çıkmıyordu. Tam “unutucekken” aklına memeleri geliyor ‘ne memi beh’ demeden edemiyordu. Uğraşa uğraşa kadını aklında çıkardı.

Bu sırada güzel gözlü ebenin kızıyla, köy katibinin kızını hatırlamıştı. İçinden “kimbilir nerlededirler?” dedi. Onları dünya gözüyle bir görse,Allahtan başka bir şey istemezdi. Böyle düşünüp onları görmek aklına düşünce içi “bi çeşit” oluyor, hafif ateş basıyordu.

Şimdi de öyle olmuş,hafif terlemişti. “Herhal hamamdan çıkınca öyle oldu” diye kendini teselli etmeye çalıştı. “Unud olum unud,yoğusam deli Necmi gibi yollara düşcen” dedi.

Deli Necmi çocukluğunda köyde hep sokakta olan bir deliydi. Kimi kimsesi yoktu. Ninesi ona “bu sevdalandı da ondan böyle dolaşıp duru. Sen bilmezsin;o bubanla yaşıt. Aşşa köyden sevdi bi gız varıdı. O esgerdeyken bubası gızı;gız ‘ben Necmi’ye varcen’ deye bağırıp çığırsı da başkasına verdi. Esgerden dönüp de örenince ondan keri Necmi hayır etmedi, böyle oldu” demişti.

Bunlar aklına geldi, güldü “ben o gızları almecen ki. Ha bi dünya gözüyle gören deyon” diye kendi kendine kendini savundu. Tombalacı Nuri’nin uzaktan el sallayışını ve “çabuk gel” diye bağırışını hatırlayınca “o neydi ki öyle? Pansiyona varınca bu rüyayı Nuri’ye bi deyen bakam, ne decek?” dedi.

Bu sırada hamamın kapısından çıkıyordu. Onun böyle dalgın kendi kendine konuştuğunu gören diğer tellaklarvetellak Ahmet arkasından bakıp kalmıştı. Halim tam kapıdan çıkarken kendine geldi; gülümseyerek “bizim kafa giddi gine” dedi. Sonra “sağol Amad gardaş, sayende guş gibi oldum. İşallah gine görüşürüz, hadi size hayırlı işler” deyip kapıdan çıktı.

Bu sırada Tellak Ahmet “çabık gel de özletme kendini” derken öteki tellaklar içlerinden “inşallah bunu kesilemek bize de nasip olur” diyordu. Hepsi Halim’in arkasından “güle güle bizim oğlan” dediler.

Halim hamamdan çıkınca yine havaya baktı. “Bugün rahmet erken başlıycek” dedi. Biraz deniz kenarında dolaşmak için sahile indi. Hamamdan çıktığı çok belliydi. Tellak Ahmet iyi kese atmıştı. Yüzü kıpkırmızı ve ışıl ışıldı. Aslında eli ayağı ve kafası iri olmasına rağmen biçimliydi. Saçları da yıkanınca pırıl pırıl olmuştu. Gençliğindeki gibi çok uzun değildi ama yine aslan yelesi gibiydi. Köylük yerde saç kestirecek berber olmadığından;bir de belki öyle sevdiğinden saçları aslan yelesi gibi olurdu.

Askerde ve hapishaneye ilk girdiğinde saçlarını makineyle kesmişlerdi. Hapisliğinin son yıllarında saçı epey uzamıştı. O da öyle yeleli saçı seviyordu. Vitrinlerin önünden geçerken yelelerine bakıp çok beğenirdi. Hele şimdi yıkanınca saçları rüzgarda uçuşuyordu.

Deniz kenarında bir sete oturup körfezi seyretmeye başladı. Gelip geçen onu farklı görüp,birbirine gösterip gülüşüyordu. Ama o bunların farkında değildi. Belki farkındaydı, ama umursamıyordu.

Aklı yeni dikilen ayakkabı ve bitpazarından aldıklarındaydı. Artık ne kadını, ne de patronu aklına gelmiyordu. O sırada hayalinde o ayakkabıyla gömlek ve pantolonu giyiyor, üzerine de montu giyip işe geliyordu.

Böyle düşünürken ne kadar vakit geçti bilmiyordu.  Burnuna ve kulağına bir iki damla düşünce irkildi. Baktı hava bulutlanmıştı;“hava erken gapadı. Şindi yağmır hızlanır, kalkıp gitmek lazım” derken gerçekten damlalar hızlanmıştı.

 Hızla ayağa kalktı. Dev adımlarla yürümeye başladı. O hızlandıkça yağmur hızlandı. Yağmur hızlandıkça o hızlandı. En son bardaktan boşanır gibi yağmaya başlamıştı, kendini pansiyona zor attı. İyi ıslanmıştı. Başındaki yağmur sularını eliyle sıyırırken katip “az önce Nuri abi geldi. Tombula torbasını bana verdi,koşarak ‘karnım çok acıkdı deyip’gitti” dedi. Halim “acından ölüyomuymuş?Ha azcık bekliseymiş ya!” dedi. Katip “valla ben de öyle dedim, amma dinlemedi koşarak gitti” diye cevap verdi.

Halim “yağmır az dinsin ben de giden” deyip odasına girdi. Islanan gömlek ve pantolonu çıkardı. Yaz günü çorap giymiyordu. Başını kurulayıpyatağa uzandı.

Ne kadar uzandı bilmiyordu;uymuştu. Birden katibin “Halim abi Halim abi” diye dürttüğünü fark edip yatakta doğruldu. “Noldu ula? Yangın mı çıkdı? Ne dürtüyon öyle?” dedi.

Katip üzgündü “abi sormu yav;Nuri abiyi bıçaklamışlar” deyince Halim ayağa fırladı. “Senin azın ne deyo ula? Kim bıçaklamış? Hangi dürzüymüş? Yoğusam kerhanedeki o garının adamları mı?” diye bağırıp söyleniyordu.

Katip, Halim kükrer gibi bağırınca biraz ürkmüştü. “Yok abi onlar değil. Hani guşlu cami var ya. İşde orda naylon çadırların yanında bıçaklamışlar. Kimse bi şey bilmiyor” dedi. Halim “Nuri nerdeymiş şindi?” dedi. Katip “orda kahvede tanıyanlar bi taksiye atıp hastaneye götürmüşle. Ordakiler öyle diyor” dedi.

Halim şaşırmış, ayı gibi böğürüyordu. “Ula Nuri’yi bıçaklıyan kimise bi bulen,Allah yaraddı demecen parça pinçik edicen” diye bağırıp kükrerken dışarı çıktı. Orada pansiyon sahibi vardı. Ona “hadi dayı senin arıbayla hasdaneye gidem” dedi.

Pansiyon sahibi de lafı ikiletmeden “gidelim atla arabaya” dedi. Metin de oradaydı. O da arabaya bindi. Üçü hastaneye vardı. O sırada acilde Nuri’yi taksiye koyup gelenler de oradaydı.

Halim diğerlerinden önce onlara “Nuri nerde? Nasıl olmuş? Kim bıçaklamış?” diye soru yağmuruna tuttu. Onlardan biri “valla arkıdaş,biz de bi şey bilmiyoz. Orda kahvenin önünde oturuyorduk. Aniden yamur bastırdı, biz içeri kaçtık. O sırada Nuri parka dalmış.Orda naylonların altında kalanlar bağrışıyomuş. Nuri onların yana vardıktan az sonra parkın köşeye geldi, yere kapaklandı. Orda mühendis mi ne biri var. O koştu geldi. Nuri’yi çeviriyordu. Biz yetiştik. Karnında gan büngüldüyodu. Ben üstüne şapkamı bastım bi taksiye alıp buruya geldik. Şimdi içerde,biz de bekliyoz” dedi.

Halim ısrarla “kim bıçaklamış?” diye soruyordu. O adam “o bürodaki mühendis biri elinde bıçak,koşarak şöyle gitti” dedi. Halim “neriye gitmiş?” deyince o adam sorulardan sıkılmıştı.“Bizimoğlan sende polis gibi sorup durma. Az önce buradaki polise de dedik. Bizim gördüğümüz bişey yok. Gördüyse o naylonların altındakiler, bi de o mühendis mi ne,o biliyor” dedi.

Bu sırada içerden biri geldi doktormuş. “Yaralının yakınları siz misiniz?” dedi. Nuri’yi taksiyle getirenler “biz yakını falan değiliz;insaniyet namına alıp geldik” derken Halim atıldı. “Buyrun biz yakınıyız” dedi. Doktor “başınız sağ olsun. Çok uğraştık ama yara derindi. Ayrıca çok kan kaybetmiş. Bıçak ana damarı kesmiş, tekrar başınız sağ olsun” dedi.

Hem Nuri hem de Metin adeta yıkılmış orada duvar dibine çökmüştü. Nuri’yi getirenler Halim’in omzuna dokunup “başınız sağolsun birader” dediler. Halim belli belirsiz “sağolun” falan dedi.

Aklı hamamda gördüğü rüyada Nuri’nin uzaktan el edişindeydi. “Herhal galbime doğdu” diye mırıldandı. Metin Halim kendine söylüyor sandı. “Anlamadım birader, ne söyledin?” deyince Halim “heç bizimoğlan sonra anladırın” dedi. Bu sırada yanlarına biri geldi. “Bu cenazenin sahibi siz misiniz?” dedi. Halim içinden “hadi oğlum Nuri;beş dakkada cenaze oldun çıkdın” diye geçirip “Biziz” dedi. O adam “o zaman bekleyin” dedi,“savcı gelip cenazeyi görecek. Otopsiye gerek görmezse işlemleri yapar cenazeyi teslim ederiz” dedi. Halim “olur bizim oğlan;biz buradayız” dedi; ama “savcı, otopsi” laflarından bir şey anlamamıştı. Metin’e “sen bunlardan bişey anladın mı?” diye sordu. Metin “bilmiyorum” der gibi boynunu büktü.

Halim dünü hatırladı. Metin’e “daha dün senin yandan gelince, gel bizimoğlan bişeyle yiyem dedim. Olur bizim oğlan dedi. Ciğerciye iki ciğer söyledik. Onları yerken bene ‘bizim oğlan şunlara da iki ciğer yapdırıve sevab olur;bende para yok’dediydi. Hani orda naylon çadırda olanla var ya,onlara” dedi.

Metin “rahmetli” dedi. “Rahmetli” derken içeri bir çeşit olmuştu. Dün sabah birlikte olduğu arkadaşına “rahmetli” demek onu da çok sarsmıştı. Tekrar “rahmetli hep onlara bakar elinden geldiği kadar yedirir, içirirdi. Gariban dostuydu. Hepimizin midesinde lokması vardı;adam gibi adamdı. Allah rahmet etsin” dedi.

Halim “ben de onu deyon. O öyle deyince emrin olur bizimoğlan dedim. Ayıbdır söylümesi beş ciğer söyleyip onlara verdirdim. Allah seni inandırsın.Nuri o garibana ‘ciğeri bu ısmarladı’diye bene gösterdi halde o gariban sanki Nuri ısmarlamış gibi ‘sağol Nuri’abi dediydi. Sona gittik Emin’in oruya. Ayıbdır söylümesi bi ufak gırdık. Dertleştik,ordan burdan gonuşduk geldik. Sonraikimiz de vurup gafayı yattık… Sabah da erkenden gitmiş.

Dün ‘bizim oğlan;benim yere biri dadanmış. Yarın o köşüye bir uğruyen’ dediydi. Şindi de burdeyiz. Nuri de cenaze,  rahmetli… Kim bilir biz de neyiz? Heç aklım ermeyo” dedi.

Ağlamaklı olmuştu. Metinde ağlamaklıydı.

Bu sırada savcı da gelmiş;polisle konuştuktan sonra otopsiye gerek görmemişti.

Az sonra o adam yine geldi. “Cenazenin en yakını kimse gelsin” dedi. Halim ayağa kalktı “bizim oğlan ikide bir cenaze deyip durma yav. İçim bi çeşit oluyo. Nuri de, adı Nuri’ydi” dedi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 206
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster