Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
95
 

Halim Selim (sıradan bir insanın sıra dışı yaşamı -otuzuncu bölüm devam edecek)

Halim Selim (sıradan bir insanın sıra dışı yaşamı -otuzuncu bölüm devam edecek)
 

Sıradan insanlar


Öyle bir durumda Halim’in hakkından gelemeyeceği için çekip vurması lazımdı. Buna çok canı sıkıldı. Bir an önce kadına araba alıverip gönlünü almayı düşündüğü için ‘sana araba alacağım’ diye söz vermişti. Lokantacının arabası da gerçekten güzeldi. Bu arada lokantacıya farklı yaklaşıp, onu daha da avucunun içine almak istiyordu. Çünkü asıl hedefi lokantacının karısıydı. İşte bu şekilde düşünürken Halim aklına gelince kendi düştüğü açmazının yanında, böyle namussuzlukları düşünmeyi de ihmal etmiyordu.

Kafasında bu düşüceler geçerken “bu sıkıntılarla bu gün iş olmaz” deyip dostunun arkasından giderek; eğer Halim’le ilgili bir düşüncesi varsa vazgeçirmeyi düşündü. Dışarı çıktı. Halim her zamanki gibi ayağa kalkmıştı.

Yavuz bey Halim’e baktı. ‘Onun yüzünde dostunu çekecek bir şey var mı? Acaba Halim dostunu görünce aklından bir şey geçirdi mi?’ diye dikkatli baktı. İçinden ‘yok yavu, ben yersiz endişeye kapılmışım. Benim kadın bundan hoşlanmaz. Bunun da aklına kötü bişey gelmemiştir. Baksana bakışlara, öyle mal gibi bakıyor’ diye geçiriyordu.

Halim de patronun yüzüne dikkatli baktığını görünce içinden ‘eyvah yüzümde bişey mi gördü acıba? Tabi ya sabah sabah Nuri’nin bokuna dar alamed çıkınca,yüzümü bile yıkımadım. Aynıya bile bakmadım. Her hal yüzüm gözüm çok pis görüküyor. Acıba burnumda sümük falan gördü de, beni gelen gadının yanında rezil ettin deyemi gızdı?” diye geçirip “valla patron, arkıdeş bokuna acilen çıkınca yüzümü bile yıkımadım,ondan öyle gözüküyondur” dedi. Yavuz bey şaşırmıştı. “Ne arkadaşı? Ne yüz yıkaması? Sen ne diyosun böyle salak salak?” diye sertçe sordu.

Halim temelli şaşırmıştı “şey patron siz bene ters ters bakınca yüzümü yıkımadım da, sizi o kadının yanında rezil ettim deyi öyle dediydim” dedi.

Yavuz bey Halim’in bu abuk sabuk konuşmalarıyla rahatlamıştı. İçinden ‘bu salak mı benim dostu elimden alacak; hadi ya sen de’ dedi, rahatlamıştı.

Halim’e sertçe “öyle salak salak konuşup durma. Yüz verdik diye de hemen götün kalkmasın. Cibciddi işine bak. Ben şindi çıkıyorum yarına kadar yokum, ona göre” dedi çıkıp gitti.

Tam bu sırada Halim çok ciddileşmiş ‘emret patron sen heç merak etme. Benim götüm kakmaz. Ben işimi çok iyi yaparın’ diyecekti patron gidince laf ağzında kalmıştı.

Patron gittiği için biraz sesli, “bu patronu da noluyo böyle ya. Heç akıl sır ermeyo. Ben heç vazifemi aksıdır mıyın? Dangılakmıyın ben? Yoğusam ekmek yedi gabı sıçıcek bi hain miyin? Hiç bile değil. Sen merak etme patron ben hiç şımarman” diye söyleniyordu.

Bu sırada çaycı garson boşları almıya gelmişti. Tam o sırada Halim söylendiğini görüp kendine bi şey söylüyor zannetti. İçinden fırsat bu fırsat deyip ne zamandır konuşup biraz samimi olmak istediği ona“buyur bişey mi dedin Halim abi?” dedi.

Halim, garson konuşunca birden kendine geldi “işini bak sen, işini bak” dedi. Garson yine çok korkmuş hemen boşları alıp sıvışmıştı. Giderken ‘salak oğlum hiç bu ayıyla harara mı girilir?’ diye söyleniyordu.

Halim garson gidince kendine çok kızdı. ‘Salak, sen böyle galdırı goyverisen herkes senle muhatap olur. Dön işinin başına’ deyip koltuğunda hiç kımıldamadan oturuyordu.

Ama patronun yanına gelen kadın aklından hiç çıkmıyordu. Yavuz bey çıktığı sırada ohala okadını düşünüyordu. Yavuz bey çıkınca asıl şaşırması o yüzdendi.

Şimdi o kadın aklına yine gelince ‘acıba Yavuz bey anladımıyki?’ diye endişelendi. ‘Yok be yav nerden anlıcek? Ermiş mi ki aklımdan geçeni bilicek?” diye düşünüp rahatladı.

Yine içinden ‘gahbıbıllalı garı, emme güzel ha’ dedi. Sonra kendine kızdı ‘ayıp ayıp patronun şeyine öyle göz mü dikilir?’ deyip kadını aklından çıkarmaya çalıştı.

Ama bir türlü aklından gitmiyordu. Çünkü Tarlabaşı’ndaki kadından bu yana bu yakından gördüğü ikinci güzel kadındı. Yolda molda giderken çok kadın görüyordu, ama onları hiç böyle aklına getirmiyordu. Çünkü bu kadını çok yakından görmüştü. Bir de kadın çok fingirdemişti. Nuri böylesi kadın görünce “kadın iş atıyor” der Halim ‘nası iş?’ atıldığını anlayamazdı.

Nuri bazı kadınlar için “iş atıyor” deyince “hani neriye atıyomuş” der. Nuri’de ona çok güler, “amma malsın ha!” derdi Halim onu da anlamazdı. Çünkü Nuri’yle sanki dilleri çok farklıydı. Şimdi bu kadının da aynı köyde “ıradıyoda” konuşan kadın gibi konuştuğunu fark etmişti.

Şimdi de aklına bu gelmişti…

Yıllar önceydi. Daha çok küçüktü. Evde ninesinin önüne yatmış, ninesi onun saçlarını parmaklarıyla karıştırıyordu. O sırada radyo açıktı.

O radyoyu “ötürüklü” dedesi ölmeden önce almıştı. Ninesi “diden ötürüklü mötürüklü biriydi, emme has adamdı. Herkesten önce ıradıyoyu aldıydı” derdi.

İşte o gün ninesinin önünde uzanmış yatarken radyoda kadın spiker konuşuyordu. “Ninecim bu garı neden sen gibi ben gibi konuşmeyoda böyle gonuşuyo” demişti. Ninesi “oğlum o garıla okumuş yazmış garı, bide şeherli ondan öyle gonuşuyo” deyince Halim “iyi de, misila sen de şehirde galsan öylemi gonuşurdun?” diye sormuştu.

Ninesi “sen şindi gine, misila deyi deyi başladın gastacı gibi sormuya” demişti. Çünkü köye geçen yıl bir gazeteci gelmiş ‘yurdumuzun kadınları’ diye bir araştırma için bütün kadınlara, bu arada ninesine de sorular sormuştu. Ninesi ona onun için “gastacı gibi sormuya başladın” deyip; “dur sene bildim her şeye söyleyen, öğren de sorup durma” demişti. Sonra “şindi sen böyle deyon. Misila sen ebenin gızı gibi, köy katibinin gızı gibi gonuşabiliyon mu? Gonuşameyon neden?” diye hem sorup, hem cevaplayarak anlatmaya devam etmişti.

“Neden biliyon mu? Çünküm insanla gonuşmeyi bi analandan, bi de ninelenden öğrenir. Sona gezip tozurak azcık bişele öğrenir. Emme en çok laf bilenle de en çok okuyanladır. Yalınız öyle hocula gibi namaz duası okuma değil, kitap okuyup örenenledir. Misila ebenin gızı da köy katibinin gızıda senden çok laf biliyo; neden? Çünküm hem okuyola, hemi de çok yer görmüşle ondan” demişti.

Halim “ninecim eyi deyon da misila ben de okulda kitap ney okuyon, emme hep aynı gonuşuyon. Misile ben esgere gideke çok yer görcen. Orlada ben de mi çok laf örenicem” deyince ninesi “tosun oğlum öyle dangılak dangılak sorup durmu da, az dinne” demişti.

Halim başkası “dangılak” deyince çok kızıyordu ama ninesine hiç kızmıyordu. Şimdi de “Susdum” demişti.

Ninesi “şindi oğlum çok laf en çok, çok kitab okumeylo oluyomuş. Nerden biliyon dersen, bizim zamanımızda bi öğretmen geldiydi. Bavıl bavıl kitapları varıdı. Bavıl bavıl kitaplana nerde gördün dersen; onun evi benim anam yani buban ninesi temizledi de ordan biliyon. O öğretmen köylüye öyle dediydi. Çok laf öğrenmek isteyosanız, çok şey bilmek isteyosanız bu kitabladan okuyun dediydi. Emme hem diden hem köylüle ona gominis deyi çok gızıyodu. Emme o öğretmen çok laf biliyo, aynı gasatacı garı gibi çok gonuşuyodu ordan biliyon. Sen de böyle sorucu arab gibi sorup beni sıkışdırıp durma” demişti.

Bunlar aklına geldi. ‘Bu garı ya çok okumuş, ya anası bubası memuran, ya da çok yer görmüş’ dedi.

Ama bu işin içinden de çıkamamıştı. Vakit de geçmek bilmiyordu. Patron da kadın gidince işi gücü bırakıp gitmişti. ‘Patron bu garıdan korkuyo valla. O gelince aklı bokuna garıştı, netceni bilimedi’ diye düşündü. ‘Garı da garıydı ha’ dedi. ‘Acıba Nuri’nin garı mı güzel, bu garı mı güzel?’ diye aklına gelince ‘hop hop oğlum. Sende gök görmedik gibi bir garı gördün felen şaşdı. Sen kayassımın kimin garı güzel, edebsiz’ diye kendini azarladı, o kadını aklından çıkarmaya çalıştı.

Hakkından gelemeyince “ben de galdım yerden düşünmeyi başların, ozuman garıyı unudurun, vakıt da epey var” dedi. ‘Patronunun kadının arkasından mı gittiği?’ sorusu aklına gelince hemen “bene ne yavu diye" diye geçiştirdi.

Aslında çok kolay unuturdu. En büyük özelliği buydu. Bu güne kadar yaşadığı onca sıkıntıyı unuta unuta bu günlere gelebilmişti. Ama şimdi bu kadını aklından çıkarmakta zorlanıyordu. Döner sandalyesinde geriye yaslanıp gözlerini tavana dikti. “Nerde galdıydım?” dedi. Aradabir aklına gelen kadına rağmen nerede kaldığını hatırladı.

“Ha savcı bi adam çığırıp bene ‘bu tutukluyu götürün’ dediydi” dedi.

Oradan hatırlamaya başladı…

Bu hatırladıklarını yirmi küsur yıl önce yaşamıştı. Ama hiç unutmamıştı.

O beş yaşındayken ‘bubacını çılbacık yıkarlarıken’ gördüklerini bile ‘gıt mıt’ hatırlıyordu. Daha önce de yazdım. Halim yaşadıklarını damıtıp, içinde yaşadığı küçük küçük mutlulukları hatırlayarak bu güne gelmişti. Yoksa unutmaya çalıştığı, unuttuğu öyle anılarvardı ki ‘hadi yahu, olur mu öyle şey? İnsan buna nasıl dayanır?’ diye şaşardınız.

Bunları ben de yıllar sonra onu tanıyan birinden öğrenince Halim’in neden unutmaya çalıştığını anlamış ve ona hak vermiştim.

Neyse biz Halim’in aklına gelenlerle devam edelim.

“Savcı bu tutukluyu götürün” deyince, gelen polisler Halim’in elini yine kelepçelemiş; o da bavulu eline alıp çıkmıştı.

Çıkarken aklı köy katibinin küçük kızına benzeyen katip kızda kalmıştı. Arkasına dönüp ona bir daha bakmayı çok istemiş, ama cesaret edememişti.

Yalnız yıllar sonra, çocukluğunun en mutlu günlerini hatırlatan bu kıza içinden minnet duymuştu. Bir daha ne zaman ‘hakiki bal rengi buğulu köy katibinin gızına veya ona benzeyen birine görücedi?’ bu aklına geldi.  İçinden ‘kimbilir?’ dedi.

Onun böyle kendi kendine konuştuğunu gören polislerden biri “bişey mi söylüyosun?” dedi. Halim “hiç pulis bey misila deyodum” dedi. Polis bundan bir şey anlamamış ‘bu tam kafadan herhalde’ diye içinden söyleniyordu.

Onu bir kapının yanına getirmişlerdi. Orada kapının önündeki görevliye “tutukluyu getirdik” dediler. Görevli içeri girip çıktı. “Az ilerde beklesin. Hakim bey çağırcak” dedi. Polisler onu kenara çektiler. O da elindeki bavulla orada bekliyordu. Polisin biri bavulu gösterip gülümseyerek “içinde çok kıymetli şeyler var herhalde” dedi. Halim polisin gülümsemesinden cesaret alarak “yok bizimoğlan içinde bi bok yok. Postal, parka bi de don göynek ogudar” dedi.

Polis bir tutuklunun ‘bizimoğlan’ demesinden rahatsız olmuştu. “Hop ben senin asker arkadaşın mıyım bizimoğlan diyorsun?” deyince Halim birden kendini toplamış “pardon memur bey bende öyle decedim, ağzımdan gaçıvermiş” deyince, polis “hah şöyle adam ol, adamı kişiyi öğren” derken biraz heyecanlanmıştı. İçinden ‘bunlara hiç yüz vemeye gelmiyor. Hemen yayılıyolar, cahil herif” diye geçiriyordu. Halbuki kendi de ilkokul mezunuydu, ama ‘memurdu’...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 203
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster