Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '09

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1031
 

Halime'yi samanlıkta bastılar dizisi...

Halime'yi samanlıkta bastılar dizisi...
 

NE ZAMAN BASILACAKLAR? iŞTE BÜTÜN MESELE BU !


Bir dizi düşünün: Reklamlarına varana kadar her anı her saniyesi iki aşığın yakalanması üzerine kurulu; hatta bir sonraki fragmanlarında kareler yanlış seçilerek izleyicide tamam şimdi basılıyorlar düşüncesi yaratılıyor sürekli. Öyle bir dizi ki evdeki herkese ikinci bir rol verilerek hepsi Halime’yi pardon Bihter’i her an yakalayabilecek iz üstünde dedektiflere dönüştürülmüşler aynı zamanda.

Ne romandaki ateşli ve umutsuz aşk, ne ikinci kişilerin dramları önemli. Varsa yoksa bunlar ne zaman basılacaklar? Ne zaman aptalı oynayan Adnan bey, rastlantıyla bir kapıyı açıp Bihter ile Behlül’ü öpüşürken yakalayacak. Eğer reytingler iyiyse Bihter aptalı oynayan Adnan beye yine bir yalan uyduracak, ve aşk- ı memnu dizisi bütün hızıyla sürüp gidecek.

Neden mi böyle ? Bu sorunun yanıtında toplumun yozlaşma çizgisine varışının hikayesi de saklı aynı zamanda. BBG evleri, kaynanaya kız beğenme rezaletleri, Abanoz sokağındaki alış verişlerden hiç de farklı olmayan tanıştırma , kaynaştırma , evlendirme programları; kısaca insan hayatının kutsallığı sayılan gizliliği içerisine bütün bir toplumun rontgenci kimliğiyle dalışa geçmesi dizilerin rengini de değiştirdi elbette. Ne dram ne trajedi ne de hayatın bir başka sahnesi. Seyirci rontgencidir ve gözlerindeki ışınlarla sadece reel değil, kurgu görsellerin de içine girmekte ve iz sürücü gibi bütün ayıpları görmek istemektedir. Her gün gece baskınlarının yapıldığı bir korku toplumunda sıradan vatandaş da böyle ev içi baskınlarla rahatlamakta, zekasını rölantiye alarak, kurgularda bile hafiyecilik oynayarak kendini emniyette hissetmektedir.

Ne sanat kalmıştır ortada, ne seyirlik bir eğlence. Ağzımızdan köpükler saçarak tüm gerçek ya da kurgu baskınlara eşlik ediyoruz, oh olsun diyoruz sadece. Geldiğimiz içler acısı durum budur. Yönetmeniyle, aktörü, artisti, kameramanı ile bize her gece bu ısıtılmış yemekli sofraları sunuyorlar, adına dizi diyerek aslında bir toplumun yozlaşma sürecinin en çarpıcı dizisini yaratıyorlar.

Bu yozlaşma her programa damgasını vuruyor, özellikle evlendirme programlarında bayağılık seyredeni de içine alacak kadar koyulaşıyor; kadın satma olayı ekranlardan evlere, çocuklara, yetişmekte olan genç nesle normalmiş gibi aktarılıyor.

Sonuçta -bileşik kaplar kuralı- suçlar da artıyor. İşin en acısı failler yakalansa bile suç ortakları her gün biraz daha çoğalıyor. Çünkü toplumun bilinç altı bu kadar kirlendiğinde işlenen suçlarda tek kişiyi fail olarak göstermek işin kolayına kaçmaktır. Bilinç altı bu kadar kirlenen toplumlardan sanat eseri, yaratıcılık beklemek boşa kürek çekmektir. Her şeyimizle dibe doğru kolan vurmaktayız. Yalan, dolan ve talan ayaklarımıza bağlı ağırlıklardır bu batışta. Dibe vuranların birden sıçraması ve yükselmesi gibi bir mucize bizi bulmayacaktır üstelik. Çünkü ağırlıklarımızla batarken, bilinç altımızdaki yükselmek fikri sadece bir diğerinin başına basma şeklinde oluşuyor. Bütün değerleri yiten bir ülkenin haritalar üstünde yeri olsa bile dünya üstünde bir yeri olmuyor. Sevda Güventürk

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 94
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 597
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

1950'lerden sonra doğan her dünya insanı gibi, ardında pek çok takıntıyla gelen geçmiş zamanı, bilim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster