Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
892
 

Halkın en güvendiği kurum Halkın Kendisidir

Halkın en güvendiği kurum Halkın Kendisidir
 

nefes filminden bir sahne


“Akp’yi Bitirme Planı” olarak da bilinen, “Fethullah Gülen Cemaati’nin irticai faaliyetlerde bulunduğu ve Akp iktidarının da bu faaliyetlerin bir sonucu olarak değerlendirildiği, bu nedenle Tsk'nın hükümetle mücadele etmesi gerektiği”  tespiti ile Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen "İrticaya karşı Eylem Planı"nın ıslak imzalı orijinal belgesinin Savcılığa ihbar mektubuyla gönderilmesinin ardından, Tsk’ya bu tür darbe ve eylem planlarını bir türlü yakıştıramayan kesimlerde yoğun bir “Tsk’ya asimetrik saldırı var” propagandası başlatılmış görünüyor.

Ancak bu tür yaklaşımlar da zaten ordunun ve otoriter bakışlı milli güvenlik siyaset tarzının sivil siyaseti kontrol etmek için durmadan yinelediği “iç düşmanlar” hezeyanını körüklemeye yarıyor.

Dün akşam Kanal 7’deki “İskele Sancak” programında konuk olan emekli general Nejat Eslen, eylem planının Tsk’yı hükümete karşı mücadele etmesi yönünde yetkilendirdiği ve görevlendirdiğine dair belgede yer alan ifadeler hakkında ne düşündüğünün sorulması üzerine Tsk’yı savunmak adına “Bütün dünyada Milli Güvenlik siyaset belgeleri vardır, ne yani biz şimdi kendi güvenliğimiz için plan yapmayalım mı? türünden saptırma ve genellemelerle durumu kurtarmaya ve dünkü tartışma ortamında pek çok muvazzaf askerde de görülen “en iyisini ben bilirim, konu güvenlikse sizin adınıza ben konuşurum" türünden ego patlamaları yaşatıp konuşmacıların fikirlerine ne kadar zor tahammül ettiğini sergiledi.

Kanal 7'de programın konukları içinde Genelkurmay’ın andıçlarına muhatap olmuş Siyaset Bilimi Profesörü Doğu Ergil’in sivil siyasete, halkın iradesine yaptığı vurgular karşısında emekli hiperaktif general dayanamayıp, sanki Tsk bir siyasi partiymiş gibi,

“Yarın bir anket yapalım bakalım kim en güvenilir kurum çıkacak” diyerek ortalama bir Tsk askerinin zihniyet yapısını yeniden zikretti.

Acaba “Tsk subayının demokrasiye bağlılığı” türünden bir yaklaşım sadece bir oksimoron mudur?

“Halkın en güvendiği kurum” anketi aslında Tsk’nın sivil siyaset karşısındaki güvenilirliğini pekiştirmek, siyasete ve halka mesaj vermek için yapılan bir anket türüdür. Zira yıllardır siyaset kurumuna “bir kenarda yedekte bekleyen alternatif siyasi güç” olduğunu gerek muhtıralarla gerek darbelerle, gerekse üstüne vazife olmayan siyasi açıklamalarla halka hatırlatan Tsk mensuplarının en bayıldığı halk oylaması bu olsa gerektir.

Yalnız, halkın Tsk’yı, yapılan bütün darbelere, askeri-ekonomik-siyasal faaliyetlerle halkın üzerinde kurduğu iktidarına rağmen, neden hala en güvenilir kurum seçtiğini bilimsel veya siyasal olarak kendi içinde hiç sorgulamadığını veya bu sorgulamanın yanıtını kendisine en kolay ve hamasi biçimde verdiğini düşünüyorum;

“Halk bizi en güvenilir buluyor çünkü biz Türk ordusu askeriyiz.” ya da,

“Türk ordusu hata yapmaz, yapan varsa da kendi içinde temizler, kol kırılır yen içinde kalır.”

Sorunun yanıtının bu kadar basit olmadığını görmek gerek. Türkiye’de halkın en güvenilir kurum olarak orduyu görmesinin en önemli nedenlerinden biri, 20 yaşın üstündeki bütün erkek yurttaşların mecburi olarak askerlik yapmak durumunda oluşudur. Bu durum Ortadoğu ülkeleri içinde en büyük silah anlaşmalarını yapıp silah satın aldığımız İsrail’de hem kadın hem erkek yurttaşlar için de zorunludur.

Henüz hayata atılmamış, belki okul dışında doğru düzgün bir kurum işleyişiyle karşılaşmamış, gücün, örgütsel yapının, hiyerarşinin ne olduğunu bizzat deneyimlememiş bir insanı alıp ona devasa bir işleyişin ancak ve ancak küçük bir ögesi olduğunu, sıkı bir disiplin ve emir komuta zinciri içinde yaşattığınızda, onun bu andan sonraki hayatının nasıl biçimlendirilmiş olduğunu bir düşünün.

Bu toplumda eğitim sadece okullarda yapılmıyor.

Bu ülkede devletin zorunlu eğitimi özellikle erkekler için “peygamber ocağı”, (Osmanlı’da yeniçeri ocağı idi halbuki) olarak adlandırılan askerlikte sürdürülmektedir.

Bu eğitimde genç insanlar istedikleri kadar üniversite mezunu, master yapmış ve 30 yaşlarına gelmiş olsunlar, askeri gücün düzenlenmesi, yönlendirilmesi, planlanması ve işletilmesi vs gibi konularda eğitiliyorlar. Sonra ne mi oluyor? Kısa da olsa bir zaman geçirdikleri bu kurumda kendisi gibi insanlar olduğunu gördüklerinde, örneğin çavuşlarının falanca köyden çıkıp profesyonel askerlikle hayatını sürdürüp ailesini geçindirdiğini gördüklerinde,

veya belki kendilerinin de bu örgütlenmenin bir parçası olabileceğini ve silahlı kuvvetlere sağlanan kimi ayrıcalıklardan faydalanabileceğini fark ettiğinde, iktidarla ilgili kavrayışı bir insanın zihninde tıpkı bir ağ yapılanması gibi kurulmuş oluyor.

Askerlik üzerinden kurulan bu ağ, aslında Türkiye’deki bütün iktidar ilişkilerinin yapılanmasının temel kodlarını yeniden üretir.

Bu ülkede iktidarın (hükümeti değil, toplumsal bir iktidar yapılanmasını kastediyorum) askerlikte yeniden üretilen temel kodları : Erkek, Türk, Sünni, heteroseksüel (karşı cinse ilgi duyan), otoriteye itaat ettiği kadar görev verildiğinde emir verebilen, kısaca güç kullanımına uyum gösterdiği kadar diğeri üzerinde yaptırım gücü kullanıp iktidar kurabilen bir yurttaş tipi oluşturmayı sağlar.

Bu açılardan bakıldığında aslında halkın en çok güvendiği kurum kendisine öğretildiği gibi “içinde kendisinin de yer alabildiği” bir otoritedir. Ya da kısaca “gücü dayatan bir otoritenin kendisidir”.

Bu yüzden Tsk’nın kendinden menkul, gökten zembille inmiş, idealize edilmiş nedenlerle halkın en güvendiği kurum olduğunu iddia etmek, hem onu var eden bir halkı yok saymak, hem de şu veya bu şekilde Tsk’da yer alan tek tek bireylerin kendilerini ait hissettikleri oluşuma o insanların üzerinde değer vererek kurumu putlaştırıp bir tapıntıya dönüştürmektir.

Çünkü aslında bir halka silah verip insan öldürmeyi öğrettiğiniz andan itibaren halkın en güvendiği kurum silahı ve kendisi olur.

Bu yüzden belge tartışmalarının geldiği noktada denilebilir ki, Türkiye halkı askerleştirilmiş olmasının bedelini Tsk için de bir açılım yapıp bu kurumun içini temizleyerek ona geri ödeyecektir.

Murakami bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bende en az sizin kadar yaşamın ve yaşamı belirleyen siyasetin sivilleşmesi, bu amaçla da orduların ciddi bir şekilde sorgulanmaya başlanması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım bu konuda bir anlaşmazlığımız yoktur. Ancak ne var orduyu ve onu en güvenilir kurum olarak gören halkı sorgularken başta edebiyatçılarımız, şairlerimiz, sanatçılarımız, aydınlarımız, düşünürlerimiz olmak üzere bütün kanaat önderlerinin de sorgulaması gerekir diye düşünüyorum. Örneğin "Dün bin atlı çocuklar gibi şendik, dün bin atlı dev gibi bir orduyu yendik" dizeleriyle eğitilen bir halktan ve onun ordusundan barış adına fazla bir şey beklenmemeli. Malum rehberi karga olanın burnu pislikten bir türlü kurtulmazmış. Bu nedenle de halktan ve ordudan önce edebiyat ve sanatımızın sorgulanması gerektiğine inanıyorum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 12.11.2009 13:35
Cevap :
Sayın Matilla, şimdi dönüp dolaşıp kabak şairlerin edebiyatçıların sanatçının başına mı patladı yani? Siz de şimdi orduyu temize çıkarayım derken bir haksızlık yapıyorsunuz. Bu ülkeyi gerçekten edebiyatçılar sanatçılar eğitseydi böyle bir ordumuz olmazdı derim yanıt olarak. Bir şair orduya destan yazar belki ama öğrencileri asker gibi dizip ona bu destanı okutmaz kanımca. selamlar.  16.11.2009 19:24
 

Rahat uyuyoruz ya yatağımızda. Orduya borçluyuz ya barışımızı, huzurumuzu. Ersen bey'in bu düşüncesi tüm ordumuzda ve herkeste mevcuttur. Kalıp olarak da hergün okullarımızda verilmektedir. Asker gibi öğrenci eğitiyoruz. Her sabah sıraya geçiriyoruz. Rahat, Hazırol komutlarıyla atalarımız şöyleydi, böyleydi övünmeleriyle, üniforma "aşırı sevgisi" aşılamayla ve filmlerimizde bile kalıplayıp duruyoruz. Elbette en güvenilen kurum Tsk çıkacak. Kolaymı rahatımızı orduya borçlyuz. Ellerinize sağlık. Saygılarımla.

DurmuşGüler 
 09.11.2009 19:54
Cevap :
Aslında orduların ve silahların varlığı dünyayı daha güvenli yapmıyor, aksine birileri silahlandıkça, diğerleri de silahlanıyor. Bu bir kısır döngü. Bütün dünyanın rahat uyuması için bütün dünyanın silahsızlanması gerek. Çok haklısınız özelde bu ülke zaten çocukları bile "askerleştirerek eğitiyor". Bazen çocukların bu kadar internete neden düşkün olduklarını anlıyorum. Kendilerini en özgür hissettikleri yer internet olmalı. teşekkürler, selamlar.  11.11.2009 11:08
 

Başak hanım bir psikoloj olarak konuyu kendinize göre yorumlamışsınız saygı duyarım ama herşey sizin baktığınız pencereden görüldüğü gibi değildir Ordumuzun eleştirilmesi gereken konuları varmı? Elbette var ordunun kendi özeleştirisini yapması gerekiyor ben çocuk yaşımda orduya girdim hayatımı verdim ama bu bana üstünlük kompleksi kazandırmadı TSK için halkı yok sayma olgusu olabilirmi mensupları gökten zembillemi indi? Hangi ayrıcalıktan bahsediyorsunuz birayın yarısını nöbet,tatbikat,gece eğitimi özel görevlerle kışlada geçiren karşılığında tek kuruş fazla mesai ücreti almayan insanların orduevleri kampları lojmanlarımı ayrıcalık hangi kamu kuruluşunun yokki bu orduda en fazla haksızlığa uğrayan zümre assubaylar onlarda eleştiriyor ama eleştirirken terazinin diğer kefesine önyargı eklemeyin bu ordudan başka ordumuz yok ve bugün rahat uyuyup hatta ahkam kesiyorsak orduya borçluyuz barış için huzur için ordular vardır, Demokrasimi sorunuza müdahalesiz koşulsuz demokrasi derim.Saygıla

Ersen Gürpınar 
 08.11.2009 0:09
Cevap :
Ersen bey, sizi yazılarınızdan biliyorum. Sanırım emekli bir astsubaysınız ve onların sorunlarını dile getiriyorsunuz ve bence çok da iyi yapıyorsunuz zira bu konu yani ordu içinde "çifte standart ve ayrımcılık, hak ihlalleri" konusu öteden beri tartışılır. Siz profesyonel bir asker gözüyle içerden, Tsk personeli açısından bakıyorsunuz olaya. Ben ise bu ülkede 20 yaşını doldurmuş erkek yurttaşların "zorunlu askerlik hizmeti"nden sözediyorum. Yani bu rejim, yurttaşının "fikrini ve tercihini sormaksızın" onu silah altına almakta. Ortaokul ya da lise mezunu gençlerin çoğunluğu oluşturduğu insanların mecburen askerleştirilmesine karşıyım. Ordunun bu ülkenin rejiminin merkezinde olmasına ise hepten karşıyım. Bunu da size karşı olduğumu şeklinde alırsanız yanlış değerlendirmiş olursunuz Zaten "Tsk yandaşı olanlar ve Tsk'ya karşı olanlar" denildiğinde toplum bölünmüş olur, bizden olanlar ve bizden olmayanlar demek düşmanlığı doğurur. Sizin bunu kastetmediğinizi umarım. Teşekkürler, selamlar  08.11.2009 15:28
 

Oldukça iyi ve sade bir yazıydı... Teşekkürler

Hasan KAYA 
 07.11.2009 18:22
Cevap :
sağolun, beğeninize. selamlar.  07.11.2009 20:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 1956
Toplam mesaj
: 568
Ort. okunma sayısı
: 2654
Kayıt tarihi
: 09.07.06
 
 

Başkentte doğmuşum ve orada gidilecek tüm okullara gitmişim: ODTÜ-Psikoloji ve Ankara Üni. İletiş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster