Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '16

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
893
 

Ham taştan Kamil İnsana

Ham taştan Kamil İnsana
 

Ham taşın işlenmesi


Ham taştan Kamil İnsana;

“Bilgelik bir ceza mıdır? İnsana, Bilge olanın bilgeliğini anlamayanlar düşman olur.”

Taş cansız madde, insan canlı varlık. Tabiatları gereği hiç ortak noktaları, benzerlikleri yoktur. Ama Ezoterizm’de her ikisi beraber anılır, karşılaştırma yapılır, benzetmeler uyarlanır. İnisiye olmayan bunu anlayamaz. “Bilgeliğin dudakları anlamayan kulaklara kapalıdır.” Kybalion

Taş en doğal haliyle kaya vaziyetinde şekilsiz, eğri büğrü, girintili çıkıntılı, yani oluştuğu şekliyle ham TAŞ’tır. Her ham taş işlenecek nitelikte değildir. Eskiden Taş ustaları taş ocaklarından işlenecek taşları seçerler onları işlerlerdi. Meselâ metamorfik yapı taşlarından olan Slate (şist) çekiçle vurulduğu zaman levhalar halinde kırılır. Ama bunun yanında Magmatik yapı taşı olan Granit yeryüzü derinliklerinde yavaşça soğuyan feldspat ve kuvars içeren sert sağlam bir magma taşıdır.

Yapılacak bir mabede, granit gibi yavaş yavaş belli bir oluşum süresince meydana gelmiş Ham taşlar lazım. Sadece taşı ocağından çıkarmak yetmez, onu işlemek için belli bir enerji, emek ve sabır gerekir.

Doğal taş binlerce yıl geçmişi olan bir maddedir. Doğal taş geçen zaman süresince güzelliğini ve özelliğini korur ve kendine özgü bir görünüm kazanır. Her ham taş kendi güzelliğine sahiptir.

Kamil insan neden önemli, neden devamlı bu kelimeyi telaffuz ediyoruz, hangi amaçla kullanıyoruz. Anlamını tam olarak bildiğimizi bile biliyor muyuz? Yoksa bilmediğimiz şeyi bildiğimizi mi? Zannediyoruz. “ Kamil insan olmak= adam gibi adam olmak deniyor.” Peki, ne zaman adam gibi adam olunur. Çok zengin olduğunda mı? Çok yaşlandığında mı?, çok gezdiğinde mi? ,çok okuduğunda mı? Bunun bir standarttı var mı? Yoksa Kamil insan olmak bir hedef mi? Amaç mı? Kamil insan olan Kamil insan olduğunu anlıyor mu? Anlıyorsa nasıl bir değişikliğe uğruyor.

İnsan kendi doğasının zindanından çıkarsa içsel kölelikten kurtulmaya adım atar. Ama bazen insanın içine tokluk nedir bilmeyen, doldurulamayan arzular, istekler, hırslar basarsa bu insan yukarıda söylediğimiz gibi kendi arzularına duygularına boyun eğer işte o zaman kendi zindanının esiri olur. Bu arzu insanı kölesi haline getirir. İnsan bu arzularını ve egosunu tatmin etmek için devamlı bir çaba içinde oradan oraya savrulur. İnsan olmada ilk ve sona adım, kendini sürekli kontrol etmektir. İyiye, doğruya, güzele yönelmektir. Ancak bireylerin oluşturacakları toplumda, akıl ve hikmetin kurduğu, kuvvetin gerçekleştirdiği güzelliğin süslediği muhteşem bir yapı yükselebilir.  Böyle bir yolda, her taşın iyi işlenmiş ve seçilmiş olması yetmemektedir. Her taşın ayrıca birbirleriyle uyum içeresinde olması gereklidir.

Derler ki, Akıl ve Hikmet sezgilere sahip olmaktır. Sezgileri ile hareket etmek Kamil İnsan yolunda alınacak en güzel mükâfattır. Hakikat görünmez ama varlığına inanılır. Kamil İnsan olma yolunda; nefsinin hâkimiyetinden ölmeden kurtulmak gerekir. Bu da fiziki olarak ölmeden ölmektir. “ Bilginin efendisi” yazar  Murat Bilgili

Aslında bizler Kamil İnsan nasıl oluru bırakıp daha önce biz kendimiz nasıl kendimiz oluruz, bunu cevaplamamız lazım. İçimizde sakladıklarımızla, dışarıya yansıttıklarımız, söylediklerimiz aynı mı? Görüntümüz İçimizin gerçekten dışarıya yansımış hali mi? Yoksa tül perdeler arkasına gizlenmiş vaziyette mi. Birçoğumuz halen kendimizi saklıyoruz, kendimizden saklanıyoruz. İçsel yolculuk yapmıyoruz. Aynada yüzleşmiyoruz. Aynaya sadece dış görünüşümüzü kontrol amaçlı kullanıyoruz.

Hâlbuki bu çarkın ( Maddi âlem) dişlileri olan Hırs, riya, ego, zenginlik, mevki, makam, güç, şöhret, arzu, ihtiras yalan v.s. den kurtulmak için çaba göstersek yaşamımızda değişiklik olur mu? Yoksa bu çarkın dişlilerinin verdiği geçici mutluluk ile bu düzenin esiri mi olmalıyız.

İbn Arabi bu konuda ne güzel demiş; Kişi aynada mükemmel bir görüntü arıyor. Bunun için bazı ihtiyaçları var. Öncelikle sırrı dökülmemiş, parlaklığını kaybetmemiş bir aynası olmalı. Bu ayna onu olduğundan küçük, büyük, eğri göstermemeli; tam görüntü vermeli. İyi bir yansıma alabilmesi için aynası kendine paralel durmalı. Ancak böyle Kamil İnsan olabilir. Pek çok insan bu iyi görüntüyü elde etmenin peşinde.

Bektaşilikte yine insanın özüne dönmesi işleniyor.  Bektaşilikte kişinin özünü anlamak için “ gönül bilgisine ulaşmak, insanı özünden tanımak kavramak gerekir. Bektaşilik “insanı anlamak”, başka bir söyleyişle karşımızda duran, bizimle konuşan, söyleşen  “insanı tanımak” tır. İnsan da davranışlarıyla, konuşmalarıyla anlaşılır, tanınır. Davranışlarının, konuşmalarının  dışında “insan “ yoktur. İçi dışı arasında bütünlük, bir bağlılık olmayan, başka türlü düşünüp başka türlü davranan bir insan “doğru” değildir. Ya göründüğün gibi ol , ya da olduğun gibi görün…( Tüm yönleriyle Bektaşilik, İsmet  Zeki Eyüboğlu)

Kişinin Kamil İnsan olabilme isteği ortak bir ülküdür. Kamil insan, ilk önce kişiler arasındaki ilişkisini, en üst seviyeye çıkarmalı ve çabaları ise kendini geliştirmeye yönelik olmalı. Tekamül yolu ile Kamil insana doğru ilerleyiş, durağanlığı değil hareketi getirir. İnsanın olgunlaşmasında temel mücadele kendi varlığı ile yüzleşmesidir. Ancak bunu başarabilmesi “insanlar bana ne der, beni kabul eder mi? “ kaygısından kurtulmasıyla gerçekleşir. “insanı büyük yapan gururuna yenilmemesidir.”

Tüm uygarlıklarda erdemli insanlar kabul görür ve takdir edilirdi. Aslında erdemli olmak bir meziyet bir mükâfat gibi algılanmamalı, her insan da olması gereken bir gerçektir. Kamil insan her yönü ile örnek insandır. Kamil insanlar yaşadıkları maddi âlemde yani mikro kozmos da görünüşleri itibariyle küçük âlemi temsil ederler. Ama Mana âleminde yani makro kozmos da daha yüce âlemi temsil ederler. Kamil insan, başkasına yönelik olaylarla, içe kendisine dönük olayları ayrı ayrı görmez. Her ikisine de aynı derecede önem veriri. Şöyle ki Kamil insan, mutlulukla, mutsuzluğu, iyi ile kötüyü, acı ile tatlılığı aynı şekilde karşılar aynı şekilde kabul eder.

Kamil insanın iki yüzü vardır. Tanrıya dönmüş yüzü ve insanlara dönmüş olan yüzü. Diğer bir tabirle Hakk ile Halk münasebetleri vardır.

“sağ elimi kaldırdım

  Sol elimi daldırdım

  Dilim kalbe indirdim

  Döndüm Mevlana gibi”

Dizelerinde olduğu gibi, kâmil insan bir elini Hakk’a kaldırır ve yaratıcıdan ister, Hakk’ın kendisine lütfettiği feyzi, bereketi, ışığı diğer eliyle halka dağıtır. Kamil insan mum gibidir. Etrafını aydınlatırken kendini bitirir. ( Net islam portalı)

Mısır dilinde Hermes kelimesinin anlamı  “aydınlanmış –nurlanmış insan” , yani Kamil insandır. Bu kelime İbraniceye, yine Kamil insan anlamında “Hiram” , Türkçeye de “ermiş-erme” olarak geçmiştir. Mısır uygarlığında önsüzlüğün sembolü tek başlı kartaldır. Beyaz Kartal Hermetizm’ de gökyüzü ile bağlantılı olan her şeyin özellikle de Kemale ermiş insanların ruhunun sembolüdür.

Mesnevi-i şerif eserinde “ dinle neyden” diye başlar. “ney” den Murad Kâmil insandır. Mevlana’nın söylediği gibi “ney “ gibi olan mürşittir.

Amacımız Hakk’a kavuşmak değil midir? Doğumdan itibaren ölümle sözleşme imzalamış oluyoruz.  Hakk’a kavuşana kadar ve adına yaşam dediğimiz zaman içinde hep iyiye mükemmele doğru yönelmek hedefimiz değil mi?  Eşitlik, dürüstlük, adalet kavramlarını laiki ile yapmak uygulamak amacımız değil mi? Yani Kamil insan olmak üzere kendimizle içimizdeki “ben “ ile mücadele vermiyor muyuz? Egolarımızı, hırlarımızı, arzularımızı, törpüleyerek içimizde bulunan cevheri, tözü ortaya çıkarmak nihaiyi hedefimiz olmalıdır.

İlk çağ Anadolu dinlerinde başta Güneş, Ay olmak üzere bütün gök varlıkları kutsaldı. Gök Katlarını gösteren bu varlıklar yaratılışın diğer aşamaları sayılır. İnsan arınarak, olgunlaşarak bu aşamaları geçer, öz olana, gerçek olana, Tanrı’ya yükselir “Birlik” e varır.” Bütün yönleri ile Bektaşilik”

Daire mükemmeli temsil etmektedir. Daire şeklinde bir cisim her engeli rahatlıkla geçer, çünkü şekli itibariyle engelleri aşar. İşte Kamil insan daire gibi mükemmeli temsil eder. Düşünün sivri köşeleri çıkıntıları olan bir cisim yuvarlanırken oraya buraya takılır her engeli rahatlıkla aşamaz ve çarptığı her engelde sivri yerleri törpülenir ve yavaş yavaş o sivri köşeleri çıkıntıları yuvarlaklaşır. Yani Fazlalıklarından kurtulur. Kişiler gençlik çağları boyunca; egoları, hırsları, ihtirasları, arzuları nedeniyle sivri köşeli ham taşlar gibiydi. Daha sonra olgunlaşma sürecinde kendisinde bulunan fazlalıklar değişik zamanlarda törpülenerek mükemmele doğru ilerleme göstermektedir.

Aslında Çakıl taşı olmalıyız. Düşünün denizin ve rüzgârın etkisi ile Kayalardan kopan sivri uçlu ham taşlar denizin hareketi ile birbirine çarparlar, bu çarpmalar esnasında birbirlerinin fazlalıklarını törpülerler bir başkasını törpülerken başka bir diğeri kendisini törpülemektedir. Ve hepsi zaman içinde pürüzsüz mükemmel birer cilalı taş olmaktadır.

Karakterli olmak,

Birileri bakarken doğruyu

Yapmak değil,

Kimsenin bakmadığı sırada

Doğruyu yapmaktır.  “ J.C.Watts”

Erhan Sirekin  14.02.2016

Emre Özden bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 3243
Kayıt tarihi
: 27.06.08
 
 

Genç emeklilerden olup, hayat denen tiyatro içinde rol alan bir oyuncu gibi yaşamın kıymetini bil..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster