Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
211
 

Hamal

Hamal
 

 

Fotoğraf 1940 veya 1950'lerin İstanbul’una ait. Ama  bizim bildiğimiz, 1970'lerde de İstanbul’da  çok hamal vardı..

Onlar ağır işçiydi ve aldıkları para sonuna kadar  alın teri karşılığıydı.. Helaldi..

Semt pazarlarında da hamallar olurdu.. Eski Kuşdili’nde  Salı ve Cuma kurulan pazaryerinden elindeki yüklerle Yeldeğirmeni yokuşlarını tırmanmak orta yaş üstü insanların kolay  başarabileceği bir iş olmadığından  küfeli  hamallar iyi iş yaparlardı.. Pazaryerinde yüklü bir insan gördü mü ‘’hamal lazım mı  abla, abi, amca?’’ Diye kendileri sorarlardı..

Semtte doğalgazın henüz olmadığı ve odunla, kömürün kullanıldığı dönemlerde, kapının önüne döktürdüğüm odunu  arka bahçedeki kömürlüğe taşıtmak için doğru  pazara, onlara giderdim..

Yükle zemin kata inip, sonra tekrar yükle az da olsa basamak çıkıp,  odunluğa ulaşmak kimine zor gelir,  başlamadan gider, taşıyacak olan da  iyi para isterdi.. Verirdik mecburen. Hatta  sadece para değil, eski ayakkabı, gömlek v.s de garibana hediyemiz olurdu…

Kelime olarak genelde  küçümseme anlamında kullanılsa da zor iştir hamallık.. Her babayiğidin harcı değildir. Aslında yapılacak iş de değildir ama  bu şehre  göç edenin de aç kalmamak için iş yapacağı iş de oydu. Hamallık.

Şimdi  pek göremezsiniz belki ama o devirde hamala büyük ihtiyaç vardı. Onlar o devirde en çok aranan  meslek erbabıydı.. Memleket ekonomisinin can damarıydılar.

Bugün pek olmasa da o zamanlar ülkenin neredeyse tek üretim ve ticaret kaynağı İstanbul’du.

Sirkeci, Eminönü, Aşirefendi, Yeşildirek, Kapalıçarşı,  Mahmutpaşa, Tahtakale, Mercan  tekstil ve giyimin, ıvır, zıvırın,  Cağaloğlu,  Nuruosmaniye, Babıali  basının ve matbuatın merkezi.. Bütün gazeteler de  burada..  Unkapanı’nda sebze, meyve hanı, Zeyrek’te tül ve perde..

Buralardaki  sayısız hanlara  giren-çıkan  bütün mallar bu hamallar vasıtasıyla olurdu.. Yani  tekstil balyalarını ya da   kurşun  sayfalarını,  basılan kitapları  yerin altına veya üst katlara ancak hamallar taşır, ancak hamallar indirebilirdi.

O yüzden  her hanın, her matbaanın,  kısaca ticaret yapan her dükkanın hamalları ayrıydı.. Kesinlikle aralarında  ‘’sen taşımayacaksın, ben taşıyacağım’’ diye bir olay görülmemişti; çünkü onları  konumlandıran, idare eden  bölge hamalbaşıları vardı. Bir nevi ağa onlardı.

Bütün gün  ya dükkanın sokağında, ya dükkanın içinde  beklerlerdi.. O yüzden  hangi sektöre hizmet ediyorsa o  piyasayı  mallarının özellikleri ile, kişileri ile, her şeyi ile  öğrenmiş, uzmanlaşmış kişilerdi..  Para o kadar önemli değildi.. İşin sürekliliğine önem verirlerdi. Hiç biri hayatının sonuna kadar bu işi yapacağını düşünmediğinden, bir anca önce  o piyasaya başka türlü girmeye bakarlar ve bunda de genelde başarılı olurlardı..

Benim  60 lı 70 li senelerde matbaa ve kitabevi işçisi ve işletmecisi olarak bulunduğum Cağaloğlu, Nuruosmaniye ve Babıali’de  durum böyleydi.. Pek çok iş adamının bu sokaklara  ilk önce hamal olarak girdiği söylenirdi.. O devirde  baskı kağıdı da  kotalı olduğundan  el altından  kağıt ticaretini yapanların da eski hamallar olduğu  söylenirdi ki biz onları tanırdık..

Ayrıca  bir müddet sonra aile yakınları veya kardeş olan hamallar  nakliye için de eski bir kamyonet bulur,  taşımacılığından sonra,  nakliyesini de kendileri yaparak çifte gelir kazanırlardı..

Bu Bahçekapı veya Eminönü’nde çekilen  fotoğrafı görünce aklıma bunlar geldi..

Fotoğraftaki hamalın taşıdığı yükün ağırlığını ve çektiği eziyeti yüzündeki ifadeden ve gözlerinden anlamak pek de zor değil.

Bugün Türkiye’de  işsizlik sayısı %13 lerde.. Yani her dört gençten biri işsiz.. Resmi işsizlik rakamı 4 milyon kişi.. Buna rağmen  eminim ki, bugün bu işi, bu hamallığı aç kalma pahasına kimse yapmaz…

Fotoğrafta ilgimi çeken diğer bir şey de tramvayın üstündeki Ülker reklamı..

70 sene önce reklamın tüketici üzerindeki etkisini  o daha o devirde anlayan Sabri Ülker’in ticari dehasını takdir etmemek mümkün değil…

 

NADİR KALBİNUR

18 Ekim 2017

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba benim dedem de hamaldı. Geçenlerde Eminönü'nde hala hamalların çalıştığını gördüğümde içim sızladı. Dedem çok yoruluyordu. Ben küçüktüm pek anlamazdım. Meğer dünyayı taşıyormuş sırtında. Dedem, " alnından ter damlamadığı sürece o para helal para değildir". Derdi. Hatırlamama sebep olan yazınız için teşekkürler saygı ve selamlar...

Meryem Kadıoğlu 
 19.10.2017 0:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 146
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 15.01.09
 
 

İstanbul doğumluyum.. İstanbul'un  tramvaylı döneminden bu şehirde yaşıyorum. Gençlik yıllarında ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster