Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '15

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
299
 

Hamarat Ramiz

Hamarat Ramiz
 

-Bana birkaç dosya kâğıdı verebilir misiniz ?

DANIŞMA'da, deniz mavisi hırkalı ve buna uyumlu türbanı olan KAYIT görevlisi, bilgisayarından başını kaldırıp tebessümle :

-Ne yazıyorsunuz ?

Refakatçı adam gülümsedi,tahlil sonuçlarını , hasta muayene sıralarını açıklayan görüntülük altındaki sabırlı kalabalığı işaret parmağıyla gösterdi:

-Şiir ,deneme ,öğretmenlik anılarım...İşte şimdi de bunları yazacağım !..

Yirmi beş yaşlarındaki genç kız şaşkınlıkla ancak büyük bir içtenlikle :

-Yazdıklarınızı okumak isterim,

-Olur , adınız nedir ?..diye sorunca, "Fatma Zehra..." dedi.

***

Duygularınızı yazıyla sunmak istiyorsanız okul önlerine, hastane kantinlerine, kışlalara, çayhanelere, pazarlara,çarşılara , düğün salonlarına, hapishane civarına , ibadethanelere, konser salonlarına, stadyumlara...gidiniz. Oraların her biri aklınıza gelemeyecek öykülerin deposudur.

***

Adam , ocak ayının ayazında bu geç vakitte kâğıt arıyor..."Kayıt memuru," duraksamadan bir tomar verince de doğruca kantine yönelip sundurmadaki tek boş masaya kurularak yazmaya başlıyor ...

Bir telefon :

-Oğlum ablan çok hasta ,nefes alamıyor hastanedeyiz , Senin için :'hakkını helâl etsin,' dedi !

-Ne hakkım var ki baba !

Yanına gittim .Gözlem odasındaki " 12 numaralı monitörlü sedyede..." kalp ritmi,tansiyon, sıcaklık göstergeleri rengârenk, hareketli.Serum nazikçe damarına akıyor ...

Bana :

-Neden geldin , neden yoruldun yavrum , dedi.

Nefes nefese , ateşini denetledim : "normal,", oda çok sıcak ama o üşüyor.Kollarında, vücudunda kablolar, sonradan hatırlayamayacağı konuşmalar yapıyor...


Yaşamak en büyük gereksinim, ötesi var mı ? Yetmiş beş yaşında... babamın eşi, o sessiz melek şu anda çok acı çekiyor.

Uzunca masada üç bilgisayar, yazıcılar, kağıtlar, beş koltuk....duvara yaslanmış camekânlarda tıbbi malzemeler, doktor ve hemşireler gibi yirmi dört saat kesintisiz oradalar...

Hemşireler suskun,yalnız programlanmış görevlerindeler...doktorlar ise daha yakınlar hasta yakınlarına ...

***

Kantinin açık bölümünde elli dolayında plastik koltuk var.Kapalı alan da ise birkaç masa , meyve suyu, çikolata,şişe suyu , bisküvi, kek... barındıran uzun dolaplar.

Duvarda harika bir İstanbul tablosu , Galata Kulesi'nden Galata Köprüsü'ne bakış...Anılarım canlanıyor ...

***

İnsan kaynıyor burası,gürültülü ... sohbetlerin bir bölümü hastalar veya yakınlarıyla ilgili.Gelenler önce yorgunca oturuyorlar. Biri ayaklanıp soruyor hemen :

-Çay mı içiyorsunuz... baba sana çorba getireyim mi ?

Sonra yavaştan "mevzuya " giriliyor.

-İnşallah tahlil sonuçları güzel çıkar, Allah onu evlatlarına bağışlasın ...falan...

Bir kısmı orada tanışmıştır .İllaki çay faslı , hastalarının durumu...derken hayat felsefeleri dökülmeye başlar ortaya. Herkes ve her aile kusursuzmuş gibi sunar kendini.

-Dört çocuğum var, ikisi erkek...Bugüne kadar bizim evde hiç küfürlü konuşulmadı. Büyük oğlum Kocaeli Üniversitesi'ni bitirdi .

Öteki lafa dalar :

-Çocuklarımı hep denetlerim ,arkadaşlarının telefonları yazılıdır bende ...Hatta geçende oğlum telefon etti :'Anne merak etme sinemaya giriyoruz telefonu açamayabilirim .' Vallahi yeri göğü inletirim , yerini bilemezsem ...

Sohbetleri uzun... korkuyorlar, çocuklarının geleceğinin kararmasından endişe ediyorlar...Toplumda güven sorunu yaşandığını düşündürüyorlar.

Hastane çalışanlarının sohbetleri daha farklıdır. Onlar bıkmıştır 'hastalık muhabbetlerinden ! ' Soluklanmak isterler, farklı bir dünyayı anlık da olsa hissetmek isterler kısacık molalarında hayatı tiye alırlar.

Biri :
-Dinleyin hele şunu ! Görüntülü telefonunu ortaya koyar : 'Müslüm Baba'dan ' gülüşmeler...ve müziğe alçak sesle eşlik ederler

"Benim için önce tanrı sonra sensin
Bir tek dileğim var mutlu yeter."

Başka bir grupta Çankırı'lı ya da Çorum şiveli olanı:

-Hep , pazar nöbetini bana yazıyorlar !

Öteki:

-En iyi nöbet cuma günkü olandır , kimse karışmıyor ...

***

Saat 02.17 . Hastamı ziyaret ediyorum . Durumunda düzelme görülüyor . Terlik getirmemiş, botu sıkıyor... İki poşet bağlıyorum iki ayağına ,' n'olur n'olmaz ' dolaşması gerekebilir...

Doktoruna uğruyorum , gözlüklü yorgun bir genç .Sesimi elden geldikçe yumuşak kullanıyorum .

-Hocam bana söyleyeceğiniz bir şey var mı ? 
-Kesin bir sonuca varamadık daha ,iki saatte bir kan alıp, böbrek ve kalp enzimlerini kontrol ediyoruz. 
-Teşekkür ederim Hocam !

Yıllardır resmi dairelerdeki görevlilerle konuşurken nedense, çekingen davrandığımı burada da hissettim.Ses tonumun değiştiğini ,bakışlarımın ciddileştiğini gözledim . Bunun nedeninin çok düşündüm . Yanıtını da buldum galiba !

-İlgili makamlardan istemediğimiz bir karşılık almamak...Çünkü onların tavır ve ses tonları kendinizi değersiz hissettirmeye yöneliktir.

***

Saat 03 14 : çayım, sigaramı da idareli kullanmalıyım , kağıdım ve ben baş başayım ...Döşeniyorum beyaz zemine " Yazmak bir tutku...onlarca insan ve ben ! " derken :

-Size de çay getirecektim ama almışsınız !

İrkiliyorum , Fatma Zehra bu , kayıt bölümünden... İçtenlikle "Buyur," ediyorum.

Söze başlıyor :

-Ben de Din Kültürü öğretmeniyim ,ancak burada çalışıyor ve "Din Sosyolojisi" üzerine yüksek lisans yapıyorum .

Sohbetimizde anlıyorum ki Fatma Zehra, çok içten, araştırma ve öğrenmeye yatkın , hayata dair görüşlerini yakın bulduğum bir gençmiş.Toplumun mutlu olmasını arzuluyor .

-Her insan bir zenginliktir, diyor.Tıbbi Sekreterlik okumuş , Ergani'de görev alıp her gün seve seve Diyarbakır'dan oraya gitmiş.

-Çok güzel bir ortamımız vardı Ergani'de, diyor...insanlar paylaşımcıydı. Sonra İlahiyat Fakültesi'ni bitirip yüksek lisans için bu kente gelmiş.Büyük kent insanının bencilliğinden yakınıyor.

"Ben Adıyamanlı'yım "diyor, "Kahta'dan," o zaman ben soruyorum :" Sizin oralarda trahom hastası çoktur değil mi ?" "Trahom nedir ? diyor... duraksıyorum ve anlıyorum ki :

" Bir zamanlar tozlu yollardan bulaşan bu göz rahatsızlığı asfalt yolların yapılmasıyla yok olduğu gibi ismini de unutturmuş. Ve içimden : " Keşke ! " hoşgörünün egemen olduğu bir dünya yaratabilsek de insanın gelişimini önleyen sözcükleri de unutabilsek !diyorum "

***

Saat 05.19 kantinde bir ben varım bir de gece boyu hiç usanmadan masaları parlatan , çöpleri toplayan , su şişelerini asker disipliniyle dolaplara yerleştiren kısa saçlı , kısa boylu, kırmızı yelekli, ekmeğini alnının teriyle karşılayan dürüst Ramiz , benim deyişimle "Hamarat Ramiz"

***

Artık kentin son horlamaları duyuluyor...Fırıncılar uyanmış bile .Hamur böreğe , simite poğaçaya dönüşüp kokusunu bizlere iletmiş işte !

Birazdan gece, güneşe yine teslim olacak.

Dün bitti artık bu hastanede, bugün ise her bir ünitesinde kim bilir ne öyküler sona ererken, 112 Hızır Acil'in çığlık çığlığa güneşi karşılayan nameleri arasında nice öyküleri yazılmaya hazırlanıyor...

Sağlıklı yıllar dilerim dostlarım .

20 Ocak 2015

M.SELÇUK GAZİOĞLU

.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu anı tarzı yaşanmışlık kesitinizi beş ay sonra okuyabilmek kısmet oldu. Sizi Sn.Dr. Akın beyin önerdiği yazarlar arasında görerek sayfanıza geldim. Bu blogunuz içten, akıcı bayatın ta içinden. Rahmetli anne ve babam için hastahane refakatlerim geldi aklıma. Hüzünlendim ama onurluca... Ben de oralarda birkaç blog kaleme almışımdır. Elinize, yüreğinize dağlık. Saygı ve selamlarimla...

Ersin Kabaoglu 
 23.06.2015 21:25
Cevap :
Sayın Ersin Kabaoğlu, yazıma ve bloğuma gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim .Sn Dr.Akın beye de çok saygılarımı iletin lütfen .Saygılarımla .   07.07.2015 0:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 57
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 885
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Yüreğinize ulaşabilmek ,duygularımı ,deneme , anı , şiir  ve fotoğraflarımı paylaşmak istiyorum ...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster