Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
45
 

Hamdullah Efendi

Sokağın başında yaşlı Hamdullah Efendi’nin gözükmesiyle kapı eşiğine yakın oturan çocuklarda bir dalgalanma oldu; hepsi ayağa kalktı, yol açtı. Saygıyla başları önde onun geçişini beklediler. Hamdullah Efendi içeri girince konuşmalar bıçakla kesilir gibi kesildi, içeridekiler de ayağa kalktı, başköşeden yer açtılar. Hocanın rahat etmesi için altına minder kabartıp sırtına yastık koydular.

 Selam verdi, oturdu. Oturanlar sağ ellerini kalbinin üstüne koydu, öne doğru hafifçe eğildi, selamını aldı.

Selamlaşmanın ardından, “Hikmetinden sual olmaz ya Rab! Önce din, iman...” dedi Hamdullah Efendi. “Kapıdan girerken bazılarının boşboğazlığını duydum. Günaha girmeyin, bilmediğiniz  konuda fikir beyan etmeyin. İnsanın dini, imanı, maneviyatı güçlüyse ona Allah’ın izniyle bir şey olmaz. Ne kötülük gelirse maneviyat eksikliğinden gelir... Bu dünyada ameli iyi olan o dünyada da iyi olur. Buradan o dünyaya ne götürüyoruz? Hiçbir şey götürmüyoruz. Her şeyimizi burada bırakıyoruz. Oraya götürdüğümüz sadece maneviyatımız, dinimiz, imanımız. Burada elimizle ne verirsek, ne alırsak o gider bizimle... Biz, tanrının aciz kulları; diğer tarafa zuhur ederken huzur içinde göçmemiz için maneviyatımız güçlü olmalı. Maneviyatı güçlü olan, rahat, huzurlu bir ölüm tadar. Eğer böyle değilsek, Rabbimiz bize bu dünyada da azapların en ağırını tattırıp kabir azabı çektirir, cehenneminin en derin yerinden bize yer ayırır, cehennem zebanilerini de başımıza bekçi diker ki bir daha oradan çıkmayalım diye. Rabbim cemi cümlemizi bu kabir azabından saklasın, cehennem ateşinden korusun. Cehennem ateşi ki, oraya bir giren bir daha çıkamaz. Nar ateşte yanmak istemiyorsanız  da öncelikle o taraf için çalışıp çabalayanlara, fakire fukaraya, yetimlere, din âlimlerine, yardım edin ki, iki dünyada da yeriniz cenneti mekân olsun.”

 Hamdullah Efendi sohbetinin satır aralarına da  “dünyalık” eklemeyi unutmadı, konuştukça konuştu. Vaizi uzattıkça uzattı, dua ettikçe gözünden yaşları seller gibi akıttı, kendinden geçti. Kirden, siyahı beyazlaşmış sakalını arada bir sıvazladı. Ne dediği, hangi duayı okuduğu mittir mittir oynayan sakalından pek anlaşılmasa da, Türkçe, Arapça karışık  salâvat getirdiğini herkes anladı. Hoca efendinin sakalı oynadığı için herkes onun yanında saygıyla oynayan sakalının durmasını bekledi. Sonra birkaç kişi terbiye sınırlarını zorlamadan dileklerini sıralayıp icazet aldı.

Hamdullah Efendi, her fetvasında olduğu gibi lafını eveledi geveledi, hacca getirdi. Kâbe'nin güzelliğini, günahlardan nasıl arındıklarını saymakla bitiremedi. Kimsenin Mekke hakkında bilgisi yok ki ağzını açıp bir tek laf etsin. Bir Allah’ın kulu çıkıp da güzellik olarak binalardan, geniş cadde ve bulvarlardan başka ne var demedi, diyemedi. O yerler de Hamdullah Efendi’nin bilgisi dâhilindeydi. Koskocaman Hacı Hamdullah Efendi, tövbe hâşâ, yalan söyleyecek değil ya!

Dereköyü’ ndeki evlerin tozlu raflarındaki misvaklar da Hamdullah Efendi’nin Hac zamanından kalma ve onun  haç armağanıydı.

Bir hafta sonra Hamdullah Efendi bir sabah abdestini aldı, sabah namazını camide eda ediyordu ki  secdeden kalkamadı. Olduğu yerde yığılıp kaldı. Hiçbir tarafını oynatamadı, konuşamadı, hareket edemedi. Komşuları, Hoca efendiye “inme indi” dedi, karga tulumba kucaklayıp evine getirip yatağına yatırdılar.

O günden sonra onun evine gelip giden eksik olmadı. Konuşamıyordu, ama gelenler onun adına da kendi adına konuştu. O da gelenlere boş gözlerle baktı, bazen onlara kızdı bazen de söylenenlerden mutlu oldu ama bunu kimse bilmedi.

İnme illetine bulabilse cinci hocalar derman bulabilirdi.  Derman için   yöredeki nefesi güçlü,ilmi derin hocaları bulup getirdi oğlu. Cincilerin biri geldi, diğeri gitti ama kimse çare bulamadı. Bir yıla yakın yatalak olarak yattı, sağa sola dönemedi. Hastalığının ilk günlerindeki kalabalık azaldı, son zamanlarda ise ne gelen oldu ne de giden.

Hareket edemediği için her gün onun altından aldı oğlu, temizlemediği zaman akşama kadar, sabaha kadar bokun içinde kaldı. Kokudan yattığı odaya kimse giremedi. Her tarafından yaralar çıktı, irinler aktı. Komşuları, ilmi dillere destan Hamdullah Efendi’nin evinin önünden geçmemek için yolunu değiştirir oldu. Kapı komşusu bir iki kişi de burunlarını, ağızlarını kapatıp ara sıra bir tas çorba götürmese, belki de bokunun üstünde açlıktan kıvranarak gözleri tavana mel mel bakarak ölecek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 44
Kayıt tarihi
: 30.05.11
 
 

1958 Sivas ili Gemerek ilçesi  Kocaoğlu köyünde doğdu. Gemerek’te ortaokul ve lise, Adana  Düziçi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster