Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Uzman Psikolog Kadir Burak Salimoğlu

http://blog.milliyet.com.tr/psykoterapist

15 Nisan '13

 
Kategori
Hamilelik Öncesi
 

Hamilelik korkuları

Hamilelik korkuları
 

Doğuma hazırlık kursundaki anne adayları, bütün her şeyden önce, doğumla ilgili korkularından ve yaşam risklerinden bahsetmektedirler.

-           Kendimi tanıyamıyorum, her gün yaptığım şeyleri yapmaya korkuyorum. Arabamı kullanamıyorum.

-          Resmen ağlak oldum, küçük büyük her şeye ağlamaya başladım. Sanırım bundan dolayı, endişeli bir bebeğim olacak.

-          Ağrılara dayanamıyorum.

-          Eşim ona ihtiyacım olduğunda yanımda olmuyor.

-          Aniden bir şey olacak ve ben bebeğimi kaybedeceğim.

-          İşte doğum yaklaştı ama ben de hiçbir hazırlık yok. Nasıl yetiştireceğim? Bebek arabası yok, bez alınmadı, yatağı hazırlanmadı…

Bütün bu yakınmalar, televizyondaki her şeyi planlı, sakin bir şekilde dünyalar güzeli bebeğini bekleyen anne adayı örneklerine uymuyor. Bu kendine güvensizlik nerden geliyor? Neden bebek bekleyen bir çok kadın bu derece evhamlı ve hassas oluyor?

Gerçek ve Fantezi

‘Eğer hamilelik bir kadına huzursuzluk getiriyorsa bu, huzursuzluğu kadın istediği içindir’, Monique Budlowski (psikoanalist) bu paradoksun, hamilelerin hassasiyet ve kırılganlıklarını açıkladığını ileri sürmektedir. Bu yorum da nerden çıktı, bu saçma bir şey değil mi diye sorabilirsiniz? Ne yani ben şimdi hamileliğe hazır değil miyim? Bebek sahibi olmaya karar verirken şu ikilik her zaman olmaktadır: ‘Bebek istiyorum; bebek isteyip istemediğimden emin değilim.  Annelik sorumluluk gerektirir. Bebek sahibi olacağım için sevinemiyorum. Aniden yapmamam gereken bir şey yapacağım ve bebeğim benim yüzümden zarar görecek’.

Aslında anne adaylarının bu korkuları bilinçaltlarında yatan, ‘gerçekten ben iyi bir anne olabilecek miyim’ düşüncesiyle ilgilidir. Özellikle ilk hamilelik, ergenlik çağını andıran bir kriz ve olgunlaşma dönemidir.

Hiç şüphesiz bu dönemde kadınların, organizmaları, bedenleri ve hatta sosyal statüleri, özel yaşamları değişmektedir. Her şeye bambaşka bir gözle bakıp, bir yandan da geleceklerini ve ilişkilerini yeniden inşa etmektedirler. Fakat aynı zamanda çözülmemiş çatışmaları da yeniden ortaya çıkmaktadır. Anna Kazakova ( Jungyen analist ), bebeğin kadının vücudunda büyümeye başlaması gibi, psikolojik boşlukta, onun çocukluk anıları ile ilişkili olarak, içindeki çocuk da ortaya çıkmaktadır şeklinde durumu açıklamaktadır. Çoğu zaman kişinin korkuları ile kişisel tarihi ( çocukluğu ) arasındaki ilişkiyi fark etmek oldukça zordur.  Örneğin anne adayları enteresan bir şekilde, bebeklerinin onları sevmeyeceklerinden korkarlar. Aslında bunu kendisine söyleyen, bazı nedenlerle kendi annesini sevememiş ve bunu şimdiye kadar kendisine itiraf edememiş kendi genç kızlığıdır. Yani annesine karşı içinde beslediği olumsuz duygular, kendi hamileliğinde bu tür düşüncelere sebep olmaktadır. Birçok hamile kadın, ergenlik hislerini, genç kızlık zamanındaki üzüntülerini, depresif duygularını yeniden yaşamaya başlamaktadır. Bundan dolayı kendilerine özellikle şefkatle destekte bulunulmasına ihtiyaç duymaktadırlar.

İlk Buluşma

 12. hafta genelde hamilelerin bebeklerini ultrason monitöründe gördükleri haftadır.

-          Onun gerçekten benim içimde olduğuna inanmak çok güç.

-          Ne kadar güçlü!

-          Çok farklı!

Bu ifadeler henüz bebek hakkında, cinsiyeti dahil hiç bir şey bilmemelerine rağmen anne adaylarının bebeklerinin gelecekleri, gelecekteki tutumları ve sözleri üzerine kurdukları hayallerin bir parçasıdır. Ve çoğunlukla anneler mümkün olan bütün nitelikleri ona yönlendirirler sanki bebek her şeyin üstesinden geliyor, her şeyi hallediyor gibi. Böylece diyor Anna Kazakova, bebek annesinin ona karşı hissettiği güvenin somutlaşmış şeklini temsil ediyor. 7-8 cm’lik embriyoyu zar zor gördükten sonra anne zaman saymaya başlıyor, ne zaman büyüyüp ’annenin her şeyi olacak’ diye sabırsızlıkla bekleyerek. Ancak bebek doğduktan sonra, bebeğin onun bir parçası olmaktan çıktığını anlamak ve ebeveynin ona tasarladığı hayat yerine kendi yaşamını deneyimlemek zorunda olan ayrı bir insan olduğunu anlamak annelere zor gelmektedir. Bu noktada aileye düşen sadece onu desteklemek ve yardım etmektir. Kadınların duyguları, kendi bebeklik yıllarındaki anılarından beslenmektedir. Eğer anne adayının çocukluk yıllarından annesi ile sıcak bir ilişkisi yoksa, hamilelik günleri boyunca bilinçdışı değişik korkuları ve tatminkarsızlık hislerini gün yüzüne çıkarmaya başlayacaktır. Şöyle ya da böyle geleceğin annesi (veya babası), ultrason ekranın görünür hale gelen kendi fantezileri ile yüzleşmektedirler.

Psikoanalist Sylvain Missonier 25 yıldır aileleri tarafından tasarlanan ve ailenin ileri yıllardaki ilişkisinin bir göstergesi olacak olan bu sanal bebekler üzerine çalışmaktadır. Onun yorumlarını dinlediğiniz zaman gelecekte ailedeki rol dağılımının nasıl olacağını tahmin etmek mümkün olmaktadır. Örneğin anne:

-          Ne kadar itaatsiz! diye uyarıyor. Baba ise:

-          Onu rahat bırak, istediği gibi yaşasın, diye cevap veriyor.

Monitörün önünde birkaç saniye içinde oynanan bu oyun çok yakın zamanda gerçek olacak ve bebekleri ile birlikte bu rol dağılımına göre gerçekten oynamaya başlayacaklar.

Yeni Bir Kendilik Hissi

Hamilelik kadının vücudunu değiştirmekte ve bu değişiklik eşinin ve ailesinin gözleri önünde gerçekleşmektedir. Kimisi bu değişikliklerden hoşlanmakta kimisini ise utandırmaktadır. Örneğin bazılarının kendilerini entelektüel hissettikleri kadar, bedensel yaratıcı olarak hissetmeyenler. Ancak her halükarda yeni bedensel his rahatsızlığa sebep olmaktadır. Doktorun ultrason esnasındaki normalde zararsız denebilecek bir ifadesi örneğin, “ ne kadarda kocaman’, anne adayının zihninde haksız bir reaksiyon oluşmasına neden olabilir, ‘normalden daha büyük, doğumda asla çıkmayacak’ gibi. Böylece doğum öncesinde doğum korkusu tetiklenmiş olmaktadır. Buna ek olarak doktorun sözleri nevrotik atmosferin oluşmasını teşvik etmiş olmaktadır. Çevreden duyulan olumsuz ifadeler tek kelimeyle anne adayını suçluluk hissine sürüklemekte ve korkmalarına neden olmaktadır. Özellikle hamilelik süresince bedensel bütünlük düşüncesi sembolik bir önem kazanmaktadır. Hatta damardan kan alınması bile bazen çok temel korkulara sebep olabilir, bedene bir saldırı olarak algılanabilir. Doğuma yaklaştıkça bebeğin vücuttan çıkabilmesi için bedenin açılması yada vajinanın genişlemesi fikri vücudun parçalandığı ile ilgili görsel korkuları depreştirebilmektedir.

Bunun yanında doğum esnasında ölüm olayları günümüzde oldukça az olmasına rağmen, hala eskisi kadar korkutucu olabilmektedir. Özellikle de ilk doğumunu gerçekleştirecek olan anneleri. Anna Kazakova ilk doğumun ( aynen bekaretini yitirdiği zamandaki gibi ), anne adayının yeni bir statüye geçmesini sağlayan kadınlığa ( anneliğe ) kabul ritüeli sayılabileceğini söylemektedir. Yani kadının alter egosu ‘anneliğin’ doğabilmesi için kadının bir parçasının ölmesi gerekmektedir.

Korkularda İnternetin Rolü   

Bugün yüzlerce internet sitesi ve bloglarda hamileler ve anneler, doğumla ilgili tecrübelerini ve düşüncelerini paylaşmaktadırlar. Bu bir yandan faydalı bir durumdur. Değişik tecrübelerin paylaşılması, anne adaylarının bilmedikleri konularda bilgilenmelerini kolaylaştırmaktadır. Ancak diğer yandan bu sitelerin kontrolsüz ve uzman denetiminden uzak olmaları, olumsuz veya bireysel yaşantıların veya doğru olmayan şehir efsanelerinin de anne adayları arasında yaygınlaşmasına neden olmakta ve yukarda bahsedilen korkuların depreşmesine neden olmaktadır. Bu nedenle hamilelik sürecinde ve sonrasında uzman hekimler ve ailedeki bilgi ve tecrübesine güvenilen kişilerin haricinde bilgi toplanmaması veya yardım istenmemesi, anne adayının istenmeyen etkilerden korunmasında büyük önem arz etmektedir.

Uzman hekimin de tavsiyesi ile bu süreçte psikolojik yardım alınması, hamilelik korkularının aydınlatılması ve yönetilmesinde oldukça faydalıdır. Bu nedenle öncelikle korkularınızdan kaçmak yerine, onların üzerine gitmeniz ve ne anlama geldiklerini açığa çıkarmanız tavsiye edilmektedir. Bu korkular neden şimdi bende ortaya çıktı, bunlar ne anlama geliyor, kötü anne ne demek, ya iyi anne ne demek, benim annemle ilişkim nasıldı, gibi soruların cevapları korkularınızın hafiflemesinde size yardımcı olacaktır. Başarılı, rahat bir doğum ve hayırlı bir bebek sahibi olmanız dileğiyle.

(Bu yazı Rusça yayın yapan ‘Psikoloji’ dergisinden tercüme edilmiştir.)

 
Toplam blog
: 13
: 777
Kayıt tarihi
: 13.03.10
 
 

1981 tarihinde: Trabzon’da doğdum.  Evliyim ve iki çocuğum var. 2003  yılında İstanbul Üniversite..