Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
4656
 

Hanefi Avcı'nın kitabı...

Hanefi Avcı'nın kitabı...
 

'Her şeyin başı Fetullah Hoca.'


Hanefi Avcı’yı tanıyorsunuz. Eskişehir Emniyet Müdürü.

Bu müdür’ün Cuma günü bir kitabı yayınlandı. “Haliçte Yaşayan Simonlar, Dün Devlet, bu gün Cemaat.”

Anında İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma başlatıldığı haberi geldi.

Yanlış anlamayın. Bu soruşturma kitaptaki vahim iddialarla ilgili değil. Soruşturma Hanefi Avcı hakkında.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu soruşturma kararından sonra kitap toplatılır endişesi ile bir an önce almak için cumartesi sabahtan Karanfil’deki Dost kitap evine koştum ve bu kitabı aldım. Bu yazıyı yazmaya başlayıncaya kadar da yüz elli sayfasını okudum.

Avcı kitabında, meslek hayatına başlamasından bu güne kadar olan gelişmeleri değerlendiriyor. O zamanki Polis teşkilatının yetersizliklerini, polislerin birer devlet adamı gibi nasıl cansiperane çalıştıklarını ve PKK ile mücadelede asıl önemli olanın özgürlüklere sınır koymamak olduğunu Almanya’dan örnek vererek gözler önüne seriyor. Yine Emniyetin o zamanki sıkıyönetim komutanları ile nasıl koordineli çalıştıklarını ve günümüzdeki bazı polis şeflerinin de (Emin Aslan mesela) o zamanki durumları hakkında bilgi veriyor. Özellikle 1970’li yıllarda güneydoğudaki görev yıllarını anlatıyor ve PKK’nın sinsi sinsi gelişmesini gözler önüne seriyor. İtirafçılık müessesesinin nasıl yeşerdiğini örneklendiriyor. Bırakın sıradan bir polis memurunu, polis şeflerinin bile o zamanki illegal sağ ve sol örgütler hakkında hiç bir bilgilerinin olmadığından ve teknolojik destek kıtlığından yakınıyor. “Gençlik Parkındaki garsonlar bile ideolojik konularda benden ileriydi” diyerek sızlanıyor.

Daha o kadarını okumadım ama içindekiler bölümüne göz attığımda Avcı’nın kitabın ikinci bölümünde yazmasındaki asıl amacı açıkça ortaya koyduğu belli.

Bu bölümde Cemaatin kurumları nasıl ele geçirdiğini, yargı, ordu ve polise nasıl sızdığını özellikle polis teşkilatında Cemaatçi bir kadronun en profesyonel işleri bile becerebilmek için yetiştirildiklerini anlatıyor. Bu profesyonelce becerdikleri işler öyle sanıldığı gibi, can ve mal güvenliğinin sağlanması ya da iç ve dış tehditlerin tespiti gibi polisin asıl görevi olması gereken konular değil.

Avcı’nın anlattığı, bu cemaatçi grubun her türlü şantaj kaseti, dinleme olayı, yandaş basına bilgi sızdırma, iftira atma ve Cemaat’in ülkenin diğer kurumlarını nasıl ele geçireceği ile ilgili “profesyonel” konular. Kısaca Cemaatin Türkiye örgütlenmesini cesaretle gün ışığına çıkarıyor.

Hanefi Avcı

“Canım bana ne” diyebilir ve biraz AKP’ye biraz da Cemaate çark ederek hayatının bundan sonrasını “mutlu, huzurlu, lüks limuzin korumalı ve zengin bir şekilde” sürdürebilirdi. Aynen Büyükanıt gibi. Hatta RTE ile sırdaş ta olabilirdi.

Bu yola tenezzül etmemiştir Avcı.

Zor, meşakkatli, savaşım gerektiren, ve hayatını zindana çevirebilecek bir yola girmiştir.

Kitabı cemaat muridi, AKP yardakçısı ve Soros'tan nemalanan "demokrat dostlarımızın" büyük bir kinle okuyacaklarını (okuyabilirlerse),

Ülkesini sevenlerin, devrimcilerin, bağımsızlığı savunanların, cumhuriyetçilerin ise büyük bir öfke ve hırs, vatan elden gidiyor kaygısı ile okuyacaklarını söylemem gerekiyor.

Kitabı okudukça cemaatin bulaşmadığı, tüm polislerin devletin polisi olduklarının bilincinde olduğu bir Polis Teşkilatının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyor insan.

Burada bir parantez açayım. Geçtiğimiz günlerde otuz beş tane CIA ajanının Türkiye’ye girdiği ve Başbakanlığa çok yakın bir yerde büro kurarak çeşitli gizli çalışmalar yaptıkları ve hiçbir kayıtta da bunların Türkiye’den çıktıklarının görünmediği basına yansımıştı. Hatta CHP bir soru önergesi ile bu durumu TBMM’ye de yansıtmıştı. Bu kaset ve dinleme olaylarının çok profesyonelce gerçekleştirildiğini ve bu işlerin emniyet içindeki cemaatçi bir kadro tarafından yapıldığını savunan Avcı, bu cemaatçi polislere bu işleri bu CIA ajanlarının öğrettiğinden bahsetmemiş. (Herhalde konumu gereği.)

Yine de Hanefi Avcı’yı bu cesaretinden dolayı kutluyorum. Ülkenin böyle cesur ve gözünü budaktan sakınmayan yurtsever polislere çok ihtiyacı var.

Şimdi bu kadar yazdıktan sonra şu “demokrasi havarisi, 12 Eylülcüler le hesaplaşacak!!!” “demokrat” dostlarımıza birkaç laf etmeden bitirmeyelim.

12Eylül’ün en kudretli komutanları kimlerdi?. Kenan Evren ve Nurettin Ersin değil mi?.

Peki bu Kenan Evren’i kimler köşkte ağırlayıp onore etti?. Kim onunla ortak nikah şahitliği yaptı?. Abdullah Gül..

Bu Nurettin Ersin’in cenazesine kimler katılıp en ön safta yer tuttu?. Abdullah Gül, RTE, Ali Babacan ve diğer AKP’li bakanlar..

Bu Nurettin Ersin’in oğlunun ABD’de çok ballı iş bulmasına kim yardımcı oldu?. RTE..

O kadar uzağa gitmeye gerek yok. Daha dün 28 Şubatta “Demokrasiye balans ayarı yaptık” diyen Çevik Bir Paşa hangi bakanın danışmanı idi?. Dışişleri bakanı Abdullah Gül’ün.

ABD’de bulunan ve kısa adı JISCA olan bir Yahudi derneği Türkiye’den hangi iki ünlüye ödül vermiştir?. Çevik Bir ve RTE..

28 Şubat’ta Sincan’da tankların yürüme emrini veren komutanı son YAŞ kararlarında kim terfi ettirmiştir?. RTE..

Daha yakına gelelim. 27 Nisan E muhtırasını “ben yazdım” diyen Büyükanıt’ı kim zırhlı limuzin ile ödüllendirmiş ve bir de “Üstün Hizmet Madalyası” vermiştir?. RTE..

“27 Nisan E Muhtırası yüzünden 2007’deki seçimlerde % 15 daha fazla oy aldık diyen kimdir?. Bülent Arınç..

27 Nisan E muhtırası kimleri sırdaş yapmıştır?.. RTE ve Yaşar Büyükanıt’ı.

27 Nisan E muhtırasında ve 28 şubat’ta kimler “mağdur” olmuştur?. RTE ve AKP..

O zaman 28 Şubat ve 27 Nisan E muhtırası kimlerin işine yaramıştır?.. Buna da bu "demokrat dostlarımız" cevap verir herhalde.

Şimdi bunlar mı bu ortakları ile yani “12 Eylülcülerle” hesaplaşacak. Bakın Sadullah Ergin bile diyor “12 Eylülcülerden hesap sorulamaz, zaman aşımına uğradı bu dava” diye. Sadullah Ergin diyor da eksik diyor. O cümlesinin sonuna “Bu yalanları benim külahıma anlatın” cümlesini de eklemeliydi. Zararı yok benim külahıma da anlatabilirsiniz.

Bu günlük bu kadar yeter. Hazırlanan taslağın diğer aldatmacaları ve bu taslağın kimlerin işine yaradığı ise bir daha ki yazıya..

Saygılar..

22.08.2010

Harun Özüdoğru bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

madem Hasan Cemal'i çok seviyorsunuz, o zaman bugunku yazisini okumanizi tavsiye ederim, basligi : HANEFİ AVCI VE KİTABI ÜZERİNE... 28 Şubat’ı, Susurluk’u, çeteleri görüp de Sarıkız, Ergenekon ve Balyoz’u ıskalarsan!

Demokrasi Penceresinden 
 31.08.2010 12:11
 

CHP'ye yanlış başkan seçtiler... Şu son yazdıklarını okudum da GANDİ, "genel af" şu bu diyeceğine senin yazdıklarını dese, ortalığı karıştıracak.... Eline aklına sağlık... Saygımla....

UFUK KESİCİ 
 30.08.2010 7:27
 

Dilin kemiği yokya,herşey yazılabilinir ama her söze inanılmaz. Bende okudum ama bu yazıya güvenmedim ve inanmadım. Çürük bir anayasa var,keyfi biryönetim var. Halk umurlarında değildir.Halkın istediği yasa hiç gelmedive gelecağada benzemiyor. Referandumlar.tatmin edici değil. Yasalar madde madde halka sunulmadı. Bir yemek yaptılar,yesende budur,yemesende dediler.adına referandum dediler. En iyisimi,çürükOY kullanmaktır.

mehmet selim polat 
 27.08.2010 1:04
Cevap :
En iyisi "Hayır" oyu kullanmaktır dostum. Zaten RTE'de demedimi?. "Biz bunu hap haline getirdik halkımızda zahmetsizce yutacak" Bu hapı yutmamanın yolu, "Hayır" oyu vermektir. Hayır diyelimki hayırlı olsun. Selamlar. Saygılar.  27.08.2010 21:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 243
Toplam yorum
: 688
Toplam mesaj
: 103
Ort. okunma sayısı
: 738
Kayıt tarihi
: 26.03.07
 
 

1957 Kars doğumluyum. Emekliyim. Gazi Üniversitesi İİBF İşletme bölümü ön lisans mezunuyum. Yazı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster