Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Kasım '11

 
Kategori
Çalışma Yaşamı
Okunma Sayısı
497
 

Hangi iş yerinde emeğe saygı var ki?

Hangi iş yerinde emeğe saygı var ki?
 

Mutlu bir öğretmen olmak...


Zaman, enerji ve emek harcayarak yaptığınız bir iş aşikâr bir şekilde eleştirilirse ne hissedersiniz? 

Üstelik severek yaptıysanız ve sonucundan da memnunsanız... 

Ancak biri çıkıp da bu işi beğenmediğinde; bir sonraki işi severek mi yaparsınız, yoksa sadece yapmak zorunda olduğunuz için mi?

Peki sırf yapmak zorunda olduğunuz için yaptığınız bir iş ne kadar verimli olmuştur sizce?

İş yaşamımızda hepimizin zaman zaman yaşadığı acı bir durumdur bu. Çalışanın motivasyonunu düşüren, ve şevkini kıran en önemli unsulardan biridir. Sonra da üsteriniz, sizlerden maksimum verim bekler. Daha çook bekler!

Öğretmenlik yaptığım kolejde bu senenin başında bölüm başkanlığı gündeme geldi. Bu konudaki seçimlerinin ben olduğumu öğrendiğimde, açık ama mümkün olduğunca kibar bir şekilde, bu pozisyon için uygun biri olmadığımı dile getirmiştim. Çünkü ben öğretmenliğim sırasında işimden zevk alan, hatta başka hiçbir mesleği kotaramayacağımı düşünen sıradan bir öğretmenim. Ancak sonuç olarak bölümbaşkanı oldum. Ve başıma gelecekleri biliyordum!

Her şeyden önce, bir kolejdeki en büyük sorumluluk İngilizce öğretmenlerindedir kaçınılmaz olarak. Ve her zaman sizden, kapasitenizden ve performansınızdan fazlası beklenir ve istenir. İmkânlar doğrultusunda elinizden gelenin en iyisini yaptığınıza inandığınız anda da biri çıkar, işinizi eleştiriverir. İngilizce bölümündeki öğretmenlerden bir tanesi bir işi eksik yaptığında kabak her zaman bölüm başkanına patlar!

İşte sırf bu yüzden, okuldaki mağduriyetim sonucunda kendimi tutarak, eve geldiğimde defalarca ağladığımı hatırlıyorum. Gerçi hamileliğimin getirdiği bir yan etki de olabilir bu ağlamalar; ama bir insan haksızlığa uğradığına eminse ve saygısızlık yapmamak için çenesini tutuyorsa, ve hırsını alacak bir şeyler bulamıyorsa gözyaşlarını koyverebiliyor.  

Bölüm arkadaşlarım ve ben gerçekten çok çalışıyoruz, hatta boş derslerimizde daha çok yoruluyoruz. Tenefüslerde bile "Şu panonun başlığını biraz süsleyelim" ya da "sınıf panolarındaki "Today's Words" kısmını güncelleyelim" şeklinde koşturmaktan bir an bile oturamadığımız oluyor. Ama nedense bu panoların çok daha gösterişli olması bekleniyor (ki 10 Kasım temalı panoların sade olmasından başka seçenek olabilir mi, o ayrı mesele). Panoları yetersiz bulan kişilerin hayalindeki panoyu çok merak ediyorum açıkçası.

Bir gün dayanamayıp idarecilerden birine ters bir şey söyleyeceğim diye çok korkuyorum; ancak o söylemediğim şeyler de, sırf söylemediğim için beni çok yıpratıyor. Mesela dün dilimin ucuna kadar geldi de yuttum: "Hocam, yaş ve konum itirabiyle size tavsiyede bulunmak haddim değil, ama bir gün siz de baba adayı olacaksınız inşallah. O zaman hamile eşinizin bu kadar üstüne gitmeyeceğinizi umuyorum, beni o zaman anlayacaksınız" demek istedim. 

Hatta "Yabancı Dil bölümünden beklentileriniz çok yüksek biliyoruz. Şu sıralar maksimumun da ötesinde performans harcıyoruz ve bizim kapasitemiz bu kadar ne yazık ki. Umarım önümüzdeki yıl çok daha deneyimli öğretmenlerle anlaşırsınız" dememek için kendimi zor tuttum. 

Gerçekten de, bazen umutsuzluğa kapılıyorum. Bölüm olarak yaptığımız bir işi gerçekten beğendiğimde, bir başkasının eleştirilerine katlanamıyorum. Daha ötesini yapamıyoruz demek ki, hayal gücümüz ve yaratıcılığımız diğerlerine göre körelmiş olmalı. Tıkanıp kalıyorum, olmak istemediğim o bölüm başkanlığından dolayı da eleştirilere bire bir ben maruz kalıyorum (halbuki en baştan, bu görev için uygun biri olmadığımı dile getirmiştim!)

Geçen yıl çok mutlu bir öğretmendim. Tam istediğim gibi; Atatürkçü ve cumhuriyete saygıyla sahip çıkan bir okul, çok sevdiğim öğrenciler, çok iyi anlaştığım veliler, gruplaşma ve dedikodudan uzak bir öğretmen kadrosu... Daha ne isteyebilirim ki? Bu sene de aynı şekilde her şey, ama bölüm başkanı olunca artık zevk alamamaya başladım. Zevk alamadan yapılan işler de ne derece verimli olur siz düşünün...

Bıraksaydınız, işinden zevk alan sıradan bir öğretmen olarak kalsaydım... Beni motive eden şey öğrencilerimdi. Yine öğrencilerim motive ediyor elbette ama diğer unsurların sebep olduğu moral bozukluğu, bu motivasyonun önüne geçmeye başladı...

Kısaca, geçen sene mutlu ve başarılı bir Özlem öğretmen vardı, bu sene doğum iznine ayrılmayı dört gözle bekleyen bir bölüm başkanı var! Bu utanç verici cümleleri sarfetmek ne acı!...

 

 

<özlem boral="" ulugöl="">

 

Not: Yaklaşık on beş yıldır, derdimi birine anlatmak istemediğimde yazarak deşarj oluyorum. Gerçekten işe yarıyormuş!!

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Özlem Öğretmenim, Bu ders alınması gereken bir öyküdür...Yer,mekan,isim zikredilmemiştir...Biz ,dersimizi aldık...:)) Okuyanlar da alırlar...Öyküler masumdur...Öykülerin,kişilerin arkalarından konuşma şansları da yoktur...:) Sizi tekrar kutluyorum...İyi geceler...Selamlar...

Mesut Selek 
 12.11.2011 23:33
 

Öğretmenim,Öncelikle açık yürekliliğinizden dolayı sizi kutluyorum.Sizi üzen kişilerin karakterini anlamakta zorlanmadım...B.Franklinin bir sözü geldi aklıma :''Acırım yüksekte olanlara;çünkü onların düşüşü çok acı olacaktır.''...Makamlarda oturanlar,kendilerini yüceltecek olan kadrolarına karşı empatik duygularla yaklaşmalıdır.Eleştiri :''yargılamak ya da yermek ''demek değildir.Eleştirecek olan kişinin, eleştiri hakkında derinlemesine bilgili ve örnekleyici olması gerekir.Marifet,iltifata tabidir.Önce başarılar övülmeli;sonra kısaca noksanlar lisan-ı münasiple ,incitmeden söylenmeli..Anlaşılan müdür ,iyi bir eğitimci değil...Motivasyon yetisi ve empati duygusu gelişmemiş.Milliyet Blog'da yazı yazan ve böyle başarıyla eğitimde üretken olan kaç öğretmen var ?..Sizi okuması ve utanması gerekecek...Yılmadan çalışmaya devam...Selamlar...saygılar...

Mesut Selek 
 12.11.2011 22:38
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim. Ben aslında yanlış anlaşılmış olabilirim; yani övgü, alkış, beğeni ya da iltifat değil benim beklentim. İşimi layıkıyla yaptığıma inanmam benim tatminim için yeterlidir. Ancak iyi olduğuna emin olduğum bir işin yerilmesi özgüvenimi düşürüyor ne yazık ki. Bahsi geçen idarecilerime gelince; işini iyi yapmak için elinden geleni yapıyor, ve iyi de yapıyor aslında; tek eksik empatidir belki de. Benim yaptığım ise aslında arkasından konuşmak oldu bu blogla. Halbuki sadece içimi dökmek istedim, bunları yüzüne söyleyemem ya... Ukalalık ya da saygısızlık olur. İsim vermediğim için dedikodu sayılmamalı ama, değil mi?  12.11.2011 22:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1895
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster