Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '18

 
Kategori
Çocuklar ve ilkler
Okunma Sayısı
31
 

Hanımeli Gazinosu

Hanımeli Gazinosu
 

    Bizim çocukluğumuzda fazla oyuncak yoktu, var olanlar da pahalıydı. O sebeple kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık.

   Kibrit kutusundan gelin arabası mesela hem de en fiyakalısından. Portakal kabuğundan tekerleklerini düğün davetiyeleriyle de etrafını süslerdik..

   İki bebeğimiz vardı topu topu, ablamın ki kızdı ismi Naziş, benimki erkek Memo. Mantomuzun eskiyen ponponlarını koparır, içindeki pamuğu söküp tüylü kısmını bebeğimize saç yapardık.

   Annemin entarisinden artan basmalarla bebeklerimize balo kıyafetleri dikerdik. Orta halli ailenin çocuklarıydık ama hayallerimiz zengindi.

          O dönemde çocuk olmanın en güzel tarafı özgürlük duygusuydu, çünkü bütün boş arsalar, bahçeler, sokaklar, parklar bizimdi. İstediğimiz kadar oynardık, acıkınca eve koşar, üzerine sana yağı sürülüp şeker ekilmiş ekmeklerimizi yer, tekrar koşardık oyuna.

          Arsalar binalarla, bahçeler apartmanlarla dolunca ve biz büyüyünce anladık ne kadar özgür olduğumuzu.

          Erkek çocukları gazoz kapağı ve futbolcu resimleri biriktirirlerdi, biz kızlar o yıllarda yeni yeni çıkmaya başlamış renkli kağıt peçeteleri ve artist resimlerini…

          Hele bir de gazino maceramız vardı ki dillere destan. Akşam olup hava kararınca arka bahçedeki üzeri hanımeli dallarıyla kaplı kamelyanın altındaki ismini Hanımeli Gazinosu koyduğumuz sahnemizde Ablam Zeliş (Ev sahibinin kızı) ve ben gazinoculuk oynardık.

          Zeliş Seyyal Taner olurdu, onun enerjik ve yerinde duramayan hallerine en uygun sanatçı oydu çünkü. Ablam Neşe Karaböcek ben de Türkan Şoray…

          Zavallı annemin varı yoğu bir tane olan kırmızı rujunu bir örnek sürer, sonra sandıktan süslü geceliklerini çıkarırdık (O gecelikleri neden sandıkta sakladığını hala anlamış değilim ) biri mavi diğeri sarı… Sarı olan ablamındı mavisi ise benim. Fakat şimdikiler gibi satenden bir karış gösterişsiz şeyler değillerdi kesinlikle. İki kat tülden, yakası kolları dantelalı otrişli sanırsınız gece elbisesi…

          Bir de küçücük ayaklarımıza giydiğimiz 38 numara topuklu ayakkabılar, sahne kostümlerimiz tamamdı.

          İlk Seyyal Taner sonra Neşe Karaböcek en son ben Türkan Şoray... Boğazımız yırtılana kadar şarkılarımızı söylerdik.

          Sevemedim Karagözlüm seni doyunca,/ Hep kıskandım seni elden yıllar boyunca/ Kuşlar gibi ikimiz bir yuva kuralım,/ Ayırmasın mevlam bizi ömür boyunca…

         O yaştaki bir kız çocuğu için ne büyük sözler…

         O dönemin komşuluk ilişkileri de çok güzeldi, olanca bağırış çağırışımıza rağmen biride çıkıp “Yeter artık kafamızı şişirdiniz!” demezdi.

          Kıymet teyze vardı yan bahçe komşumuz. Kocası yıllar önce çekip gitmiş Almanya ya, orada bir yabancı kadınla evlenip bir daha da dönmemiş. Ne vakit bu şarkıyı söylesem “Kurarsınız yavrum kurarsınız, Sizde çıkarsınız o tahta sallanırsınız birkaç hafta…” diye içini çekerek mırıldanırdı. Çocuk aklımızla bu cümlenin anlamını şöyle çözmüştük, bir prensle evlenip prenses olacağız sallanan bir tahta çıkacağız birlikte sallanacağız. Vakti gelince gördük ki ne prenses gibi hissettiren prensler nede sallanan tahtlar varmış gerçek hayatta…

          Bazen para verir bakkala gönderirdi ekmek almam için, artanıyla da sakız al kendine derdi, Tipitip sakızı alırdım içinden karikatür çıkardı defterimin arasında biriktirirdim onları…

          “Gazinonuz açılmadı mı daha Türkan Şoray? “ diye sorardı. Saçımı onun gibi savurup gözlerimi süzerek ” Hava kararınca Kıymet teyzem” derdim.

          Yıllar sonra Türkan Şoray’ın ses sanatçısı olmadığını öğrenmiş olsam da o benim için hep assolistti tabi bende öyle…

          Büyüdük… Hayat bizi çok farklı hikâyelerin kahramanları yaptı, olmayı hayal ettiğimiz değil olmaya zorlandığımız yerlerde olduk. Fakat içimdeki müzik aşkı hiç bitmedi…

          Şimdilerde üç farklı müzik topluluğunda şarkılar söylüyorum hatırı sayılır kalabalıklara… Ve ne zaman mikrofonun karşısına geçsem; o Hanımeli Gazinosunda annesinin mavi geceliğini giymiş şarkılarını söyleyen küçük kızı hatırlarım. Dilimde ise o yaşlarda anlamını pek çözemediğim bugün İse kalbime dokunan şarkının sözleri…

          Bana cefa ediyorlar bilmem nedendir/Benim korkum senden değil kaderimdendir./Herkes bana deli diye gülüp geçiyor,/Senin aşkın beni kara gözlüm deli ediyor…  Sevgilerimle

        

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 62
Kayıt tarihi
: 01.07.18
 
 

Sosyoloji eğitimi aldı.. Uğur Mumcu Vakfında Yaratıcı Yazarlık Eğitimi aldı.Sanatım Dergisi ve Çö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster