Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1276
 

Hapishane Hastane Askerlik Arkadaşları Unutulmazmış

Hapishane Hastane Askerlik Arkadaşları Unutulmazmış
 

Fındık Kurdu



Askere gitmedim, hapishaneye düşmedim ama hastaneye sık sık giderim. İlk zamanlar tek kişilik odada kaldığım ve mecbur olmadıkça odadan dışarı çıkmadığım için kimseyle iletişimim olmadı. Zaman içinde, hastane ortamına alıştım, hastanedeki hizmetliler, hemşireler, doktor ve asistanlar da bana alıştılar. Yabanlığım kırıldı. Artık hastaneye ikinci evime gider gibi gidiyorum. Güler yüzle karşılanıyorum. Tek kişilik oda diye tutturmuyorum. Tek kişilik oda yoksa iki kişilik odalarda kalıyorum. Doktorlar, devamlı gelen hastaları iyi tanıdıklarından kişileri karakterlerine göre bir odaya vermeye çalışıyorlar.

Oda arkadaşı ile refakatçisi kafa dengi ise hastane süreci çok keyifli geçebiliyor.


İlk kez Esma Sultanla yaşadım bu keyfi. Hastanın adı Esma ama ben sultanını ekledim. 60 yaşlarındaki Esma hanım, sultan ekinden çok hoşlandı.

Ben ‘’Esma Kız’’ oldum, ‘’Esma Gelin’’ oldum, ‘’Esma Hatun oldum, ‘’Esma Kadın’’ oldum, ‘’Esma Anne’ oldum. Ama hiç kimse bana sultan dememişti bu en güzel adım oldu dedi. Esma Sultan ve yanında dönüşümlü olarak kalan kızlarıyla, çok güzel vakit geçirdik. Birlikte kahvaltı ettik, yemeklerimizi paylaştık. Kah güldük kah söyledik. Yatılı okul yatakhanesindeki kızlar gibiydik. Sonra taburcu olduk. Esma Sultan’ın kızlarıyla, bazen telefonla, bazen messenger ile haberleşmeye devam ettik. Ne yazık ki Esma Sultan’ı çok çabuk kaybettik. 70 yaşındaki eşinin, Esma Sultan’ın kaybının hemen ardından evlenmeye kalkışması üzüntümüzü ikiye katladı. Sonunda 50 yaşlarında bir kadınla evlenip muradına erdi. Hastaneye son yatışımda, kızlar İzmir’e beş saat uzaklıktaki Denizli’den beni az bir süre de olsa görüp dönmek üzere ziyaretime geldiler. Hem şaşırdım hem çok memnun oldum. Onların bu ziyareti benim için çok anlamlıydı…Yaşadığımız yoğun duyguları söylememe gerek yok sanırım.


Bir yatışımda yer olmadığı için akciğer hastalığının yanı sıra bir de ‘’delirium’’ tanısı konmuş, geceleri, sürekli hayali kişilerle konuşan, onlara kah kızan, kah gülen yetmiş yaşlarında bir akciğer hastasıyla aynı odada kalmak zorunda kaldım. Son derece düzgün, temiz bir Türkçeyle konuşan bu kadının, sayıklarken dahi kelimeleri düzgün vurgularla söylemesi, kelimeleri yerli yerinde kullanması dikkat çekiciydi. Refakatçisi yoktu. Gündüzleri genelde uslu uslu uyuyor, uyanık olduğu zamanlarda ayna isteyip hemşireye saçını taratıyor, süslü tokalarını taktırıyor. Konuşmak isterse, son derece mesafeli ve ölçülü kısa söyleşiler yapıyoruz. 1987 yılında olduğumuzu sanıyor. Hiç çocuk doğurmadığını, emekli olunca eşiyle birlikte Akçay’a yerleşen, Büyükada’lı bir öğretmen olduğunu anlatıyor. Ona bakacak kimsesi yok. Kızım Bilge bu kimsesizliğe çok üzülerek, on tane çocuk doğurmaya karar verdi.

Bayram nedeniyle hastaneden izinli çıktım. On günlük tatilin ardından döndüğümde yatağı boştu. Melekler gibi öldü dedi hemşire. Ben çıktıktan bir kaç saat sonra.


En son hastane ziyaretimdeki oda arkadaşım on yedi yaşında, ufacık tefecik, bıcır bıcır bir genç kız. Bodrum’dan gelmişler. Annesi refakatçi olarak bizimle birlikte kalıyor. Anne kız muhabbet kuşları gibiler, cıvıl cıvıl, fıkır fıkır. Görenler abla kardeş zannediyor. Ona ‘’Fındık Kurdu’’ adını koydum. O da bana ‘’Suziş’’ demeyi uygun gördü. Ağzından gelen kanın sebebini araştırıyorlar. Hastalık yakışır mı on yedi yaşa?

Geceleri televizyonumuz sürekli açık, hastane odası değil de evin yatak odasında gibiyiz. Fıkralar, komik olaylar anlatıp, birbirimizi güldürüyor, hastalık lafını anmıyoruz.

Doktorumuz sanki daha bir titizleniyor fındık kurduna. Hiçbir olasılık atlanmadan servis servis dolaştırılıyor minik kız. Mide endoskopisi, akciğer bronkoskopisi, yüreğimiz ağzımızda. Her temiz raporu, derin bir oh çektiriyor bize. En çok akciğerlerin temiz raporu sevindiriyor bizi ve doktorumuzu. Doktorumuz da bir anne. Sevinci gözlerine yansıyor. Fındık Kurdu bütün bu işlemlere sızlanmadan metanetle katlandı da ‘’Kulak Burun Boğaz’’ servisinden hıçkırıklarla döndü. Çok canı yanmış miniğin çok. Türlü şaklabanlıkla avuttuk. Hatta yüzünün gülmesi için ördüğüm şapkayı ona armağan ettim. Hassas kız, ben bunu kullanamam, kullanırsam kirlenir, kirlenirse yıkamam gerekir, yıkarsam suzişmin ellerinin kokusu gider, diyerek beni duygulandırdı.

Sonuçta ‘’kılcal damar çatlaması’’ teşhisi kondu da fındık kurdu bizi sevindirdi. Mutlu sonla Bodrum’a döndüler.

Benim de dost defterime ve messenger adresime yeni isimler eklenmiş oldu.

Ezgi Umut bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bilge prensesim gibi ben de bakabilecek durumum olsa çok isterdim, bir sürü çocuğum olmasını. Güzeller güzeli minik fındık kurduna geçmiş olsun , tüm şifa bekleyenlere de şifa dileklerimi ve dualarımı iletiyorum sizin nezdinizde ve hassas yüreğinizde...Sevgiyle

Neşe İleri 
 05.02.2009 11:59
Cevap :
Çocuklar dünyanın en güzel varlıkları. Ben de 3-4 tane isterdim. Her biri ayrı bir güzellik, ayrı bir dünya. Teşekkürler katkınız için, sevgilerimle...  06.02.2009 13:09
 

İlk kez yorum yazamıyorum doğru dürüst elim kolum bağlandı sanki yüreğimdeki iplikler senin ellerinde. Sevgilerim dualarım hastalıklarla mücadele edenlerle, her türlüsü ile...

Ezgi Umut 
 27.01.2009 0:48
Cevap :
Emelciğim, hepsi geçiyor inan. Geride anılar kalıyor sadece. Yaşanırken acı olsa da inan çabuk unutuluyor. Teşekkürler, sevgilerimle...  28.01.2009 12:17
 

Değişik aralıklarla rahmetli annem ve büyük ablam için refakatçi kaldım değişik hastanelerde. Allah düşürmesin derler ya insanız işte düşüyoruz maalesef... Fındık kurdu için pek sevindim, diğerleri için üzüldüm ama öncelikle arkadaşım için acil şifalar diliyorum büyük Allahımdan... Kocaman sevgimle canım...

Sema Sener 
 25.01.2009 19:25
Cevap :
Sevgili Sema, ne gereksinimiz olsun ne de yokluğunu görelim. Ama sosyal devlet olma yolunda hızla ilerleyip, hastayı hasta yakınlarına baktırmak yerine, deneyimli hemşirelere baktırmalı. İşim, yolum düştükçe eksikleri daha iyi görüyorum. Teşekkürler, sevgilerimle...  26.01.2009 11:52
 

Degisik nedenlele bir cogumuzun yolu dusuyor . Benimde yillar once gecirdigim bir ufak ameliyatta yamindaki yatakta 90 yasinda uc koca eskitmis bir ninecik vardi ..evi yolumun ustundeydi .Havanin sicak oldugu gunlerde evini onune koydugu sandalyeye oturur, guneslenirdi . hep selamlasir konusurduk. kizina benim onunla ilgilenmemden hisnut oldugunu soylemisti. 100 yasina yaklasirken dogal nedenlerden olmus . sonradan haberim oldu . hala unutamam o ninecigi ...

Nursen 
 25.01.2009 15:20
Cevap :
Öyle nineciklere bayılırım. Onlar konuşsun ben dinleyeyim. Teşekkürler, sevgilerimle...  26.01.2009 11:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 1164
Toplam mesaj
: 290
Ort. okunma sayısı
: 1604
Kayıt tarihi
: 17.06.07
 
 

Emekliyim ama, yaşamdan değil; işimden. Eşim ve iki kızımla birlikte İzmir’de yaşıyoruz. Yazmak, oku..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster