Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '10

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
399
 

Harç mı? Haraç mı?

Geçenlerde gazetede ekonomi haberlerine göz gezdirirken birden Ekonomiden Sorumlu Bakanımız Ali Babacan'nın bankaların, bu aralar çok kazandıklarından herhalde, her şubesinden 24 ile 48 bin lira arasında yıllık har(a)ç alınacağına dair açıklamasını okudum.

Açıklamanın detayında Sn. Babacan şöyle diyordu;"...bütçe dengelerini korumak için yeni bir uygulama olarak başlayacaklarını..." ile devam ediyor ve bundan "makul bir gelir" elde edeceklerini ve bütçe dengesini koruyacaklarını açıklıyordu. Belki bilinmez ama daha önceleri her banka şubesi açıldığında bir defaya mahsus olmak üzere 27 bin lira har(a)ç alınırdı. Şimdi her yıl her şubeden alınacaktı har(a)ç!!!

Bu uygulamayı okuduğumda aklıma yıllar önce ABD'de de beraber okuduğum, orada yetişip daha sonra Türkiye'ye geldiğinde çok ünlü bir ABD bankasında çalışmaya başlayan arkadaşımın başından geçen bir olay geldi. Kendisinin İngilizce'si Türkçe'sinden daha iyiydi. Bir gün bir kredi işinin evraklarını hazırlarken müşteriyi arayıp; Türkçe telafuzundaki eksiklikten dolayı "kredi için öncelikle şu kadar harç yerine haraç ödemeniz lazım" dediği için yaşadığı kurumsal ve özel kabusu anlatması geldi. Müşterisini ve üstlerini ikna etmesi oldukça zor olmuştu tabiatiyle!

Yalnız ve güzel ülkemin insanları ise devletin bu tip vergi salımlarına oldukça alışık aslında ama biraz da unutkan sanki...Hatırlayalım; 1999 depreminin ardından cep telefonuyla konuşan herkes, normal konuşma ücretinin üzerine yüzde 25 "geçici deprem vergisi ödemişti"... Hem de helali hoş olsun diyerek. Neydi amaç toplanan bu "geçici deprem vergisi ile"deprem yaraları sarılacak tüm şehirlerimiz başta İstanbul olmak üzere depreme dayanıklı hale gelecekti değil mi? Sonra ne mi oldu; bu verginin adı birden değişip "özel iletişim vergisi" adını alıp kalıcı oluverdi. "Deprem" sıfatı ise sessizce unutuluverdi. 10 yılda 13 milyar dolara yakın bir tutar toplandı "özel iletişim vergisi" olarak. Pekiyi ne kadarı "deprem" için harcandı? Var mı bilen?

Ha bir de işsizlik sigorta fonu diye bir şey vardı! İşsizlik sigorta fonunda hemi de bizim maaşlarımızdan bize sormadan aldıkları yüzdelerin yatırıldığı fonun gelirlerinin neredeyse tamamını bütçeye aktarıp "duble yol ve altyapı yatırımlarına" yönlendiriverdiler...

Akaryakıtdan alınan vergiler ise bir başka "buluş"tur hükümetlerimiz için. Mesela düşünün bir gün ama sadece bir gün için petrol şirketleri deseler ki "bugün size akaryakıt bedava"!!! Ne olur? Bizler yine de en az 2 TL ödemek zorundayızdır devletimize vergi olarak!

Dünyadaki tüm ekonomik mucizleri gerçekleştirdiklerini büyük kalabalıklar önünde anlatıp, Böyyük Türk Büyüklerinden de alkış alan siyasetçilerimiz ya da görev başındakiler acaba neden bu tip ali cengiz oyunlarına ihtiyaç duyarlar, acaba neden sürekli olarak "vatandaşını kandıran ya da kazıklayan" bir tutum izlerler? diye sorasım geldiğinde bir başka soru daha baskın gelir;

Neden yurdum insanı devletin bu tip ali cengiz oyunları ile devletin parasını çarçur etmesine, devletin bütçesini denkleştirmek için ikide bir vatandaşın cebine göz dikmesine ya da kayıt altındaki namı değer "kelaynak" şirketlerin kârlarına el koymalarına ses etmez?

Yoksa harç ile haraç arasındaki derin fark gözden mi kaçmaktadır? Ya da kimseye nereden buldun diye sormadığın sürece sorun yok mudur?

Velhasıl kelam hep aklıma takılır bu soru da bir türlü "akıllı bir cevap" bulamam... Belki de hepimiz sürekli olarak "yiyoz, içiyoz, uyuyoz" dur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 115
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 579
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Tarsus Amerikan Lisesi (1984) O.D.T.Ü - İnşaat Müh. (1989) SUNY at Buffalo - Yüksek Lisans (1992) 19..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster