Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
458
 

Haremlik selamlık..!

Haremlik selamlık..!
 

Şahsi kanaatim odur ki, her ne kadar ret etsek de, hali hazırda son derece yaygın uygulanan bu sosyal ( ? ) davranış şekli,


"Bize ait olmayan kültürden yansımış olan sosyal davranış şekli"


farklı sebeplerle benimsenmiş, benimsenen halinin uzantısı olan


" Türban ve Tesettür "


uygulamasını, genelleştirmek adına, hem yerelleşmiş hem de ulusallaşmış boyuta doğru bir seyir izlemektedir.


Her ne kadar saray uygulaması gibi gözükse de <şimdi de="" çankaya="" da="" ileriye="" dönük="" yapılan="">> , tarihsel sürecini incelediğinizde, diğer bir çok olayda olduğu gibi, göz önünde, bilinen, sürekli dikkatinizi yönelttiğiniz yerdeki yaşam, davranış, sosyo - kültürel hareketliliği taklit etmekten ibaret bir durum.


Bu bazen öyle bir hal alır ki;


"Ben, ....... paşazadenin torunuyum, ...........lerden geliyorum"


durumuna kadar varan, duvara asılan resimler, biblolar, eşyalar ve sair sahaflar ya da antikacılardan alınmış, bedeli ödenmiş, imrenilen ( ? ) hayatların, uyumsuz dışa vurumudur.


Adam, üç kuşaktır paşazade torunudur, bürokrasi, diplomasi, salon kültürü hak getire; boyalı ayakkabı, ütülü şık kıyafet, gözlük, saat, çakmak, pipo - cigar ve sair aksesuarla tamamladığı dış görüntüsünün içinde haftada bir banyo, ona bağlı iç çamaşırı değişikliğini de geçiniz; kütüphanedeki kitapları, gelene en şık Hereke halısını sergiler gibi gösterip, hiç birini okumadığı konuşmasında kullandığı kelime yetersizliğinden belli bir haldedir.


Bu bir suç mudur?

Riyakarlık tarih boyunca ne zaman suç oldu ki, böyle bir durumda olsun..!


........ Kız Okulu, ........... Erkek Okulu, nedir?

Eğitimde harem selamlık değil midir?


Bu anlayışı bize,


" Amerikan Kız Koleji " , " Fransız Erkek Koleji "


ve sair olarak, kültürümüze orta doğunun yerleştirdiği davranış / yaşam biçimini, batı da destekler şekilde yerleştirmedi mi?


Demek ki sakat yaklaşım sadece doğuya, Arap Kültürüne değil, aynı zamanda batıya da has bir durumdur.


Biz bu sakat yaklaşımı “ değilmiş ” gibi kabul edip uyguladığımız sürecin sonucunda, bu günlerde, hepten sakat bir durum oluşacak endişesi taşır haldeyiz.


Endişe yersiz mi?

Bu yazıyı, bu konuda çok rahat bir ruh hali içinde olduğumdan yazmadığım kesin...


Her şeyden önce kadına ait bir tasarrufun, kadından önce


" Erkek "


tarafından, hem de yangından mal kaçırır vaziyetinde bir telaşla konuşuluyor olması gariptir..?


Bakıyorum, medyada basında konuşanların % 80' i erkek..!


" Kadın "..?


Erkeklerden fırsat bulursa, ortamdaki seslendirmenin şiddetinden dolayı biraz da ürkek /çekingen olmamalı derken; olmalı diyen zatı muhteremlerin, söylemlerinin nerelere varabileceği endişesinden muzdarip olan; kendimiz karar veriyoruz baskı yok gibi bir açıklama zorunluluğu içerisinde konuşmaya katılan bir diğer kadın.


Bu kadının, kadınların kendi arasında konuşması gereken bir durum iken < giyip="" -="" giymemeleri="" gereken="" iç="" çamaşırına="" kadar="" seviyesizleşen="" bir="" hal="" aldığından="">> erkekler ne istedikleri ve neyi kabul ettiklerini söyleyerek, konuyu inisiyatifi kadına bırakmadan, sonuçta olacak budur şekli ile ağızlarında geveleyip duruyorlar.


Yani, riyakarlık...


En bilinen meclis nerede oluşur?

Evde!

Peki, evde oluşan meclis de, kadınlı erkekli oturulan ( ? ) , siyaset -ekonomi - sosyal hayat - eğitim ve sair kora kor sohbet edilen hane sayısı kaçtır..?

.........?


Erkek konuşur, kadın onaylar!

Peki, kadın hem cinsi ile yanyana geldiğinde, onayladığı hali ile mi konuşur?

..........?


Erkek, hem cinsi ile yanyana geldiğinde, söylediklerinin % 100 arkasında mıdır?

..........?


Yapılmak istenen nedir?

Höpürseniz de köpürseniz de olacak olan bu..!


En vahim tarafı ne?

İslamiyet böyle emrediyor, aksi kafirlik, küfre sapmaktır!


Yani,


" İslam fobi "


istenmekte, yapılanlarla da başarılmaktadır...

Batıda bir Sih türbanı yüzünden işten çıkarılmazken, bir Müslüman işten çıkarılabilmektedir (Roy, 2003: 65).


Tarık Ali’ye ( 2002 ) göre; “ Allah’ ın öcü, Allah bizden yana ve Tanrı ABD’ yi korusun gibi sloganlarla, dinsel sembollere dayalı bir savaş çılgınlığı tarihe geri getiriliyor.


Bilmek gerekir ki, fundamentalizm İslam’ a özgü değildir, dinsel fundamentalizmin yanında din dışı fundamentalizmler vardır ve tarihe baktığımızda Yahudi ve Hristiyan fundamentalizmi çok daha kan dökücü ve zalimdir”.


Körfez savaşının ABD’ nin önderliğinde birkaç gün içinde bitirilmesine karşın Bosna Hersek Savaşı' nın 5 yıldan fazla sürmesi gizli bir Hıristiyanlık kökten dinciliği ( fundamentalizm ) olarak görülmektedir.


Batı dünyasında son zamanlarda İslam düşmanlığı ve islamophobia’ nın arttığı bilinen bir gerçektir. Filistin - İsrail arasında bitmek bilmeyen düşmanlık ve savaşta zaman zaman Musevi kökten dinciliğinin açık belirtileridir. Hindistan’ daki Budistlerin İslam camilerini yakmış olmaları ve daha bunun gibi

davranışlar göze batan batıcı fundamentalist hareketlerdir.


Batı medyası var gücüyle, islamophobia’ya hizmet etmekte ve bu kini yaymaktadır.


Nitekim aralarında Salman Rüşdi, Teslime Nesrin, Ayan Hırsi Ali, Bernard Henri Levy’ ninde olduğu bir kısım yazarlar Fransa’ nın ünlü dergisi Charli Hebdo’ da “ Faşizm, Nazizm ve Stalinizmin üstesinden geldikten sonra dünya şimdi de yeni bir küresel tehditle yüzleşiyor: İslamizm…” diye ortak bildiri yayınlamışladır.

(Milliyet Gazetesi, 3 Mart 2006).


Esasen " müslüman " kimliği taşıyan birinin yaptığı eylem sadece kendisini bağlar, diğerlerini ve İslam’ ı bağlamaz. Tarık Ali’ ye ( 2002 ) göre,

“ Her din gibi İslam’ da yekpare değildir ve çeşitli iç mücadelelerden geçtikten sonra günümüze gelmiştir " .


Şimdilerde Üsame Bin Ladin ile ön plana çıkan İslam ise, Suudi Krallığı' nın parasal katkılarıyla, Pakistan’ ın lojistik desteği ve ABD’ nin bilgi ve silah akışının sağlanmasıyla gelişen Vehhabi İslam’ ıdır ” . Hangi İslam ve kimin islamı bu çerçevede sorulması gereken önemli sorulardır

( Esposito, 2003: 194 )


Elmalılı M. Hamdi Yazır’ a göre din kelimesi Arapça’ da ceza, hesap, kaza ( hüküm verme ), siyaset, itaat etme, adet, durum, kahır ve bütün bunlarla ilgili ve hepsinin üzerinde kurulduğu ve hepsinin ölçüsü olan millet ve şeriat manalarına gelir (Yazır, 1992: 91-92).


İslam kelamında din, Allah tarafından vahiy yoluyla ve peygamberleri aracılığıyla va’z edilen ve saliklerini ( mensuplarını ) dünya ve ahirette saadet ve necata ( kurtuluşa ) götüren, itikat ( inanç ) ve amellerden ( davranış ) mürekkep bir müessese olarak tarif edilmektedir ( Günay, 1998: 194; Taplamacıoğlu, 1983: 51; Sezen, 2004: 160-164 ).


Hamdi Yazır’ a göre hak din, akıl sahiplerine kendi güzel arzuları ile bizzat iyilikleri yapmaya sevk eden bir ilahi nizamdır. Dinin şartı akıl ve ihtiyardır ( Yazır, 1992: 92-93 ).


Kısaca İslam’ a göre din, Allah tarafından kurulup mensuplarını dünya ve ahirette saadet ve kurtuluşa götüren iman, ibadet ve ahlaktan oluşan bir müessesedir. İslam dini, akıl sahiplerine yönelik hitap olup, onları kendi iradeleriyle hayırlara sevk eden bir vaz-ı ilahidir ( Tümer & Küçük, 1997: 8 ).


Bu sistemin insanların mutluluğu, huzurunu ve toplumsal ahengini tesis edici olduğu vurgulanmakta, her şeyden önce akıl sahiplerine hitaben yapılan teklif hem bireysel hem de sosyolojik anlamda tezahür ettiğini ortaya koymaktadır.


Bu çerçevede dinlerin özü sayılan kutsal fikrinin kaynağı hakkında belirgin olarak dört fikir ortaya çıkmaktadır.

Bunlar,

a) Ruhçuluk ( animizm ),

b) Tabiatçılık ( natürizm ),

c) Totemcilik ( totemizm ),

d) Vahiycilik ( revelationizm ) tir

(Taplamacıoğlu, 1983: 66-84).


J. Wach ise dinleri, geleneksel ve kurucusu olan dinler şeklinde ikiye ayırmıştır ( Wach, 1995: 364-365) .

İslam alimlerine göre ise dinler hak ve batıl olmak üzere ikiye ayrılmıştır ( Taplamacıoğlu, 1983: 91-92; bkz: Tümer & Küçük, 1997: 27-38; Sezen, 1998: 13-16 ).


11 Eylül 2001’ den sonra Ladin ve Bush’un açıklamaları " ya bizdensiniz ya da onlardan, biz iyi ( ilahi ) onlar kötü ( şeytani ), " söylemleri paralellik göstermesi tesadüf değildir.


Propaganda: Bir topluluğun düşüncelerini, duygularını, davranışlarını, tavır ve hareketlerini etki altında tutmak ve onları değiştirmek amacıyla yayınlanan bilgi, belge, doktrin ve görüşlerdir. ( Tarhan, 2003: 36; Baştürk, 2005: 110 ).


Psikolojik Savaşın Stratejik Amaçları:

1. Düşmanın siyasi, ekonomik, sosyal ve moral bakımdan zayıflığı istismar edilerek onun savaş gücünü zayıflatmak.

2. Kurtarılan veya karışıklık çıkan bölgeleri teşkilatlandırıp kontrolü kolaylaştırmak.

3. Düşmanın yenilgisini sağlamak için, düşünce, heyecan, eğilim ve davranışlar üzerinde ısrarlı etkiler yaparak; direniş ve savaş azmini kırmak, moralini bozarak manevi çöküntüye uğratmak ve korku duygusu uyandırarak cesaretlerini kırmak (Tarhan, 2003:23).


Psikolojik Savaşın Taktik Hedefleri:

1. Toplumda itaat duygusunu arttırmak.

2. Uluslar arası kamuoyunu yanıltmak.

3. Halkla yönetimin arasını açmak.

4. Komutanları ve idarecileri yanıltmak.

5. Kültür değişimini sağlamak ( Tarhan, 2003: 24 ) . ( Hüseyin Salur )


911 saldırısının arkasında gelişen olaylar, mağdurun da mağdur edenin de açıklamaları aynı, propaganda kesintisiz sürüyor, her zaman olduğu gibi, erkekler tepişiyor, kadınlar eziliyor, ne olduğunu anlamayan çocuklar, annelerini hüzünle seyrediyor...


Irak gösterilen kadar acıyı yansıtıyor, gösterilmeyeni " Yüce Rabbim " kimseye yaşatmasın.


İslam dini, “ AKIL ” dinidir.


Yazı için kullandığım resme dikkatlice baktığınızda, özellikle hemcinslerime, erkeklere sesleniyorum; resimdeki “ Ceylan ” yalnız değildir, biraz dikkatlice baktığınızda göreceksiniz; yoksa kadınlara mı seslenmeliydim, resimde ilk göze çarpan, doğal haliyle, tüm güzelliği ile bakan, şiirlere, şarkılara, masallara konu olmuş Ceylan...


Saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Heir biri ayrı bir blog olabilecek önemdeki birçok konuyu içiçe yazmışsınız ve yazı uzamış. Hem okumakta zorluk çekiliyor, hem anlamakta... İslam'ın akıl dini olduğunda şüphe yok. Ama yer altındaki zengin altın madenlerinin bilinmedikçe ve işletilmedikçe kimseye faydası olmadığı gibi, akıl dini olan müslümanlık insanlar tarafından bilinmedikçe ve uygulanmadıkça hiçbir işe yaramaz, nitekim yaramıyor da... Tam tersine din adına, İslam adına yapılan yanlışlar, toplumu dinden ve özellikle de İslam'dan soğutmuş durumda. Çünkü bugün din ve onunla ilgili uygulama dendiğinde akla sadece İslam gelmektedir. Bugün dünyaya hem nüfus, hem nüfuz olarak hakim olan Hıristiyan toplumların, din adına yaptıkları birşey de yoktur, yapmaları gereken bir şey de. Öyle olunca din karşıkı olanlar karşılarında sadece İslam'ı bulmaktadırlar. Burada da yukarıda sözünü ettiğimiz yanlışlıklarla karşılaşılınca, içinde bulunduğumuz sonuç kaçınılmaz olmaktadır. Bilinçli bir din eğitimi gerekiyor ki en zor şey de bu...

Ahmet YILMAZ 
 04.10.2007 11:33
Cevap :
Sayın Ahmet Yılmaz, Yazımda, konuların hepsi detay detay ircelendiğinde, her biri ayrı blog konusu olabilir doğrudur! Amacım dini değil, islamiyeti değil, din adına- islamiyet adına yapıldığı iddia edilenleri anımsatmaktan ibaret. Hakkın emri şeklinde,insanların bu konuda yeterli bilgi sahibi olmaması nedeniyle, insanlarımızın, samimi müslümanların istismarı söz konusu. Akıl dini olan islamın, batıl din haline gelmesi bize faydalı olabilir mi? Bu kargaşanın nerelerden kaynaklandığını aktararak <<şahşi kanaat>>. içerisindeki konu başlıklarını tartışılır hale getirebilirsem, bunu akla ve hak'a hizmet sayarım. Yorumunuzla yaptığınız katkı için teşekkürler... Saygılarımla  04.10.2007 13:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1668
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster