Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
311
 

Harikalar diyarı...

Harikalar diyarı...
 

Güneş, sabahın erken saatlerinde odamın içini karartan geceyi kovalamaya hazırlanırken, oturduğum koltuktan hafifçe başımı kaldırıyorum… Odamın aydınlığa bürünüşünü seyrediyorum… Yatağımın üzerindeki karartıya saplanıyor gözlerim... Odam aydınlandıkça karartı daha da karanlık oluyor; sanki gölgem paçalarımdan akmış, karşımda öylece oturup beni seyrediyor… Saplanıp kalmışken gözlerim bedensiz bedenindeki boşluğa, ağır hareketlerle ayağa kalkıyor… Gölge elleri, ellerime uzanıyor…

“ Bu benim bedenim değil… Başka birine ait olmalı bu gölge…” sessiz bir ses uzanıyor kulaklarımdan bilincime… Benimle gel der gibi… Gölgeyle şekillenmiş ince, uzun parmaklarına dokunuyorum… İçimden ona doğru çekildiğimi hissediyorum o an, tüm canımla… Ve derin bir uyku… Çok derin…

“ Nereye gidiyoruz?...”

“ Algılamaya göre değişir, bir yer ismi yok... Yani şimdilik bir yer ismi yok…”

“ Sadece uçacak mıyız?...”

“ Farklı bir uçuş olacak senin için... Bunu daha önce hiç yapmamıştın. Aslında bu uçuş iç ve dış kavramını biraz değiştirecek…”

“ Pekâla… Ne olduğunu sormak istemiyorum. Çünkü ne olacaksa olacak öyle değil mi?...”

“ Evet… Önden geç…” diyerek uçağa yöneldi gölge. Ben de her adımımı sabitlemek istercesine, toprağa sıkıca bastım ama olmadı. Her adımı bir sonraki adım izledi… Tıpkı yaşantımızdaki olaylar gibi belirsiz, aniden gerçekleşen, oluşması gereken zorunlu şeyler gibi… Nereye gittiğimi bilmiyordum başıma gelecekleri de… Nasıl bir yolculuktu bu belirsizliklerle dolup taşan, içime bir türlü sığmayan, hiçbir şeyin olmadığı fakat her şeyle dolu olan…

Önceleri çoğu zaman düşündüğüm bir cümle geldi aklıma ve bu cümle içimde kapanması mümkün olmayan bir uçurum açmıştı... Bedenimden ta içlere doğru uzanan koca bir uçurum ve ayaklarım uçurumun kenarına konmuş birer kelebek kanadı gibi titriyordu…

“ Sanki yaşantım karanlık bir yoldu ve attığım adım kadarı aydınlanıyordu…” işte bu düşünceler gerçek olmuştu… Sanırım düşüncelerim yaşantıma gerçekten yön veriyor…

Bir süre duraksadı adımları. Acaba daha neler düşündüğünü düşündü ama hiçbir ışık yanmadı bilincinde… Sadece düşünerek kendisine neleri yaşattığını fark etti… Önce düşünmüş ve bedenini bu düşünceleri yaşama yolunun kapısına kadar getirmişti peki ya diğer düşündükleri, olumsuz olarak isimlendirdiği düşünceleri acaba bunlar yaşantısına nasıl yön vereceklerdi…

Önce düşünüp sonra yaşıyorsa, ya hiç düşünmediği şeylerin yeri neydi yaşantısında? Asıl olan düşünceler nelerdi ve bunları düşünemediği sürece yaşama ihtimali de söz konusu olamazdı… Hiç düşünmediği şeyleri nasıl düşünecekti ki… Hiçbir şey düşündüğü gibi değildi ve küçücük bir hayal balonunda yaşıyor olduğunun kanıtları bilincini sürekli uyarıyordu… Yaşantısı gerçekten de bir hayal balonuydu ve eğer bu düşündükleri doğruysa gerçeklerle karşılaştığında bu balonun patlaması kaçınılmaz bir hal alıyordu… Yani bu güne kadar yaşadığı her şey aslında hiçbir şeydi… Bu düşünceler onu daha da ürkütmeye başlamıştı... Emin olduğu tek şey vardı; düşüncelerinin sonucunu kaçınılmaz bir şekilde yaşıyordu ve hayal balonu patladığında ne olacaktı…

Uçağın merdivenlerini tırmanarak başını kapısından içeriye doğru uzattı. İçi iki kabinden oluşuyordu. Gözleri uçağın içinde öylece oradan oraya kanat çırpıyordu ve içinden bir ses farklı bir şeylerin olacağını çoktan benimsemişti aslında. Sanıyorum ki gözleri bu hislerini doğrulamak için etrafta bir şeyler arıyordu…

“ Hazır mısın? ..”

“ Sanmıyorum… Sadece ikimiz mi olacağız… Sen mi kullanacaksın?...”

“ Daha önce hiç böyle dehşetle baktığını görmemiştim…”

“ Daha önce karanlıkta, karanlık bir bedenle hiç yolculuk yapmamıştım… Hiç karanlıkta uçmuş muydun?... En azından bunu cevapladığında daha rahat olabilirim…”

“ Merak etme, bu benim işim… Ben karanlık bir boşluğum. Zaten uçuşlarım her zaman karanlıkta olur… Sen daha önce hiç karanlıkta uçmuş muydun?...”

“ Ben daha önce hiç uçmadım…”

“ Rüyalarında da mı?.. Hiç düşündün mü, gözlerini kapatıp uykuya daldığında her yer kapkaranlıktır... Bir süre sonra farklı dünyalara seyahatler başlar, gözlerin kapalıyken ve kapkaranlıkken bu canlı seyahatler nasıl ve nerede oluşur? Biraz sonraki seyahatin hakkında ufak bir ipucu…”

Rüyayı farklı da olsa biraz düşünmüştü, ama bu sadece düşünme sadedindeydi ve bundan zevk bile almıştı... Ama şu an artık her şeyin gerçekleşerek ciddiyet kazandığı bir ortamda, bu konular onu zevkten çok, tedirginlik ve korkuya yönlendiriyordu… Evet nasıl oluyordu da gözlerin kapalıyken, kapkaranlıkta farklı yerlerde, farklı kişilerle birlikte oluyordun? Sanki gerçekten yaşarmış gibi… Peki ya bu gördüklerim de bir rüyaysa; yaşadığım bu an, ya da yaşadığım bu dünya bir rüyaysa… Hangisi hayal, hangisi gerçek?... Neyin yansıması bu gerçek denen hayaller… Ben gerçekte neyim?... Bu bedeni, bana bu şekilde gösteren ne?... Yaşantım bir hayalden ibaretse eğer, hayal nerede bitip, gerçek nerede başlayacak?.. Ya da hayal hangi noktada gerçeğe dönüşecek?... Gerçekte, gerçek ne?... Ve neye göre gerçek?... Hayal ve gerçek, birbirlerine tamamen zıt görünen, aslında birbirinden farklı olmayan tek bir mana mı yoksa? Yaşadığım her şey hayal, yaşama hayalinin dahi olmadığı şey ise gerçek mi olmuş oluyor bu durumda? Eğer bunlar bir hayal ise hemen uyanmak istiyorum…

“ Korkma... Bunlar seni uyandırmak için bilincinde yaşadığın ufak seyahatler yalnızca… Aslında içinde bulunduğun, seni sınırlayan ve boğan ortamdan çıkman için… Kendine inanman bu işin başlangıcı olacak. Kendine inandıkça gerçek kendini tanıyacaksın. Gerçek kendini tanımaya başladığında ise, sana sonsuzluğun sınırsız kapıları açılacak. İşte o an da tek bir gözle seyredeceksin tüm yaratılmışları ve aslında… Neyse hazırlan artık uçuşa… Arkadaki paraşütü üzerine geçir, birazdan merak ettiklerini göreceksin… “

“ Nasıl yani? İlk defa uçağa biniyorum, hayatımda hiç paraşüt görmedim ve sen benden atlamamı mı istiyorsun? Ama bu gerçekten delilik!... “

“ Gerçek delilik, sınırlı olan bedenini dinleyerek burada kalmak olurdu bence… Göreceklerini başka bir yerde görme şansın olmayacak!... Ya buradan kendini boş sandığın doluluğa bırakır ve seyredersin benimle, ya da burada oturur gerçek sandığın hayal dünyana geri döner ve kendi masalını yazmaya devam edersin… Anla artık! Yazılan tek bir masal var, versiyonu ne olursa olsun… Sadece tek bir masal… Gerçekle yüzleşmek ve bizzat yaşamak isteyen sendin… Geceleri devirip her sabah gerçeği isteyen de sendin… Karar senin!... İkinci bir şansın olmayacak, bunu unutma!...”

Bedeni orada kalmak istiyordu, ama düşünceleri, benliği boşuna mı onu alıp buralara kadar getirmişti? Demek ki yaşaması, görmesi gereken şeyler vardı. Sadece tek bir adım atarak özgürlüğe kanat açabilecekti... Bunu bir paraşütün ucunda nasıl yapacağını bilmiyordu, ama içindeki ses düşüncelerini yarım bırakmamasını, düşündüğü şeyleri tutup yürümesini ve böylece gerçek yolun ona açılacağını söylüyordu… Yavaş ve korkak adımlarla uçağın arkasına doğru yürümeye koyuldu. Köşede duran paraşütü aldı ve üzerine geçirdi…

“ Peki, beklemediğim bir durum olursa bunu nasıl açacağım?..”

“ Aslında gerek olmayacak, ama çok ihtiyacın olursa mendili çek!...”

“ Neden ihtiyacım olmayacak, otomatik mi açılacak yani?...”

“ Neyse bunu göreceksin, artık atlaman gerekiyor!...”

İçinde daha önce hiç duymadığı bir heyecan duyuyordu... Kalbi öyle çırpınıyordu ki, sanki yerinden çıkacaktı… Son kez kendisini boşluğa iten karanlığa baktı. Daha önce hiç böyle bir beden tarafından izlenmemişti. Bu bakış öyle bir bakıştı ki, gözlerinin hatta gönlünün ta içlerine ılık bir dostluk ve güveni dolduruvermişti…

Göğsü her şeyi kapsayacak kadar genişledi... Bir anda korku, bu hislerin yanında yerini huzura bırakmıştı… O da öyle yapmalı, kendisini bu boşluk sandığı doluluğa bırakmalıydı… Hislerini doğrulamak istercesine…

“ Yanımda olacak mısın?...” kelimeleri dudakları arasından buharlaşarak havaya karıştı…

“Seni bir an olsun yalnız bırakamam ki… Kendini attığın boşluk ben, ben ise senim…” sözleri tüm benliğini kaplamıştı…

Ve kendisini, sonunu göremediği kapkaranlığa bıraktı… Kafasını yukarı kaldırdığında ne gölge beden ona bakıyordu, ne de görünen bir uçak vardı… Aslında burası gökyüzü bile değildi… Ama bu kadar hızlı gerçekleşen bir düşüşü daha önce hiç yaşamamıştı…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 630
Kayıt tarihi
: 29.07.09
 
 

Uludağ Üniversitesi Tohumculuk Bölümü öğrencisiyim... Birşeyleri yoktan varetmeyi sevdiğim için fels..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster