Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
3314
 

Harran güzeli Şanlıurfa

Harran güzeli Şanlıurfa
 

Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar
Seni sevdiğimi kim anlar
Yüreğim yanar içim yanar
Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar’

Biliyorum böyle değildi bu türkü. Biliyorum başka düşler, başka sevdalar vardı bu türkünün notalarında. Biliyorum Urfa dağları’nda kaç ceylana vuruldu Şanlıurfa’nın buğday tenli delikanlıları. Bilmediğim Urfa dağları’nda gezen ceylanların yüreğine düşen hangi sevda idi. Ve kaç ceylan vuruldu bir sevda namlusundan çıkan aşk kurşununda. Her gün yeni bir tona boyanır doğa, her gün yeni bir renk alır. Her gün bir devrim geçirir yanılan zamanlar. Yaşadığımız şehirler, mahalleler, sokaklar da değişir. Değişmeyen, hep aynı kalan şehirlerin beton yığınları arasındaki hayatlarımızın bir yanına sıkışmış, inanışlarımız, düşünüşlerimizdir. Şehirlerin, yüreğine sızmış birer anıları vardır. Şehirler bu anılarını bir sır gibi saklarlar. Onları konuşturmanın, sırlarını paylaşmanın en güzel yanı onlara bakmak, onlara dokunmaktır.Bu hafta sonunda Harran’ın yüreğindeki şehre, Urfa’ya gittik. Şehrin sırlarını paylaşmak için… Şanlıurfa’nın tarihî ve doğal güzelliklerini paylaşmak için binlerce insan akın ediyor bu şehre. İnanç turizminin en güzel örneğinin sergilendiği bir yer burası. Şanlıurfa gelişimi gecikmiş illerimizden birisi. Yeni yeni kıpırdanıyor, yeni yeni şanına şan katıyor. Urfa’ya nasıl şanlı denildiğini sizler, tarihin süzgecinden geçen binlerce Anadolu evladı, iyi biliyorsunuz. Şanlı olabilmek için kaç insan düştü toprağa, kaç sevdalı kız geride kaldı… Şanlıurfalılar’ın Eyüp’çe sabrı, İbrahim’ce ateşe meydan okumaları onları şanlı yapan en büyük etken olsa gerek.

ATEŞİN AŞKA YENİLDİĞİ YER

Şanlıurfa’nın ilk akla gelen yeri ateşin suya dönüştüğü, zulmün ferahlığa eriştiği yer olan Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yerdir. Hz. İbrahim’in doğduğu mağaraya ‘İbrahim Halilulah’ın makamı’ denirken; ateşin suya, odunların yanık balıklara dönüştüğü yere de ‘Halil-ür Rahman gölü’ denilmektedir.Yanımıza yaklaşan yedi-sekiz yaşlarında bir ilkokul öğrencisi, hani çok bilme edası ile ‘siz bu gölün hikayesini biliyor musunuz?’ diye sordu. Bilmeyen yoktur Hz İbrahim’i yakmayan ateşin kıssasını. Anlatmasını istedik, başladı anlatmaya. Çok da güzel anlatıyor. Biz yarıda kestik bu kıssayı, ama anlattıklarının bir karşılığını isteyeceğini biliyordum tabiî. Sonunda haklı çıktım. ‘Ağabey bir okul harçlığı yok mu?’Hz. İbrahim’in ateşe neden atıldığını sizlere anlatayım, ne dersiniz?

Nemrut tahtının birgün kendine kalmayacağını öğrendiğinde, belirtilen zamanda doğacak tüm erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. O yıl doğan çocukların tümü öldürülür. Hz. İbrahim’in annesi hamile iken bir mağaraya gizlenir ve Hz.İbrahim’i orada dünyaya getirir. İbrahim on yaşına kadar bu mağarada yaşar ve daha sonra nemrut ile halkının taptığı putlar, onların bu yanlış inanışı ile mücadele etmeye başlar. Birgün bütün putları yere devirir balta ile. Baltayı da büyükçe bir putun üzerine bırakır. ‘Kim kırdı putları?’ denildiğinde; onların inandığı, yardım dilediği büyük putu gösterir. Herkes bunun bir saçmalık olduğunu, putun bunu yapamayacağını düşünerek güler. Bu hareket Nemrut’un öfkesine sebep olur. Nemrut şehrin kalesine yüksek bir mancınık yaptırır. Kalenin altındaki düzlüğe büyük bir ateş yaktırır. İbrahim’i mancınıkla ateşe fırlatır. Ateş kimin, su kimin, ölüm kimin, yaşam kimin bunun farkında değildir Nemrut. Oysa o Allah’ın kendisini ‘DOST’ (Halil) edindiği bir itaat abidesidir. Rabbi’ne sığınır ve ateş su olur yanan odunlar balık… Hatta bu balıklar biraz yanıktır. Halk arasında, ‘kim bu balıkları yerse ya ölecek ya da hastalanılak’ inancı doğar. Kim bilir ateşin yakmadığı İbrahimler var mıdır hâlâ aramızda? Hâlâ Allah’ın ‘dostum’ dediği insanlar. Elbette ki inanmak ya da inanmamak insanın hür iradesi dahilindedir. Bu tür yerlerdeki en büyük yanlış, ziyaretlerde buradaki Allah dostlarına gösterilen sevginin yanlışlığı. Şu inanan için bilinmelidir ki Allah’tan başka yardımcı, O’ndan başka dilek kapısı yoktur. İnanan insanlar bu tür Allah dostlarının Allah katındaki yerinden yararlanmalıdırlar dualarında.

SABRIN SONSUZA ULAŞTIĞI YER

Sabır direnmek, sabır beklemek, sabır sığınmak, sabır özlemek, sabır düğümleri bol bir ipi çözmeye talip olmak… Anadolu’da binlerce sabır abidesi yatar ve sabırla bizi beklerler. Tüm çaresizliğe rağmen O’na teslim olmaktır aslında.Hz. Eyyub (a.s.) peygamberin bütün malı ve sağlığı elinden alınmasına rağmen o Allah’a olan şükründen vazgeçmemiş, tam aksine sabır ve tevekkülle ona daha çok muhabbet duymuştur. Onun hastalık çektiği mağara onu ziyarete gelenler tarafından büyük ilgi ile karşılanıyor. Sabrımızın tükendiği vakitlerde onu ziyaret etmek bize bir örnek teşkil edecektir. Yaşadığımız dünyada o kadar sabırsız olmuşuz ki, en ufak bir rahatsızlıkta bütün nimetleri verene karşı başkaldırabiliyoruz. O ise çektiği sıkıntılardan hiç şikayet etmemiş, vücuduna düşen kurtlara bile aldırış etmemiştir. Bu dünyada sabır çekerken verilenlere şükretme yüceliğini kaçımız gösterebiliyor?

TARİH KOKAR HARRAN GELİNİ

Şanlıurfa tarihî eserleri ile de Anadolu’nun yüreğinde mazinin kapısına dokunmamıza büyük ışık tutuyor.

ULU CAMİ

Türkler Anadolu’yu fethetmelerinden sonra İslam’a olan inançlarından dolayı kendilerinden önceki yaşayan tarihî eserleri koruma yoluna gitmişlerdir. Bu eserlerin zamanla işlevini kaybetmelerinden dolayı onlara yeni işlevler kazandırılmıştır. Urfa Ulu Camii de bunlardan biridir. M.S 457 yılında kilise olarak yapılan bina işlevini yitirdikten sonra 1170-1175 yıllarında Nurettin Zengin tarafından cami olarak yeniden yapılmıştır. Kızıl kilisenin çan kulesi bugün minare olarak hâlâ işlevliğini sürdürmektedir.

HANLARI

Hani yıllarca gelip geçen yolculara bir dinlenme yeri olan hanlar da Urfa’da çok sayıda vardır. Bunlardan en güzelleri; Gümrük hanı, Hacı Kamil Hanı, Mercek Hanı, Topçu Hanı, Bican ağa Hanı, Millet Hanı ve Barutçu Han…

KALEDEN BİR BAŞKADIR URFA, URFA’ DA BİR BAŞKADIR KALE

Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı tepededir kale. Hani biraz vefasızdır İbrahim’lere karşı. Kaleye dikilen sütunlar mancınık olarak kullanılmıştır Hz. İbrahim ateşe atılırken. Yine Urfa’nın etrafını kuşatan surlar zamanla gecekonduların duvarına bir taş olmuştur. Bizim kadar tarihine vefasız insan var mıdır bilemiyorum.

EVLERİ TAŞTANDIR

Urfa evlerinin biçimlenmesinde iklim ve doğa örtüsünün büyük bir etkisi olmuştur. Evler genelde kalker taşından yapılmıştır. Her ev dışarıdan görünümü ile bir kale surunu andırıyor. Hani içi size ait dışarısı başkasına… Urfa evlerinde dikkat çeken en önemli özellik İslamî inanışların verdiği kültür gereği, haremlik ve selamlık olarak iki bölümden oluşmasıdır. Haremlik kadın misafirleri ağırlarken, selamlıklar da erkek misafirlerin ağırlandığı yerler olmuştur. Ancak tüm şehirlerimizde olduğu gibi Urfa’da da taş evler yavaş yavaş beton yığını apartmanların arasında sıkışıp kalıyor. Şehrin dışına yapılan polis lojmanlarının eski Urfa evlerine benzetilerek yapılması çok güzel olmuş. Şehre Gaziantep’ten girerken bu görüntü karşısında Urfa’ya girdiğinizi fark ediyorsunuz.

ÇİĞKÖFTE NEMRUT’UN ZULMÜNDEN DOĞDU

Urfa deyince çiğköfteden bahsetmemek olmaz sanırım. Sıra gecelerinin vazgeçilmez tadıdır çiğ köfte. Yandığımız halde onu yemekten vazgeçemeyiz nedense. Bizim için tadı çok acı da olsa Urfalılar için pek de sorun teşkil etmiyor, hatta acısız olması sorun onlar için. Çiğköftenin nasıl ortaya çıktığını anlatayım size. Hz. İbrahim’i ateşe atmak için her yerden odun toplanır. Evlerde odun bırakılmaz. Nemrut, bacasından duman çıkan evin ölüm fermanını vermiştir. Bir aile reisi Urfa dağlarında gezen bir ceylanı avlayıp getirir. Pişirmek için ateş yakamayan evin kadını eti yoğurarak çiğköfteyi yapar. Bundan sonra çiğ köfte ortaya çıkar. Nemrut’un zulmünden Urfalılar’ın vazgeçemeyeceği bir yemek böylece Urfa’da ortaya çıkmış olur. Urfa’ya gidip de çiğ köftenin tadına bakmadan sakın dönmeyin, benden söylemsi.

IRMAKLARIN IŞIĞA DÖNDÜĞÜ YER

Atatürk barajı Urfalılar’ın hem gurur, hem de yaşam standardını yükseltecek bir proje. Van gölü ve Tuz gölü’nden sonra Türkiye’nin en büyük yapay gölü ve dünyanın en büyük barajları sıralamasında gövde büyüklüğü bakımından dünyanın altıncı büyük barajı… Barajda verilen birifingin sonunda izleyenleri güldüren, bir o kadar da barajın önemini oradaki halk için anlatan bir fotoğraf gösterildi. Fotoğrafta tarlada traktörü üzerinde bir çiftçi var. Buraya kadar her şey normal görünüyor. Fotoğraf karesinin içinde asıl dikkati çeken nokta çiftçinin cep telefonu ile konuşması. Ne diyelim iyi alo’lar.

OKUSFOTRSUZ ŞEHİR NOTASIZ ORKESTRA

Ufalılar’ın İbo’su bir zamanlar okusforttan bahsetmişti. Urfa’da çevre illere göre eğitim oranı biraz daha geri kalmış. Urfa’da eğitim düşük olmasına rağmen herkes burada bir küçük İbo. Hatta buranın eşeklerinin notalı olarak anırdıkları söylenir halk arsında. Ve her yanı türkü kokar Urfa’nın. Her türkünün de bir hikayesi vardır.Hani bir türkü var, ‘kaytan bıyıklarını sürsem nerelerine’ diye. Onun hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum. TRT ‘nin açtığı bir yarışmaya Urfalı bir sanatçı da katılır. Ancak kılık ve kıyafeti pek de Ankara havasına uygun değildir. Kapıdaki sekreter neden geldiğini öğrenince ‘bu kılıkla içeri giremezsiniz’ der. Bunun üzerine bizim sanatçı alır sazı eline kaytan bıyıklarını sürmediği yer bırakmaz.

KELAYNAKLAR BİRECİK’TE YAŞAR

Nesilleri tükenen kelaynaklar Urfa’nın Birecik ilçesinde koruma altına alınmışlardır. Bu kuşlar hiç dinlenmeden dört yüz kilometre uçabildikleri halde şimdi koruma altında uçmayı unutmuşlar. Kelaynakların neden kel kaldığını araştıracak değilim, ama halk arasında kelaynak kuşlarının soyunun tükenmesi durumunda kıyametin kopacağına sıkı sıkı inanılıyor. Biz ne yapıp ne edip kelaynakların yaşamasını sağlamalıyız. Yoksa işimiz yaş.

HEP BİR VEDA VAKTİDİR AKŞAMLAR

Nedense bu tür güzelliklerin arkasından mutlaka ayrılık saatinin geldiğini söyler akşamlar. Yediklerimiz bize kalsa da gördüklerimizi sizinle paylaşma zevkli idi. Ama biliyorum bu Urfa’nın tadına doyamadınız. Ne yalan söyleyeyim ben birkaç defa daha gitmeyi düşünüyorum.

Hoşça kal Urfa
Hoşçakal akşam güneşleri
İbrahim’in ateşinde GÜL
Eyyub’un sabrında bir İL

Olarak kal ŞANLIURFA

Dağlarına yeniden ceylanlar insin,
Nemrut’ların ateşi sinende sönsün
Şanlı bahtın asırlarca sürsün

Sen hep sen kal şen URFA

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben urfalıyım ve peygemberler şehrini çok güzel anlatmışsınız ellerinize ve de yüreğinize sağlık :)

asokaro 
 07.12.2007 22:33
 

Gaziantepli hemşerim diline sağlık hoş yazmışsın.Sabır ve sebat etmek isteyenlere yazını önereceğim.Başarılar dilerim.ADIYAMAN'dan Fahrettin ÇİTİL

Yalnıztürk 
 06.12.2007 21:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 3194
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Çeşitli dergi ve gazetelerde, gezi, deneme, öykü, şiir yazan bir yazar. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster