Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '10

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
Okunma Sayısı
1358
 

Harran Ovası

Harran Ovası
 

Harran evlerinin kubbeleri


Rehberimiz Ömer'le, kaldığımız binanın önünde buluştuğumuzda saat 7.30 olmuştu. Dışarısı dehşet sıcak ve köşeye gidip minibüs beklemeye başladık. Beklediğimiz kavşak işlek bir yer ve bol miktarda araba ve otobüs geçiyor ancak Harran minibüsleri geçmiyor. En sonunda eşiyle birlikte bir yere gitmekte olan bir adam minibüsü ile durarak bize nereye gittiğimiz sordu ve Harran dediğimizde yanlış yerde olduğumuzu söyleyip bir güzellik yaparak bizi epeyce uzak bir mesafede olan başka bir yere bıraktı. Ömer de bilmiyormuş bizim oradan nasıl gidildiğini. Harran minibüsüne bindiğimizde saat artık 9 olmuştu ve sıcak dayanılır gibi değildi. Minibüs indir- bindir yapıyor aç karnımıza sıcaktan iyice midemiz bulanıyordu.

Harran Ovasına geldiğimizde dünyanın ilk üniversitesinin kurulmuş olduğunu söyledikleri yerin tam karşısında Arapların pazarı vardı. Arapları Urfa’da kolayca ayırt edebiliyorsunuz. Araplar kafalarını Mor ve maviye çalan renkte bir örtü ile örtüyorlar. Kadını da erkeği de. Mor çölde yılanları kovmak için kullanılan bir renkmiş. Harran’da minibüsten indiğimizde gitmek istediğim ilk yer Dünyanın ilk üniversitesinin kalıntıları. Oğlum benden önce davrandı önden yürüdü kalıntılar tel örgülerle çevrilmişler ve tel örgülerin dışında bir levha var. Ama o da ne? Üniversite ile ilgili bir söylem yok. ‘Ulu Camii’ yazıyor levhada ve İngilizcesi ‘Grand Mosque’. Oğlum bana bakarak ‘ sen yanılmışsın bu üniversite değil cami dediğinde ben ısrarla “hayır” diyorum “değil, burasının üniversite olması gerekiyor.” Daha sonra Urfa Otobüs Garında interneti taradığımızda Türk siteleri haricinde, Türkiye, Harran, Üniversite ile ilgili hiçbir bilgi bulamadık. İnternetteki bilgilere göre dünyanın en eski üniversitesi Kahire, Mısır’da kurulmuş. Wikipedia’ya baktığımda da tüm eski üniversitelerle ilgili bilgilerin sıralandığını ve listede Türkiye’nin yer almadığını görmüş olduk. Harran’daki üniversitede astronomi çalışmaları yapılmış ancak Türkiye bunu dünyaya duyurma çabalarında çok sıkı çalışmamış gibi görünüyor. Yani siz bu konu ile özel olarak ilgilenmiyorsanız bilmeniz biraz güç oluyormuş. Bari dışarıdaki levhaya bunu yazdırsalardı, belirtselerdi ne iyi olurdu. Din, Tıp, Matematik, Gökbilim ve Felsefe çalışmalarının yapıldığı bu kalıntıların dışındaki levhada bunları belirten bir bilgi yok. Gelen turistlerin karşılaştığı levha bu! ULU CAMİ tanımlaması yanlış.

http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_oldest_universities_in_continuous_operation


Biraz ileride Harran evleri görünüyor. O tarafa yöneldik. Ömer bize çevremizdeki Üzerlik otlarını gösterdi, ortalık onlarla dolu. Evlerin dışında iki tane deve varö birbirlerinden uzağa bağlanmış ikisi de. Ömer develerden birinin yanına gittiğinde uzaktan bir adam dokunmamasını bugün devenin diğer deveye kızgın olduğu için sinirli olduğunu söyledi. Tepmesinden korkan Ömer geri çekildi. Hiç ağaç yok, gölge olan tek yer kubbe evlerin içleri. Harran evleri doğal malzemelerden yapılmış konik kubbe biçiminde evler. Harran evlerinin kubbelerinde bölgede ağaç malzemelerinin olmayışı nedeni ile tuğla kullanılmış odaların hepsi birbirine bağlı bi rev 18 oda olabiliyor ve iklime gore kışın sıcak yazın da serin oluyor. Artık korunmaya alınmış olan Harran Evlerinin bir tanesi halka açıktı. Ev sahipleri de odaları gezdiriyorlardı. Kanada’dan gelmiş olan bir aile vardı bizimle birlikte gezen. Ev sahiplerinden olan ve bize evi gezdiren genç adam orada yaşamadıklarını sadece gezdirmek amacı ile orada bulunduğunu bildirdi. Evlerin içinin yüksekliği belki 4-5 metre kadar olabilir. Ama gerçekten serin içerisi, gelin odası, oturma odasında epey bir zaman kaldık ve serinlikten ayrılmak istemedik. Otantik kıyafetler var isteyen onları giyip resim çektirebiliyor. Bende hemen geçirdim üstüme bir kıyafet. Bunların hiç biri için ücret talep etmiyorlar. Amerika’da olsaydık bu iş bize en az 20 dolara mal olurdu ve fotoğrafı da bize çektirmezlerdi. Bahçede oturup uzun zaman ev sahipleri ile sohbet ettik çay ve gazoz veriyorlar. Bunların parasını ödüyorsunuz sadece. Hatıra eşyalar arasında duvar süsleri olarak hazırlanmış ipe dizilmiş üzerlik var. Onlardan bir kaç tane aldım. Tanesi 2 TL. Bunlar duvara asılırmış ve nazar olduğuna inanıldığında yakılırmış. Benim bu süsü bozmaya hiç niyetim yok, hiç bir zarar görmeden de evime getirmeyi başardım. Dışarı çıkıp minibus durağına yürümek bile öyle zor geliyor ki o sıcakta. Sıcak ürkütücü Saat 11 oldu artık gitmemiz gerek saat 2 de ilk otobüs kalkıyor. Ev sahipleri dolmuş durağını aradılar ve rica ettiler. Şoför bizi gelip kubbe evlerin oradan aldı. Çok farketmedi ama yine de onların bu bizi rahat ettirme çabaları, sıcak davranışları bizi mesteden.

Uzun ve sıcak bir minibus yolculuğundan sonra eve geldik. Mustafa’nın annesi bize kahvaltı hazırlamış hep birlikte kahvaltı ettik ve eşyalarımızı topladık artık ayrılma zamanı. Hem Urfa’dan ayrılacağız hem de birbirimizden. Evden çıkmamız tam Cuma namazı saatlerine denk geldi. Biz köşede taksi bulmaya çalışırken millet akın akın camiye namaza gidiyordu. Doktor, hademe, hemşire kılıklı bir çok kişi ilerdeki hastaneden camiye akın ediyorlardı. Hülya’ya ‘hastanede biri komaya girecek olsa herkes camide’ diyorum.

Urfa’nın yeni otobüs garı modern ve kliması cayır cayır çalışan bir bina. Her birimiz ayrı bir otobüs firmasından biletlerimizi almışız. Hülya Ordu’ya annesinin yanına gidiyor. Zehra Malatya’ya gidecek ordan uçakla İstanbul’a gidecek, bileti öyle kesilmiş. Oğlumla ben Diyarbakır’a gidiyoruz bu gece 9 da İstanbul’a uçacağız. Artık yorgunuz İzmir için yola çıktığımızdan bu yana 18 gün geçmiş ve artık İstanbul’u özlemişiz. İlk Zehra bindi, 30 yıl sonra gecenin bir yarısı tanımadığımız insanların evinde kucaklaştığım arkadaşımla Urfa’da otobüs garında vedalaştık. Bir saat sonra Hülya bindi. Onunla 10 gün sonra tekrar buluşacağız. En sonunda Diyarbakır otobüsü geldi ve biz otobüse bindik. Bize verilen koltuklar 45-46 en arka sıranın bir önü, gidip yerimize oturduk ve arkada oturan genç cocuklar orada başkalarının oturduklarını söylediklerinde ben aldırmadım oturdum. Biraz sonra otobüs gitmeye hazırlanınca sigara içmek için inmiş olan iki genç geldiler ve bize kalkmamızı söylediler. Ben artık günlerdir yollardayım, hava sıcak bir sürü şey yaşamışım kimse kaldıramaz beni o koltuktan. Müavin geldiğinde biz biletlerimizi gösterdik ve diğerlerinin biletleri yok. Bizim tam arkamıza oturmaları söylendi onlara. En azından oturacak bir koltuk bulundu. Bulundu da, Diyarbakır’a kadar arka koltukta kıkırdayıp yellendiler. Bizden kimin intikamlarını aldılarsa artık.

Diyarbakırda indiğimizde hemen bir taksiye binip Sanat Sokağına gittik. Orada Mardin’de buluştuğumuz arkadaşla buluşup uçuş saatine kadar zaman geçireceğiz. Ozan da bize katılacak işten sonra. Kırmızı saçlı şoför bizi Sanat Sokağına bıraktığında artık saat 5’e geliyordu. Arkadaşın olduğu yerde buluşup oturduğumuzda oğlum gözlerinde dehşetli bir bakışla

-Anne, I pod umu takside unuttum dediğinde ben artık kızdım. Yol boyunca elindeki bu küçük elektronik alete sahip çıkamamış ve hep uyarı almıştı benden. Nereden bulacağız biz o taksiyi. İmkansız. Arkadaşım ne olduğunu sorduğunda anlattık. Sırt çantamıza takılı olan etiketlerden otobüs firmasının telefonunu buldu, onları arayıp gardaki taksi durağının telefonunu buldu ve onları arayıp kırmızı saçlı bir şoförün arabasında telefon unuttuğumuzu anlattı ve o sırada gara geri dönmüş olan şoför bize I podu geri getirdi. Bizde ona taksi tarife ücretini ödedik. Hiç beklemiyordum bulunacağını ama bulundu işte.

Ozan da bize katıldığında artık yemek yemek için planlar yaparken telefonum çaldı. Arayan Derek. Derek ve Paul Diyarbakır’a güneşin batışını izlemeye gelmişler ve bizim de tesadüfen orada olduğumuzu öğrenince bizimle buluşmak istediler ve bizi havaalanına bırakmayı teklif ettiler.

Adamlar son derece düzenli ben onlara Sanat Sokağındaki kafenin adresini verdim ve bu iki Amerikalı güneş battıktan hemen sonra bizi elleri ile koymuş gibi buldular. Bu durumda ben ne yapardım bilmiyorum. Hep birlikte ev yemekleri yapan bir restorana gidip bir şeyler yedikten sonra Mardinli arkadaşımızla vedalaştık, biz çok sevdik onu kim bilir tekrar ne zaman görüşürüz. Ozanla on gün sonra tekrar buluşacağız herşey istediğimiz gibi giderse. Derek ve Paul bizi Diyarbakır havaalanına bıraktıklarında uçağımızın kalkmasına 15 dakika vardı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ayşe seni okurken gerçekten sabırtaşı olduğuna iyice inandım. O sıcakta Harran'a gitmek başlı başına cesaret ister... E, bir de söylemeden geçemeyeceğim, elin adamları iki üç tane dikili taşı göklere çıkarıp haklarında binbir çeşit bilimsel araştırma yaparken bizde Anadolunun gerçek tarihinin bilinmesinden korkuluyor. Sanki Osmanlıdan önce Anadolu bomboştu! Oraların bir zamanlar ormanlık olduğunu düşünüyorum da... Çok değil, 40 yıl önce oralarda çalışan bir jeolog abimiz Urfa'dan Antep'e giderken cipinin önüne ormandan ceylan sürülerinin çıktığını anlatırdı. Şimdi numune için bir ağaç yok! İşte yurt sevgisi böyle oluyor bizde... Sevgiler, selamlar.

hazandagüzeldir 
 20.12.2010 21:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1175
Kayıt tarihi
: 04.10.10
 
 

Bin yildir Turkiye'den uzak yasamis olmanin vermis oldugu olumlu ve olumsuz deneyimleri, cevremdeki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster