Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '17

 
Kategori
Restoranlar
Okunma Sayısı
462
 

Hasan Abi’nin Tahin Soslu Levrek Filetosu

Hasan Abi’nin Tahin Soslu Levrek Filetosu
 

Vesselam komik şehir şu Antalya!

Bir mekânı ya seviyorlar, ya da sevmiyorlar; ortası yok! Her köşebaşında nargileci, hamburgerci! Sonra bir bakıyorsunuz; nargileci kebapçı olmuş, hamburgerci de pastane! Ya da el değiştirip aynı işe devam eden de var. Kapısında da kocaman bir afiş: “Yeni imajımızla hizmetinizdeyiz!” Girip bakıyorum içeri, neymiş yeni imaj diye; dekorasyon ve elemanlar aynı, kasadaki patron değişmiş!

İş yerleri birbiri ardına kapanıyor:( Adam milyonları gömmüş sandalye masaya, afili dükkân açmış; bekliyor ki müşteri gelsin, hava cıva tabii; millet BigChefs’te, Midpoint’te “Desinler” peşinde! E bir de Shakespeare açıldı Fener’de, sanırsın ikinci tabak hediye!

Ama değişmeyen klasik: Rakı-Roka-Balık sevdası.

İzmirlinin perşembeden Çeşme’ye fıyması gibi, Antalyalılar da cumayı zor eder ki koşsunlar balıkçıya! Nefretlik bir durum yani. Cuma-Cumartesi nöbet vardır balıkçı meyhanelerinde.

Sizin anlayacağınız; hayata yorgun gelmişler, keyif için yaşıyorlar! Oysa üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde balık yemek kazıklanmak demek! Balık restoranlarındaki garsonların bakışıyla kebapçı garsonlarının bakışı dahi farklıdır. “Ne vereyim abime?” sorusuyla; ne kadar sevildiğiniz, ne kadar eski müşteri olduğunuz, pek iyi tanındığınız, saygı duyulan bir kişi olduğunuz hissettirilmeye çalışılsa da sorunun aslı: “Nasıl öpeyim abimi?”dir! Menü verilmez! Verilse dahi fiyatlar yoktur, hele ki balık fiyatlarını sormak fazlasıyla ayıp ve racona terstir!

İşte bu sakil oryantalizmi bildiğim için RRB lokantalarından uzak durmuşumdur hep. Hamsiyi, istavriti, uskumruyu pek severim ve neyse ki hem İstanbul’da hem de Antalya’da balığın tazesini yiyebildiğim, tebessümü paraya tercih eden, sıcaklığı salaşlığında gizli yerler de var. Sohbet ille de rakıyla olacak değil ya, mis gibi demlenmiş çayla da oluyor!

Dostumuz Hasan’ı hatırlarsınız, rakı-balığa davet etti Yorgo Dayı’yı ve lütfen de bizi:) Çünkü bilir ki rakının balığı katlettiğini düşünürüm ve rakı sofrasında çekilmez biri olurum! Sauvignon Blanc’in isli meyve aromalarını, diri ve canlı yapısını; Chardonnay’nin vanilya ve baskın şeftali kokusunu dinlemek istemezler. Ve ne acıdır ki balık gibi naif bir yiyeceğin yanında 45 derece rakının ne aradığına da mantıklı bir açıklama getiremezler!

Sanki körili morina filetonun yanında 43 derece viski içen bir İngiliz vardır da aman biz de eksik kalmayalımdır!

Henüz yurt içinde rastlamadım; ama yurt dışında şarap sunumunu -yemek siparişini alan garsonun dışında- someliyeler yapar;

“İyi akşamlar efendim. Garsonunuzdan siparişinizi öğrendim. Châteaubriand eşliğinde size 2010 Cabernet Sauvignon ya da 2012 Syrah önermek istiyorum. Tabii, sizin rekolte ve farklı üzüm tercihiniz varsa da dinlemek isterim.” derler.

Hasan’ın tarifine göre, eski Lara yolundaki bir balıkçıya gittik. İsmini söylediğinde bilmememe şaşırdı ve tövbe çekti. Sınavda çakmış öğrenci gibi hissettim kendimi.

Asortik balıkçı lokantalarında garsonlar çoğunlukla beyaz gömlek, siyah pantolon giyerler. Nedenini merak ettiniz mi? Çünkü siyah, maçoluğu; beyaz da rakıyı temsil eder!

“Sayın abicim hoş geldiniz! Çoktandır göremedik sizi. Kaç kişiyiz bu akşam?”

Seni yağcı, seni bahşiş odaklı cİngÖz seni; hayatında ilk kez görüyorsun beni!

“Biz Hasan Bey’in misafirleriyiz.”

Uzaktan el sallayan Hasan’a doğru yöneldik, yanındaki sarışın huriyi bilemedik. Ukraynalı Sasha’yı tanıttı gururla. Dermatolog olduğunu söyleyince hatun, Elçin’le koptular bizden.

“Ata, sen misafirsin, lütfen garsonlarla muhatap olma!” diyerek önlem almak istediyse de Hasan, Yorgo’nun yüzündeki tüyoyu kaçırdı:)

Yarı buruşuk gömleğinin pantolon içindeki sağ yanı sola göre çıkmış görünen balıketi garsonumuz -anlamlı gülümsemesiyle- yuvarlanarak teşrif etti masamıza.

Belli ki Hasan’la iyi tanışıyorlar, “N’aber Eşref, neler vereceksin bu akşam bize?” deyiverdi bizimkisi!

Benim sigortalar ısınmaya başladı tabii. Elçin masanın altından ilk dürtüşünü yaptı, Yorgo Dayı’nın bakışlarında rica vardı!

Marsilya’da L’Hippocampe’a gireceğim ve garsonumuz Darcel’e “Neler verecen bu akşam bize?“ diyeceğim, -ve biliyorum- o da önce aptal aptal bakacak ve denileni neden anlamadığının utancıyla şefini yardıma çağıracak!

“Eşref’cim, sana güveniyorum; güzelce donatıver masamızı, misafirlerimize mahcup olmayalım. Havyar ızgara, karides güveç olsun mutlaka. Yengenin dil balıklı pazı sarmasını da unutma. Balıklardan da kafana göre -ızgara, buğulama- bi aranjman yap işte! Ne dersin, iyi olur di mi Ata? Rahat olalım bu akşam, kasmayalım!”

Tabii ben çoktan Aydın Zeybeği’yle Ankara Misketi arasında gidip gelmeye başlamışım; Elçin’in elime dokunmasıyla ortama döndüm, Hasan ve ekürisi Eşref’in müttefik bakışlarıyla toslaştım; “Menü rica edebilir miyim?” diyerek de ballı lokma tatlısına sirkeyi boca ettim:)

“Pavurya ve börülce alayım ben. Burada fiyatı gözükmüyor, levreğin adet fiyatı mı var, ya da kilosu ne kadar; pişirme parası ekliyor musunuz?”

Eşref önce bana, sonra da Hasan’a baktı; belli ki çalışmadığı yerden sormuştum!

Neyse, uzatmayayım; Elçin’in ve Yorgo’nun ittifakında Hasan’ın “Zıplarım şimdi oraya!” tehdidi karşısında teslim oldum ve Eşref kardeş rakı methine geçti: “Hasan Abi, Tekirdağ Altın mı açayım yine, yoksa misafirlerimiz farklı bir şey mi ister? Yaş üzüm, boğma, göbek ve bir de Tekirdağ 10 numara var, alkolü yüksek.”

Yorgo boş kadehini Hasan’ınkine vurarak, “Sana uyacağım.” dedi, gözler bana dikildi.

“Eşref bey, yiyeceğim Lagos ızgaraya uygun olarak -masada neden şarap kadehi olmadığını anlayamasam da- Sauvignon Blanc ya da Emir alabilirim, hatta -marjinal bir duruşla- Pinot Noir da!”

Koskoca Eşref gözlerimin önünde eridi, küçücük kaldı ve biliyorum, koşup Hasan Abi’sine sarılmak istedi. Eşref’ine kıyamayan Hasan da “Ulen Ata, bütün antin kuntin işler sende! Ne olur yani bu akşam da rakı içsen!” dedi.

“Oylama yapalım, ne çıkarsa kabul edeceğim.” dedim.

Angel Anne, Elçin ve ben şarap dedik; Yorgo, Hasan ve Sasha rakı dediler.

Ne mi yaptık?

Hepimiz bira içtik!

Hesap düştü, elli lira bahşişi beğenmedi Eşref! Pek sevdiği “Hasan Abi”si birden “Hasan Bey” oluverdi:)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

tamam siz haklısınız..

savas barka 
 03.12.2017 15:04
Cevap :
Sonunda anlaşabildiğimize sevindim:)  03.12.2017 16:47
 

mb de hiç kimseyi palamut istavrit olarak görmedim dışarıda yakalrsam sizede öğrtrm :)).iş dedim nerelere çektiniz..benim için hepiniz ayrı ayrı öğretmensiniz..yaptığım yorumlar ilgili yyda ilgsiz..her biri benim için ders niteliğindeydi..anlamak istemediniz..bi kelimeden bin tane senaryo üretenlerin bunada verecek cevapları vardr elbette..ama işin doğrusu bu..bugün benimle kavga edesin var herhalde ..senin cevaplar gecikmeli gelir ya genelde..

savas barka 
 03.12.2017 1:21
Cevap :
Hiç değilse hamsi olalım bari:( “Sizlerden öğrendiklerim -büyük balığı tutmak için- bir gün illaki işime yarar.” dediniz ya, ondan diyorum:) Sizi tanıyan, gören, konuşan kimse yok; yıllardır insanlara kelalaka yorumlar yapıyorsunuz ve diyorsunuz ki “Ben alacağımı alıyorum.” E biz almıyoruz ve tarzınızı da anlamıyoruz! Sizi anlamamakla suçlamak mantıklı mı? İçsel salınımlarınızın neresindeyiz ki sizi anlayamamak eksikliğimiz olsun! Ben kimseyle kavga etmem, polemiğe de girmem; neyin mücadelesini verdiğimizi de anlayabilmiş değilim! Lütfen kendi sayfanızı açın, sizi tanıyalım; bloglarınızı yazın, okuyup yorumlayalım. Aklıma gelmişken; Yılmaz Çetingöz, Kerim Korkut ve Kadri Kanpak arkadaşlarımız sıklıkla toplantı düzenliyorlar. Ben de bir kez katıldım. Çok donanımlı insanlar ve size -büyük balık yolculuğunuzda- katkıları olabilir. Görünür, dokunulur, konuşulur olun; böyle bir derdiniz yoksa da kimseyi sizi anlamamakla suçlamayın!  03.12.2017 9:34
 

hmmm..narsist..emin ol narsist değilim..bencilde..şüpheci olabilir belki..bi adım gelene on adım gitmem mesela..gereksiz fedakarlıklarım yoktur..hak etmeye inanırım..sonra adilimdir..çıkarcı değilim..dik başlıyıım aynı zamanda sogukkanlı..narsistler övülmeyi sever pohpohlanmayı..ben gerçeklerden yanayım...herkesle kolay arkadaş olurum ama herkesle dost olmam..senin düşündüğün gibi rahatta değilim..kırmızı çizgilerim fazladır..kolay kolay geçemem..

savas barka 
 03.12.2017 1:07
Cevap :
Siz balıksınız, ben akrebi anlattım:) “Rahat”lıktan neyi kastettiğinizi anlayamadım ve öyle olduğunuzu düşündüğümü de nereden çıkardınız? Çizgilerinizin renkleri sizi bağlar, yeşilde de durabilirsiniz! Yorumunuz CV gibi olmuş, kendimi İK müdürü gibi hissettim:))  03.12.2017 9:17
 

akrebin tutkusu bende de var ..doğru...dibini buluncaya kadar yaptığım işle uğraşırım..bulduktan sonrada ilgi alanımı değiştiririm....bazılarını amaçları ayakta tutar..inançları koruyup kollar..yoksa düşündüğün kadar güçlü değilim..ayrıca yorumlar bedava merak etme para falan istemiyorum:)başka bi yazınızda görüşürüz :))

savas barka 
 02.12.2017 17:03
Cevap :
Kalabalık bir mekâna giren akrep kadınının gözlerinde şu sorgulayıcı ifade vardır: “Buradaki herkes şu anda salona çok güzel bir kadının girdiğinin farkında mı acaba?” Kısaca, narsisizm onunla özdeşleşmiştir! Blog konusuyla ilgili dilediğinizce yorum yapabilirsiniz elbette.  02.12.2017 18:53
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8319
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1138
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster