Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '12

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
992
 

Hasanoğlan’da Gölköy Köy Enstitüsü izleri

Hasanoğlan’da Gölköy Köy Enstitüsü izleri
 

16 Türk Devletini simgeleyen ağaçların yer aldığı cennet mekan(Fotoğraf:Mehmet Erbil)


Köy Enstitüleri, Anadolu köylüsünü çağdaş düşünen insanlar olarak yetiştirmek ve onları yaşamın her alanında yenilikçi atılımlara yöneltmeyi amaçlayan bir eğitim sistemiydi. Bu bağlamda köy çocuklarının yaratıcı, özgür ve üretici insanlar olarak yetiştirilmelerinin gerçekleşmesi için düşünülen bir eğitim süreciydi. Köy Enstitüleri. Anadolu insanı için aydınlanma ve özgürlük arayışının temel noktalarından en önemlisiydi.

Onlar okumak için bir araya geldiler. Öncelikle; çalışkanlığı, yardımlaşmayı, birlikte iş bitirmeyi öğrendiler. Her fırsatta okudular, okuduklarını uslarına sindirdiler. Yöresel özellikleri benimseyip, o ortamlara uygun üretim ve araştırmalar yaptılar. Çevrelerini tanıdıkça, üretimlerini çevre olanaklarına göre verime dönüştürdükçe, yurt sevgileri daha da büyüdü.

Kısaca “Köy Enstitüleri, ulusal aydınlanma hedefinde “yaratıcı aklın” değerini ve “üreten bir toplum olmanın erdemlerini rehber alan kuşakların yetişmesini amaçladı ve sağladı. Köy Enstitüsü mezunu olup da “yurtsever”lik ve “cumhuriyete bağlılık” duyguları güçlü olmayan tek bir kişiye rastlanılmaması bundandır.”(1)

Onlar öğretmen oldu.

Onlar ışık oldu Anadolu’ya.

Kol kanat gerdiler, yendiler yoklukları.

Köyde okul mu yoktu. Köylüyle el ele verip okul yaptılar. Olanı değil olmayanı bulup gerçekleştirdiler. Usta oldular, tarımcı oldular, gerektiğinde de sağlıkçıydılar.

Dahası onlar köyün, köylünün her şeyiydiler.

O günlerin tanığı Gölköy Köy Enstitüsü 1945 yılı mezunu olan “Ali Efe Tay Dergisi yayınlarından olan “Köy enstitüleri” kitabında …“Kentlerdeki hazır binalarda, kent yaşamının içinde, tüketici olarak yetişmek yerine, kentler dışında bozkırlarda binalarını kendisi kurmak, tarım ve hayvancılık yaparak, rasyonel bir şekilde yaşamını sürdürmek ve bulunduğu yerleri ağaçlandırarak, ekolojik düzeni dahi yaratmak amaçlanmıştı.”  İfadesine “ (2) yer vermektedir.

Öğrenci olarak yaşadıklarını ve gördükleri eğitimin amacını özümsemiş birisinin yerinde bir saptamasıdır bu. Hazıra değil, üretmeye koşacaktı onlar. Koştular da. Yoksa aradıkları, yoksa gerekli olan, çare ürettiler. Yok demediler, yokluğu gidermek için çalışıp projeler üretip sorunları giderdiler. Ders yapacak derslikleri, yatacak yerleri yoktu, hiç yüksünmeden çadırlarda ders yapıp, çadırlarda yattılar. Toprağı samanla karıp, kerpiçler döktüler, kuruttular güneşte. Yetmedi; piyasadan tuğla alacak ödenekleri olmadığı için en yakın çevreden tuğla yapımına uygun toprak arayıp buldular. Usta öğretici ve eğitmen kurtsuna katılan adaylarla birlikte yığınlarca tuğla oluşturdular kalıplarla. Tuğla ocağı yapıp kuruyanları pişirmeye çalıştılar. Olmadı, yılmadan yeniden denediler. Denemeler sonucunda tuğlaları pişirmeyi başardılar.

Günlerden bir gün bu tuğlalardan dördü, Ankara’ya yollandı. Güzel bir paket halinde geldi Tonguç’un eline. Paket Gölköy’den gelmişti. Açtı şaşırdı. Şaşırması çabuk geçti, bu kez heyecanlandı. Bu yaratıcı Anadolu çocukları ve onların başındaki müdür Süleyman Edip Balkır başarmışlardı. Tonguç tuttu bu tuğlaları çok değerli bir biblolar gibi, özenle masanın üstüne dizdi ve de günlerce heyecanla izlemeye devam etti.  Her izlediğinde gözyaşlarını gizlemekte zorlanıyordu.

Anlaşılmıştı, yol doğruydu. Bu ulusa, bu gençlere güvenmekle haklı çıkmışlardı. Onlar yok demiyor, yaratıyorlardı. Ödenek yokluğunda kendi barınacakları yerler için tuğla ürettikleri gibi, bu tuğlalar diğer enstitülerin de umudu olmuştu. Gölköy Köy Enstitüsünün bu başarısı diğer enstitü öğrencilerini de cesaretlendirdi. Parasızlıktan yapılamayan dersliklerini, barınaklarını yapabileceklerdi.

Gölköy Köy Enstitüsü öğrencileri; 1941 yılında Hasanoğlan’a gelen ilk kafile içinde yer aldılar. Kars Cılavuz ve Ladik Akpınar Köy Enstitüsü ile birlikte, 10 Temmuz 1941 de ilk çivileri çakıp, temelleri kazmaya başladılar. Kepirtepe’den gelip çadırlarda barınan öğrencilerin hazırladıkları alanlara birer işlik yapısını bitirerek okullarına döndüler. Her ekip yaptığı yapıya plaketlerini de yerleştiriyordu. Bunlardan Gölköy’ün yaptığı yapıda GÖLKÖY  plaketi hala durur. Ne var ki, yaptıkları bu yapı 2008 yılında yandı/yakıldı. Çatısı kül oldu. Yapı yıkılmaya bırakıldı. Dokunan da, yapan da yok. Çare arayan da.

1946’lı yıllarda, altı yatakhane, üstü derslik olarak kullanılan bu yapının önüne,  Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde usta öğretici olarak saz dersi veren Aşık Veysel bir kiraz ağacı diker. Gider gelir, ağacını kontrol eder, ne denli büyüdüğünü anlamaya çalışırmış. “… o kiraz ağacı benim 2/E sınıfımın önündeydi. 1962-63 öğretim yılı, ışıklar içinde yatsın Aşık Veysel o kiraz ağacını ziyarete geldi. Yanında yardımcısı vardı, ağacın dibine gelince kolu ile ağacın gövdesini kucakladı ve kalınlığını, yukarı uzanarak yüksekliğini tesbit etti. Dallarında gezindiğimiz, henüz olgunlaşmadan kirazlarını yediğimiz kocaman ağaçtı. Onurla, gururla ayrılırken ağacının dibinden, ,ince ince yaşlar döküldü görmeyen gözlerinden. Koca Veysel'e kalmayan dünya,diktiği kiraz ağacına mı kalacaktı...Selam ve saygılar...”(3)

Oysa kimileri; Köy Enstitüleri vakıflarının, derneklerinin üyeleri olarak; bu kurumların savunucuları olduklarını söyleyenler çok.

Çok da; tuğla üstüne tuğla koyan yok.

Söylemlerini yapıp kenara çekiliyorlar. İşleri bu kadar.   

Kısaca; söylemlerle yetinenler, söylemlerle iş yaptığını sananlar çok. 

Hasanoğlan Köy Enstitüsü, ülkemizin eğitim onurudur. Devlet protokolünde yer almış, ülkemize gelen yabancı devlet büyükleri burayı görmeden ülkelerine dönmemişlerdir. En önemlisi de Hasanoğlan, daha önce kuruluşları tamamlanmış 14 enstitünün katkısıyla oluşturuldu. Diğer bir deyişle Hasanoğlan tüm Türkiye öğrencilerinin emeği ve alın teri ile gerçekleştirildi. Bu enstitülerde okuyan öğrencilerin katkısıyla, kısa sürede Hasanoğlan, o günlerin yokluk ve sıkıntılarına karşın çağdaş bir köye dönüştü. Gelen ekipler 21 günde bir yapı yaparak görevlerini tamamlıyor ve enstitülerine dönüyorlardı. Dönüşlerinde onlara armağan olarak yurt gezileri sunuluyordu. Yurdumuzun güzel ve tarihi bölgelerini ve de bu bölgelerdeki sanayi kuruluşlarını tanıma fırsatı da bulmaktaydılar. Bunun amacı onlardaki yurt sevgisini daha da pekiştirmekti.

Gölköy Köy Enstitüsü öğrencileri Hasanoğlan’da yapı yapmakla yetinmediler. 1942 yılında yönetim yapısı önünde bir park oluşturarak, buraya 16 çam ağacı diktiler. Bu sayı çok anlamlıydı ve tarihteki 16 Türk devletini simgeliyordu. Etraf dikilen çiçekler ve güllerle donatıldı. Sonraları peşlerine çok düşülen, rahat, huzur verilmeyen, komünistlikle damgalanmaya çalışılan bu çocuklar tarihlerine nasıl da sahip çıkmışlardı. Çorak toprakları işleyip yeşertmiş, o topraklardan elde ettiği ürünlerle devlete, o kıtlık ve yokluk günlerinde fazla yük olmamaya çalışmışlardı. Onların kurduğu enstitülerde hala kazma ve çapa sesleri, ormana dönüşen ağaç kümelerinde bülbül ve kuş sesleri dinmek bilmiyor. Dağları aşarak getirdikleri sular hala akıyor, Yaptıkları yapılar; içinde insanları, öğrencileri barındırıyor, ısıtıyor onları.

Yönetim yapısının önündeki 16 Türk devletini simgeleyen ağaçlar arasında şimdi mutluluğa kapılar açılıyor, düğünler yapılıyor. Ancak, 70 yıllık olan bu ağaçlar ve çevresi için tehlike oluşturmasına aldırmadan havai fişekler de atılıyor.

Ne diyelim?

Emeği geçen tüm öğretmenlerimi ve onlara yardımcı olanları saygıyla selamlıyorum.

Siz değerli öğretmenlerim, ellerinize, yüreklerinize sağlık.

Işığınız bizleri hala aydınlatıyor.

 

Mehmet ERBİL

 

www.mehmet-erbil.tr.gg

 (1)  Kuruluşunun 70. Yılında Bir Toplumsal Değişim Projesi Olarak Köy Enstitüleri Sempozyumu     www.kastamonuhaber.com   9/5/2010

 (2) Mine Özgür, “Ali Efe ile söyleşi”, Kastamonu Postası, 04.03.2010

 (3) İsmail  Şeker  (facebook-12/10/2011)

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hasanoğlan'da yaşayan ve bahsettiğiniz kampüs içinde 1990 lı yıllarda okuyan birisi olarak yazdıklarınızı içim sızlayarak okuyorum. Ağaçların önünden defalarca geçmiş bahsettiğiniz binalara defalarca girmişimdir. Ancak bilinçsizce herhangi bir bina herhangi bir ağaç gibi dününü bilmeden. Hasanoğlan tarihini ve köy enstitülerini inceleyip araştıma merakım var ancak öğrenecek o kadar çok şey var ki, teşekkürler sayenizde mutlaka bilinmesi gereken ancak bilmediklerimizi öğreniyoruz.

Kazim Ceylan 
 23.03.2012 22:25
 

Aşık Veysel'in kraz ağacı dikmesi. 70 yıllık o ağaçlar yeşeren bozkırlar ne kadar duygulu okuyorum anıları, o günleri o tanıkları eşsiz benzersiz geleceğin parlak tanıkları yitip gitti siyasetlerin kuşatmasında. Bu tür bir yazıyı okuyunca ülkenin içinde bulunduğu o yılları, süreçleri kuşatılmışlıkları, daha derinden duyuyorum. Neden bir uygar, çağdaş bir ülkeye yol alınamadı...

Nabide Kılınç 
 24.02.2012 11:52
Cevap :
Bırakılan yapılar, yeşertilmiş, ormana dönüştürülmüş alanlar görenleri hem heyecanlandırıyor hem de üzüyor. Çok erken budanmış bir sistemin görüntüleri bunlar. Anlayanların içi kan ağlıyor, isyan ediyorlar boşvermişilğe.Dünyaya örnek olmuş bu sistemi baltalayanlar utansın.  24.02.2012 17:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 58
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 704
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster